--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Zafere Dair

Hüseyin Acarlar
Hüseyin Acarlar
9

Bugün, İfşa ve ispat konusunda Türk hukukunun Kıta Avrupası hukuk ilkelerini, İngiliz hukukunun ise Anglo Sakson hukuk ilkelerini takip ettiği erbabınca malumdur.

İngiliz ürünü demokrasi anlayışı, İngiliz ürünü akademi, İngiliz ürünü eşya telakkisine rağmen hukuk sistemimiz, roma kökenli kıta Avrupa hukukunun sorgulayıcı sistemini tercih eder. Bir şartla! Ancak ve kat’a sorgulanmayacak olan dört başı mamur siyaset(!) ve vesayet ürünü din anlayışıdır(!). Bu, bir zamanların dolar baronu Henry Ford’un “siyah olmak kaydıyla istediğiniz otomobili seçebilirsiniz” özgürlük anlayışı gibi bizdeki din ve siyaset tercihindeki rasyonaliteye de tekabül eder.

Vesayete dayalı din ve vesayete tutamak siyaset biçimi aynı çapraza oturur. İkisinde de emredici, sorgulanamaz üslup aynıdır. İlahiyatta; “Siz anlayamazsınız! Falanca uçan şeyhten, feşmekan derin hoca efendiden ya da gününü hizmetle geçiren cemaatten daha iyi mi bileceksin kardeşim?”, siyasette; “ Parti ulularından, iktidar erkinden ya da devletten iyi mi bileceksin kardeşim” söylemi gibi teoloji ve siyasette aracılar, adına konuştuklarından daha keskin ve daha otoriterdirler.

Müridan ya da reel politik uşağı aracılar “neden ve niçin” soruları gibi sorgulayıcı soruların önü keserek bir çeşit dokunulmazlık ihdas ederler. Fetönün devlet, devletin fetö gibi dini alana müdahale tarzındaki geçişkenligin yakın tarihimizin trajedisi olarak durma nedeni ikisi arasındaki bu vesayetsel kan bağından başka bir şey değil. Burada hukuk üstünlüğü, üstünlerin hukukunu gözetir. Retroaktif hukuk açısından çelişkiyi geriden alarak siyaset hakkında konuşabilir duruma geliriz.

Osmanlı devletinin klasik döneminin kalpgâhı olan Topkapı sarayının Bab-ı Hümayun kapısının üstünde, ‘Ya Valiyete Külli Mazlum’ yani ‘bütün mazlumların velisi-koruyucusu’ yazar. Cumhuriyetin kalpgâhı olan Büyük Millet Meclisinde ise ‘hâkimiyet kayıtsız şartsız milletindir’ Levhası asılıdır. Bu ifadeler, Devletin siyasal olarak durduğu yeri, hukuk normu olarak ifade eder.

Bu aforizma, hukukun mazlumun hakkını koruyan kamusal vicdana dayandığı ve yaklaştığı oranda adaletin tesis edilebileceğini zımnen ifade eder. Ömer’i(ra) adil yapan budur.

Siyaseti onurlu yapan şey adalettir. Selefin dünyasında din-siyaset şeklinde bir ayrım sosyo-ontolojik açıdan imkânsızdı. Modern hukuk bundan beri olmamasına karşın bu tecrübeyi inkâr edemezken, icrada imkânsız hale getirdiği için adalet tesisi güçleşiyor.

Hukuku oluşturan kaynakların temelinde dinin olduğunu tüm hukukçular kabul eder. Yine bütün hukukçular, “örfü” bir hukuk dayanağı olarak görür. Örfün ortaya çıkışı da dindir nihayetinde. Siyaset, bu ikisine dayalı olarak ortaya çıkar. Bütün bu tarihsel süreci görünmezlik üzerinden bina ederek yok saymak köksüzlük olduğu kadar sorunları da içinden çıkılmaz hale sokuyor.

Kökü mazide kalan Ati olarak, ecdadının zaferiyle mağrur olurken, ahfasıyla mahcup, talihiyle mağdur, kıblesini tayinde mahcur, karamela hukuku ile siyasette sürur... Bu ne yaman çelişkidir?

Devlet siyaseti, reel politik rüyaların kâbus olabildiği alandan sefine-i Nuh inşa ederek milletini hukuk zemininde korur. Bunu yenilendiği oranda başarır. Değiştiğinde ise içten çürür. Değişim, siyasette büyülü bir sözcük olarak kitleleri çekmede mahir olsa da pekte matah bir durumu ifade etmez. Değişim söylemi çözümsüzlüğün işaretidir. Yenilmemek için yenilenmek doğru stratejidir.

Bizim kadim hukuk ve siyasal örfümüzde din ü devlet, mülk ü millet demektir. 751 Talas Savaşı sonrasında tüm devlet tezahürlerinin temel harcı Müslümanlıktı. Kimilerinin istila ettiği, kimlerinin işgale yeltendiği bu topraklar, Hz Ömer’in 634 – 644 yılları arasındaki - Diyarbakır Şanlıurfa, Kozan, Tarsus gibi yerler dâhil- fetihleriyle karakter kazandı. Kutlu lider Alparslan Malazgirt’te (kürtçe melezgırt/savaştık ve aldık) otağını kurduğunda ordusunun çoğunluğu Anadolu’da onu bekleyen Müslüman Kürtlerden oluşmuştu. Alparslan'ın askerlerine “ğülam” (Kürtçe asker/köle) denilmesinin nedeni budur. Buradan bir aç kapa parantez yapalım. Bugün bir Kürt anneye çocuklarının hal hatırını sorun. Vereceği cevap aynıdır; “ Zârok ğülamı tebe rındîn (çocuklar askerin köle olsun iyidirler)” Bu örf Malazgirt hukukuna dayanır.

Bu coğrafyadaki Kürtlerin başına gelenler yüzyıl önce İstiklal Harbi sonrası İngiliz vesayetine ve tekliflerine itiraz ettikleri günden beridir talihleriyle küs olarak onlarca yıldır devam etti. Bütün suçları yeni kurulan Devlete olan bağlıklarıydı.

İngiliz siyaset marifetiyle TBMM de tartışmaya açılan Kürdistan coğrafi bölge için ayrı bir yönetim şekline itiraz bizatihi yüksek perdeden dönemin bölge milletvekillerinden gelir. “biz bu milletin asıl unsurlarıyız. Azınlık değiliz ve bizim bir devletimiz var” bu cümlelerin kaynağı için TBMM konuşma tutanaklarına bakabilirsiniz. O günden sonra coğrafyamızda gözyaşı, kan, barut kokusu eksik olmadı.

Bu devletin kaderini çizecek olan kıta hukuk veya Anglo Sakson hukuk olmamalı. Bu kaderi devlete dört unsur birden dayatıyor: Tarih ve onun zorladığı Ütopya, Bu toprakların sosyolojisi ve jeopolitika.

Herkesi eşitçilik üzerine hizaya sokan batı (l) hukukuna verilecek cevap Mir Dengir Fırat’ın dedesi Bedo Ağa’nın İngilizlerin altın tekliflerine verdiği cevap kadar net olmalı; “söyleyin bu mösyölere onlara bırakılacak bir karış toprağımız yok!”

Ve şu şuurdur devleti ebedi müddet yapan; Bu topraklarda insanlar eşit değil, daha ötede bu coğrafyada yaşayanları Ömer(ra) kardeş yaptı. Kardeş, eşitlikten üstündür. Kardeşin hukukunu kardeşi koruduğu oranda bin Malazgirt’ten bin Sakarya meydan muharebesinden galip çıkacak olan biziz. Ve zafer için vesayet zihniyetten ve kurtarıcılarımzdan kurtulmak azad olmak demektir. Azad olan azad eder!

“(Ey mü'minler), gevşemeyin, mahzun olmayın, Siz eğer (gerçekten) mü'min iseniz (düşmanlarınıza galip ve onlardan) çok üstünsünüzdür.” (Ali İmran ;139)

Yorumlar

(9)

Yorum yazın

0/1000

Yorumlar editör onayından sonra yayınlanır.

Mustafa

28 Ağustos 2020 21:57

Yunanistan kurtuluş harbinde İngilizlerin dolduruşuyla Osmanlıya saldırdı Osmanlı'nın bir mahallesi kadar olan Yunanistan Osmanlıya saldırdı . Oyun gene oynanıyor aciz borçlu Yunan borçlarının silinmesi karşılığı Türkiye'ye saldırır mı ? Yunanistan'ın yanına iki oyuncak var Mısır dan sisi sisi'ler hep .... mi oluyor. Bir yandanda denize düşen hafter Yunanistan ve mısır ile beraber yılana sarılacak gibi görünüyor . Yılanın başı hep israilillilerin lanetlililerin kurduğu ABD ve İngiltere ve diğer devletler . Allah'ım Müslümanım diyenlere imanı anlamayı ve iman üzere yaşamayı nasip et . Lanetlediklerini gene iman edenlerin imanları için lanetle ve kahreyle Yarab mazlumların yaşlıların çocukların ve aciz kadınların için kahreyle Allahümme amin Allahümme amin

Mustafa

28 Ağustos 2020 21:45

Yunanistan kurtuluş harbinde İngilizlerin dolduruşuyla Osmanlıya saldırdı . Oyun gene oynanıyor aciz borçlu Yunan borçlarının silinmesi karşılığı Türkiye'ye saldırır mı ? Yunanistan'ın yanına iki oyuncak var Mısır dan sisi sisi'ler hep .... mi oluyor. Bir yandanda denize düşen hafter Yunanistan ve mısır ile beraber yılana sarılacak gibi görünüyor .

zişan

28 Ağustos 2020 15:16

Sayın Cumhurbaşkanım. Recep Tayip Erdoğan. Efendim. Bendeniz İstanbul Küçükçekmece Kanarya Mahelesinde büyüdüm. Babam Ailem . Komşularım Sevdiklerimiz Kanaryada yaşıyor. Babamlar 60 yıldan beri Kanaryada bendeniz Kanaryada doğdum büyüdüm deprem bahanesiyle Kentsel dönüşüme girdi. bizim evimiz.vergi verdik dogalgaz eşektirik su telefon . DASK İMAR BARIŞINDAN YARARLANDIK EVE DEPREM SİĞORTASI YAPTIK HERŞEY KABUL OLDU ÜCRETLERİNİ VERDİK . Bizi İşkalci ilan ettiler. Ecrimesin borcu Çıkardılar borca tutular bahçeli evlerimizi hiçe sayıp. bize kocaman ev ve bahçelerimizi bir+bir bile vermeden üstüne üstelik altından kalkamayacak borca soktular. kentsel dönüşüm altında Çok dolaplar Dönüyor. lutfen bizim Evlerimizi bize verin . Tapularımızı verin. Ecrimesin borcumuzu Silin. Yada hakımızı bizi borçlandırmadan verin . 

Ihsan Tuncer

28 Ağustos 2020 13:04

Kaleme alınan güzel yazılarından biri bilmediğimiz veya yanlış bildiğimiz doğruları anlatmışsın diline,kalemine sağlık hocam , sağlıcakla kal, hayırlı cumalar

Sabri

28 Ağustos 2020 10:52

Çok güzel yazı.

NASIL YANİİİ

28 Ağustos 2020 08:13

Onlar kürt değil zazalardı. Zaza beyleri vardı sultan ALPARSLAN ın ordusunda malazgir zazacadır asıl “ MA-LEZ -GIROT” biz çabuk aldık anlamında büyük selçuklularda ve anadolu selçuklularında zaza beyleri önemli komutanlıklar ve görevler üstlenmişlerdir. NOT : zazalar kürt drğildir. Kürtler ne kadar türkse zazalarda o kadar kürttür. Son yıllarda ne yazıkki terör sevici kürt taifesinin faşizan baskısı ve zazaların sayıca azlığı kürtler tarafından asimile edilmişlerdir Lütfen zazaların hakkını teslim edelim

Turgay Başboğa

28 Ağustos 2020 08:08

Vesayet söylemi teolojide, “Tanrı böyle emretti. Siz anlayamazsınız!”, eğitimde “Sen konuşma, öğretmeni dinle!”, siyasette “Bilmediğiniz şeyler var!” söylemlerinde kendini açığa vurur. Ortak özellikleri; gizeme gönderme yapmaları, hiyerarşinin dikeyliğini dayatmaları, yorumcunun-uygulayıcının-temsilcinin sorgulanamazlığıdır. Buradaki figürler (din adamı, öğretmen, yönetici), kutsal ve bilinemez olan adına konuşan ve davranan aracılardır. İster teoloji ister siyaset alanında olsun tüm aracılar, adına konuştuklarından daha keskin ve daha otoriterdirler. Zaman zaman kendilerini hiçleştirmeleri, önemsiz göstermeleri ise yara alan hiyerarşiyi hatırlatmak ve teyit etmek içindir. Böylece insanların onlara dokunmasını ve o tehlikeli “neden?” sorusunu sormalarını önler, asla gelmeyecek olan bir zamana geciktirirler. İktidarın tikel/tarihsel eylemlere ve nedenlerine yönelik soru ve itirazlar gündeme geldiğinde aşkın, yüce ve gizemli olana atıf yapılarak emretme-uyma disiplini yenilenir.

NE ÖNEMİ VARKİİİ

28 Ağustos 2020 07:31

EYVALLAH aldık kabul ettik kardeşlik hukukunu

sincar

28 Ağustos 2020 07:12

me-lez-gırt "Biz-hızlı-aldık" anlamına daha uygundur diye düşünüyorum.

Hüseyin Acarlar Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle