Ya Kölelik Ya Özgürlük
''Her günahın olsaydı şarap gibi sarhoşluğu, o vakit anlardık kim ayyaş, kim ayık.'' der Esad Muhlis paşa. Uzunca bir süredir bizim aydınımız içtiği iksirin etkisiyle kör kütük sarhoş. Ayıkların sayısı az olunca da sarhoşluk makbul sayılır oldu..
Sarhoşta bilinç olur ama şuur olmaz. Şuur ve bilinç aynı şey zannedilirse de öyle değildir.
Şuur; İki saç kılı arasındaki farkı görebilecek kadar gözü pek olma anlamındadır. Fark bilgisini oluşturabilmenin adıdır şuur. Bilinç kelimesi şuur kelimesini karşılamaz. Bilinç farkındalık oluşturur. Ancak farkındalık “furkan’a (doğruyu yanlışı ayırt etme)” götürmez. Furkan bilgisine şuurla ulaşılır. Farzı mahal şiir; saç kılı inceliğinde söz söyleme becerisidir. Bu beceriye sahip olana şair denir ki şairin bu beceriye sahip olması için şuura ihtiyacı vardır. İyi bir şiiri bilinç bilebilir. Sözün hikmetini ise şuur açıklar.
Gelelim meseleye
Eskiden de köleliğin bir farkındalığı vardı, köle köleliğinin farkındaydı. Prangalar, yamalı, yırtık esbaplar, kir pas içinde el ayaklar köleliğin alameti farikasıydı. Şimdi modern insan köle olduğunun farkında bile değil. Dolayısıyla bir özgürlük arayışı da yok. Çünkü kendini zaten özgür zannediyor... Yaptığı şey kendisine efendi olacak olana karar vermek(!)...
Soru şu; kölenin köle olma nedeni çeşitli olabilir. Ancak azadlığı için gerekli olan şey nedir? Cevap para... Diyalektik yorumlama (Cem’ul-ezdad) bizi tüm karşıtları ve karşıtlıkları bir arada görmeye yöneltir parantezinde İslam düşüncesi, köleliğe karşı “abd (kulluk)” kavramını imanın ilk şart olarak kelime –i şehadete yerleştirir.
Karşıtlar iç içe geçerek cem(toplama) olunmaz. Karşı karşıya dururken cem olunurlar. Yani birine bu hem uzun hem kısadır diyemezsiniz. Tek tanımlama yaparsınız. Bu hem doğru hem yanlıştır demezsiniz de ya yanlış, ya doğru yargısını kullanırsınız. Sıfatlarda ona göre şekillenir. Bu kötü insan dediğinize aynı zamanda güzeldir demeniz akli melekenizin dumura uğradığı anlamına gelir.
Hakikat bu iken asfaltta çiçek yetişir mi? Yahut tefeci birisi aynı zamanda iyi bir Müslüman olur mu? Müslümanım diyen, hem mü'min hem de tefeci olabilir mi? Ya da Allah’ın kendisini halk ettiğine(yarattığına) iman etmiş bir kişinin, haşa Allah’ın dünya işlerinden anlamadığını düşünmesi nasıl bir zekâya tekabül eder?
Allah(cc), o iş başka bu iş baka der mi? Vaazı Musa’ya(as), ameli firavuna benzeyen bir toplulukta sıkıntı yok mudur?
Gelgelelim geçmişin, halin ve geleceğin köleliği form değişikliği olsa da mazrufta değişikliğe uğramıyor. Bir yerde kölelik varsa paranın hâkimiyeti vardır. O hâkimiyet kölelik üzerinden yürüyorsa “abd” kavramına dolayısıyla kelime-i şehadete muhaliftir ve orada pagansit/şirk düzen söz sahibidir.
Tarihsel olarakta bu böyleydi.
Bugün modern dünyada kapitalizm (anamalcılık-paracılık) esastan kelime-i şehadete muhaliftir. Gücünü paradan ve onu besleyen faizden alarak özgürlük alanını daraltıp köleliği başka adlarla-örneğin -mükellef- mudi gibi-meşrulaştıran sistemin adıdır kapitalizm.
Kapitalizm, İslam’la ve önceki semavi dinlerle barışık olamaz. Bireyci yapısı ve bir başkasının sırtına binmeyi esas alan sistem anlayışıyla Allah’ın adaletine terstir. Kapitalizm danası ve yavruları- liberal kapitalizm, piyasa ekonomisi gibi- üretim araçlarını bireyselleştiren bir sistem üzerinden yükselir. Oysa İslam ve kendisinden önceki semavi dinler, üretim ve paylaşım birlikteliği üzerinden adaleti tanımlar.
Birlikte refah ilkeseldir. Bireysel refah değil.
Kapitalizm, paganizmle (şirk)le kendini tanımlar.
Amon -toprak tanrısı, kutsalı koç semboldür -gibi Ra (güneş tanrısı) gibi,
Mamon-boğa-inek sembolüdür, Bakaraya tefekkür bu arada-
Menat/mani-paranın sembolü-gibi putlar şirk değilse şirk nedir o zaman?
Pagan inançlarda toplu bir tanrıya inanç yoktur. Onun için paranın dini ve imanı yoktur denir belki de! Bu inanç sisteminde ekonomik varlıklar ve bundan oluşan güç bireyseldir. Deizm, bu yönüyle kapital sistemin ürünüdür.
Kıyas marifetiyle bir hakikate atıfla söylersek; Oruç bizden öncekiler farz kılındığı gibi, şirki ayakta tutan riba/faizde bizden öncekilere ve bize haram kılındı. Yani bugün tahrif edilen Yahudilik ve Hristiyanlıkta faiz haramdı. Yasak en ağır biçimde “Ben-i İsrail’e” yapılmışken -İslam’daki ribanın karşılığı Yahudilikte ribbittir- bugün faizi en fazla uygulayan ve bu yolla zengin olanlar da Yahudiler. Çünkü zaman içinde Yahudi ulema faiz yasağını yumuşatan, hatta kaldıran yorumlar getirdiler! Aynı şey Hristiyanlıkta da yumuşatılarak ortadan kalkmış bulunuyor. Bugün, riba/faiz yasağı tahrif edilemeyen Kur’an ahkâmıyla sabit sadece.
Buna mukabil faizin tapınak kökenli olması şirkin boyutunu gösterir nitelikte.
Faizin tarihi üzerinden bugünkü bankacılık düzenlemelerine kadar gelen, olaylarla desteklenmiş analitik değerlendirmelere bakıldığında şu görülecektir. Mesela tapınakların borç alışverişinde ilk sistemli ve kayıtlı merkezlerdir Tefeciliğin ilk kez tapınaklarda alındığı siz şaşırtmamalı. Buna karşılık o dönemde ortaya çıkan tefecilerin, tapınaklardaki bu yüksek faizden daha düşük oranlarda faiz uyguladıkları ve bir anlamda ters tefecilik yapmaları- ters valör gibi-sizi şaşırtır mı bilmem?
Tefecilerin ortaya çıkışının gerçek tefeci konumundaki tapınakların tekelci yapısını kırmaya yönelmesi de garip. Yani asıl tefeciler dini temsil eden tapınak rahipleri olurken, sivil tefeciler onların tekelci konumunu kırmak için çıkıp daha düşük faizle işlem yapıyorlar. Çek işlemlerinin mucidinin de tapınakçılar (templiye) olduğunu söyleyerek iktifa edelim.
Vaktin/zamanın sahibi Allah’tır. Zamanı almaya ve satmaya kurulu bir sistem, sizin zamanınızı geleceğinizi ve özgürlüğünüzü almaya yeltenmiş demektir. Hâsılı kula kulluk sistemi temellerini şirkten alıyor.
Gelecekte yeni para birimi teorilerinin orta yere döküldüğü korona sonrası dünya kurgusunda, kim ayyaş kim ayık, kim şuuru açık kim afyonlanmıştan da öte daha korkunç bir kölelik ve kontrol toplumuna itiraz furkanı fark etmiş insanlarla olacak vesselam…


