--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Afrika’da Bir Osmanlı Âlimi Ebubekir Efendi

Hüseyin Öztürk
Hüseyin Öztürk
3

Bilmem söze nereden ve nasıl başlamalı. Afrika denilince hemen her Müslüman yüreğinin hüzünlendiği malumdur.

Afrika; köleleştirilen, sömürülen, dövülen, ötelenen mazlumların, yaşadığı büyük bir kıta ve büyük milletler topluluğudur.

Afrika tarihi boyunca Batılılara göre sömürülmesi, kemirilmesi, halkının köleleştirilmesi gereken bir coğrafyadır.

Malum Batının zenginlik kaynakları Afrika coğrafyasındandır.

Yerkürede millet ve devlet olarak biz hiçbir topluluğa ve coğrafyaya sömürülecek göz ve ihanetle bakmamışızdır, bugün de bakmıyoruz.

Tabi “biz” derken, bir ayrıntıyı kaydetmeliyiz. Batının sömürgen ve kemirgenliğini kabul edip, insanlığın katili olduklarına inananlardan söz ediyoruz.

Elbet Afrika halklarının bir kısmı da sütten çıkmış ak kaşık değildir. Bizde olduğu gibi onlarda da kendi halkına, kendi ülkesine ihanet eden, Batıya sığınan ve kucak açanlar olmuş, hatta günümüzde bazı Afrika ülkelerinin yöneticileri de aynı konumdadır.

Neyse mevzuyu dağıtmayalım. Geçmişte Devlet-i Aliye olarak, bugün de Türkiye Cumhuriyeti Devleti olarak Afrika’ya hep önce insan diye bakmışızdır.

Yavuz Sultan Selim’den itibaren II. Abdülhamid Han ve sonrasında Milli Mücadele dönemimizde bile Afrika ve halkıyla yakından ilgilenilmiştir.

Cumhuriyetin kurulmasından itibaren bu ilişkiler Batılıların istediği üzerine kesilse de Cumhurbaşkanımız R. Tayyip Erdoğan ile yeniden canlanmıştır. Geçmişe dönelim.

Yer altı ve yer üstü kaynaklarını halka düşmanlık besleyerek ve kan dökerek kendi zenginliklerine katan Avrupalılara insanlık adına “dur” diyebilecek tek güç Osmanlı’dır.

İbn Haldun’un ifadesiyle, Devlet-i Aliye’nin izni olmadan Hollandalılar, Portekizliler, İngilizler, Fransızlar Akdeniz’de tahta parçası bile yüzdüremezmiş.

Gelin görün ki, Osmanlı Devleti’ndeki iç karışıklıklar sebebiyle Afrika’ya olan güçlü destekler zayıflasa da yine yardımcı olunmuş ve Afrika’dan gelen feryatlara sessiz kalınmamıştır.

Uçsuz bucaksız Güney Afrika topraklarının en uzak noktasındaki Ümit Burnu’ndan gelen bir çağrıya kulak veren ve gereğinin yapılmasını isteyen Osmanlı Sultanı Abdülaziz’dir.

Abdülaziz Han, tüm iç sıkıntılara rağmen Ümit Burnu’ndaki Müslümanların; “Bize dinimizi öğretecek âlim istiyoruz” davetine, ulema sınıfından Erzurumlu Ebubekir Efendi’yi göndermiştir.

Meseleyi tarihi boyutuyla ele alarak sözü sürdürelim. 

18. yüzyılın sonlarına doğru Cavalı Müslümanlar, ülkelerini işgal eden Hollandalıların zulmünden korunmak için çare olarak, deniz yoluyla binlerce kilometre yol kat edip Afrika kıtasının güney ucunda bulunan Ümit Burnu’na hicret ederler.

Hollandalılardan kurtulduğunu zanneden Müslümanlar, bu sefer de Güney Afrika’da İngilizlerin eline düşerler. Bir sömürgeden öbürüne gelmişlerdir. Tabi ki rahat bırakılmazlar.

Müslümanların buradan başka bir yere daha gidecek halleri olmadığını anlayan İngiltere krallığı, dünya Müslümanların hilafet merkezi olan İstanbul’dan, haliyle devrin Sultanı Abdülaziz Han’dan resmi yollarla yardım isterler.

Ebubekir Efendinin Afrika yolculuğu ve torunlarının vatandaşlık hikâyesi yarına.

 

Yorumlar

(3)

Yorum yazın

0/1000

Yorumlar editör onayından sonra yayınlanır.

Mutmaine

22 Ekim 2020 22:58

İslamda cihad nedir ? Kuranıkerimde nasıl anlatılmış...okursan neden gittiğini anlarsın.....diğer türlü sadece harcırah peşinde giden alim zannedersin ...bukonuları .anlayamayan saf çok maalesef.

Osmanli aski

22 Ekim 2020 22:55

Peki o yuce osmanli neden dagildi, paramparca oldu?? Bunu bir yazsana yazar

Saffet

22 Ekim 2020 11:47

Ilim ve fenle donanmış düşmana karşı alim sıfatıyla bol maaş ve büyük harcirah mukabilinde Afrika'ya elif, cim anlatmaya gitmiş bir Efendi olmalı!

Hüseyin Öztürk Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle