--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Soylu Çürüme

Hüseyin Acarlar
Hüseyin Acarlar
8

Venedik romanlarıyla şöhret bulmuş Amerikalı romancı Donna Leon’un, “Komiser Brunetti” serisinin yedinci kitabı “soylu çürüme” bir polisiye roman olduğu kadar, roman kahramanı Brunetti’nin yaşadığı kentteki çürümeye şahitliği açısından sosyolojik bir roman. Toprağın gizleyemediği genç bir cesedin izini süren kahramanımız, armalı yüzükten Venedik’e ulaşır. Bir kayboluş hikâyesi ve asil bir ailenin karanlık yüzündeki kokuşmuşluğun verdiği çürüme romana adını verir. Donna Leon bu romanında, çürümüş bir bedenden ziyade daha köklü, daha "soylu" bir şeylerin çürümekte olduğunu gösteriyor. Ölümün, soyluluğun, hırsın ve aile olgusunun iç içe geçtiği “Soylu Çürüme'de” sorgulanan toplumsal çürüme ile birlikte adalet kavramıdır.

Çürüme bir sonuçtur. Öncesinde bir güzellik vardır. Güzellik bitimi sonrasında, gerileme bozulma, yozlaşma, kötüleşme ve nihayetinde çürüme gerçekleşir…

Nebatatta çürüme bakteri ve mantarla kendini belli eder. Hastalığa yol açan bakteriler ve mantarlar ya bitkinin serpilip geliştiği çevrede, toprakta bulunur ya da dışsal etkenlerle başka çevrelerden taşınır. Bazen genetikte, tohumda, kökte, gövde de, meyvede ortaya çıkan çürüme olur ki önlem alınmadığında sonuç çürümedir.

Eskiler çürümeye “tefessüh” derlerdi. Tefessüh, nebattan çok asli özelliklerinden koparak bozulan dolayısıyla tanınmaz hale gelen kişi veya toplum için kullanılırdı.

Fransızlar, özellikle düşünce, ahlak, sanat ve edebiyattaki gerileyiş ve çöküşü ifade etmek için “dekadans” kelimesini kullandılar. Bu kelime aynı mahiyette özellikle edebiyat veya sosyolojik metinlerde geçer oldu. Bizde daha çok sıfat olarak “dekadan” biçiminde kullanılır oldu. “dekadan şiir” denildiğinde farzı mahal, özelliklerini yitiren, çöküş halindeki şiir kast edilmiş olur.

Çürüme içerden başlar. Dışsal görüntünün aksine çok daha derinde içerdedir çürümenin nedeni.

Temizlik bakımı çürümeyi engelleyen ana etken. İnsan masasının çekmecelerini temizlemeli,

Zaman zaman kalbini de.

Uzunca bir süredir çürümenin alametifarikası; tufeyli, bakteri, virüs, mantar durumlarından ötürü elimize aldığımız her şey çürüyor. Doğallığını bozduğumuz her şeyi çürüten biziz.

Dilimizle nezaketi çürütüyoruz. Kaba saba, nerede ne konuşacağını bilmeyen saçlarına kırlar düşmüşler, adabı muaşerette toplumsal çıtamızın seviyesini gösteriyor. Genç kuşağın konuşma, söz ve mimiklerinde ki sunilik ucube olduğu kadar egzotik bir çürümüşlük.

Gözlerimizle baktıklarımızı çürütüyoruz.

Duyduklarımız bizi içten içe çürütüyor farkında değiliz.

Doğrular yalanlarla karamela yapılıp soframıza konuyor. Doğruyu yanlıştan ayıklayamaz hale geldik. Furkanı bulamıyoruz.

Yozlaştığımızın kahrolası temaşası bizatihi çürütücü bir şey. Korozyona uğrayan metal bir toplumun siyasetten ekonomiye, spordan görsel sanatlara çürümesi, oluşan havanın kirliğinden kaynaklanıyor.

Hava sahamız çok kirlendi.
Çürürken zafere vardığımızı düşünüp çürüme bayramları icrası bize özgü bir garipliği ifade ediyor.

Kültürel çözülme toplumsal çöküşe zemin hazırlıyor.

Bireysel ve toplumsal çürüme bir başkalaşma durumudur. Bir şeyin çürümesi bir başka durumun o bağırdan filizlenmesidir.

Puşkin’in “Seviyordum sizi” şiirindeki ifadesi gibi:

“Senin olsun dünyadaki yerim,

Benim çürüme çağım, senin çiçeklenme”

Her bayağı olanın olağan kabul edildiği sis ülkesi bir ortamda normal davranmak ve normal kalabilmek ne kadar normal bir durumdur?

Daha ne kadar değerlerin çürütülmesi ile çürütüldüğümüzü görmemezlikten geleceğiz?

“Karamazov Kardeşler” deki hal, hali pür melalimizi ifade etmiyor mu?

“Manevi çürüme, yukarılardan başlayarak gözle görünür şekilde artıyor. Halk arasında da içine kapanma başladı. Vurguncular, sömürücüler türedi. Esnaf, tüccar arasında bir kibarlık özentisi aldı yürüdü; olduğundan fazla aydın görünme çabası var. Bunların yanı sıra geleneklerimizi rezilcesine küçümsüyorlar, prenslerle unvan sahiplerinin kapılarını aşındırıp duruyorlar, oysa kendileri sadece ahlâkı bozuk mujiklerden başka bir şey değiller...

Halk kendini içkiye kaptırmış, çürüyüp gidiyor, artık bırakamaz da bunu... Aileler arasında erkeklerin karılarına, hatta çocuklarına karşı vahşete varan kaba davranışları hep sarhoşluktan doğuyor. Fabrikalarda çalışan sıska, cılız, iki büklüm olmuş on yaşında çocuklar gördüm; daha o yaşta, ahlâkları bozuk. Havasız bir barakada, akşama kadar işleyen makine gürültüsü, hayâsız sözler ve şarap kokusu arasında yaşıyorlar. Şuncağız çocuğun ruhu bunlarla mı beslenmeli? Ona güneş, çocuk oyunları, her bakımdan iyi, temiz örnekler ve bir damlacık da olsa sevgi gerekmez mi?”(Dostoyevski Karamazov Kardeşler)

Çürümeyi başlatan avam değil havastır. Soylu görünenler çürümeyi başlatır.

Ağacın kurdu kendindendir. Ve her ağacı kesen baltanın sapı ağaçtandır.

Önce içe bak! Çürümeyi gör. Sonra temizle ki çürüyüp çürütmeyesin.

Bir kamyon dolusu elmadaki bir çürük elmayı ayıklamadığında tüm kamyonu çürüteceği hakikattir.

Bu yazının son tembihi “Waldo Sen Neden burada değilsin kitabından olsun

“Her şeyi gören, bilen kendimizi kandırsak bile O’nu kandıramayacağımızı kavradı¬ğımız Allah önünde işlerimizi gördüğümüzü hesaba katmaktan daha sağlam bir yol tutamazdık. Başka-larını oyuna getirmek suretiyle başarılan, başkaları¬nın oyuna geldiği varsayılarak kurulan her iş, özün¬de peşin bir çürüme barındırıyordu.”(İsmet Özel; Waldo Sen Neden Burada Değilsin)

 

Yorumlar

(8)

Yorum yazın

0/1000

Yorumlar editör onayından sonra yayınlanır.

İHSAN SANA CEVAB

20 Haziran 2020 10:21

Sedat memili kimdir nedir. Yolculuğu nereden nereyedir. Önce bunu bilelim. Biz müslümanların yolculuğunda AYASOFYA bir kilometre taşıdır. Unutma AYASOFYA düşerse istanbul düşer ( ki düştü) istanbul düşerse İSLAM ALEMİ düşer unutma. Sen müslümansın. ALLAHA’a kul onun tesülü HZ. MUHAMMED (S. A. V) efendimize ümmetsin. Varsın ihsan ve sedat memilli gibilerde kendi yoluna baksın. Biz zihinlerini post kolonyalizme kiraya vermiş, emperyal ve tek dünya dini kafasıyla hareket edenlerden olmayacağız. Zihinlerini işgalden kurtaramayanların bu meseleyi anlamalarını beklemiyoruz elbette. Gölge etmeyi yeter

A.Kadir

19 Haziran 2020 18:58

"Hâl-i pür melâl"imiz ancak bu kadar güzel ifade edilebilirdi.Teşekkürler Hüseyin Bey...Umarım uzun soluklu bir birliktelik olur ,Akit ile... Çünkü bu gazete okurlarının sizin gibi ,Abdurrahman Bey gibi (Asr Sure'sindeki HAKK 'ı ifade edebilen ) yazarlara çok ihtiyacı var. HEY GİDİ HAFTALIK CUMA GÜNlERİ !!! Nereden nereye...

Salihli

19 Haziran 2020 14:48

Basliği görünce baska birsey sandim guzel uyarici .bu yorum yapan ihsan kardese de birsey diyem senin yazdiginla yazi hiç birbirini tutmyor. İlgisiz yazmişsin

A.Kadir

19 Haziran 2020 14:41

İbretlik bir yazı. Bilmiyorum akit okurları tarafindan ne kadar dikkate alınır, tepkileri nasıl olur. Siz bu gazeteye birkaç numara fazlasınız.

Sabri

19 Haziran 2020 12:47

Günümüzde sağlam (kalite) pasif çürük (kalitesizlik) aktif olunca sonuçları ortadadır.

ihsan

19 Haziran 2020 08:11

"Ayasofya tuzağı" ve egemenlik! Bütün insanlık bir virüs üzerinden başlatılan küresel durgunluk sırasında ciddi bir tehdit altındayken Türkiye'de Ayasofya üzerinden egemenlik tartışması yapılması "Yeni Dünya Düzeni"nin kurulması ile doğrudan ilgili olabilir! Çünkü Türkiye, Yeni Dünya Düzeni önünde engeldir! Türkiye'yi dönüştürmeleri gerekiyordu; bunu neredeyse tamamladılar! Şimdi Türkiye'yi tartışılan bir ülke haline getirerek son darbeyi vurma şanı elde etmek istiyor olabilirler. *** Bu konuda iki önemli değerlendirme var..."Vatikan Para ve Kan İmparatorluğu" adlı araştırmasıyla da bilinen Sedat Memili, "Ayasofya tuzağı" başlıklı yazısını göndererek bilgilerini ve bakış açısını paylaştı. Memili, "Ayasofya Müzesi'nin egemenlik hakkı zaten Türk Devletinindir, ibadete açılıp açılmamasının egemenlik hakkının tescili ile ilgisi yoktur. Kaldı ki, müze olmasına rağmen ibadete açık bölümleri vardır." dedikten sonra, egemenlik kavramı üzerinde durdu:* "Ayasofya'nın ibadete açılmasının bir egemenlik sorunu olduğunu savunanların; Ege Denizi'nde Yunanistan işgali altında bulunan Türk adaları, Doğu Akdeniz'de tehdit edilen Türkiye'nin egemenlik hakları, bankacılık sistemi, telekomünikasyon, limanlar ve tank palet fabrikası, ulaştırma gibi konularda hassasiyet göstermeleri daha doğrudur.  *Tohumu, limanı, haberleşme sistemi, parası, yeraltı ve yeryüzü zenginlikleri özgür olmayan bir toplumda, ibadet özgür olabilir mi? * Şu an için Ayasofya'da bir sorun yoktur. Ayasofya simgesel olarak hassasiyet içeren bir yapıdadır. Bunu gündeme getirmek, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın şahsında Türkiye'ye kurulmuş bir tuzaktır. *Benzer bir tuzak, yakın tarihte Almanya tarafından Enver Paşa'ya kurulmuştu. Öyle ki Enver Paşa'yı pohpohlamak için Almanya'dan gönderdikleri kolilerin üzerine adres olarak 'Enverland' yani 'Enver'in ülkesi' diye yazmışlardı. Sonuç malum."*** Memili, "Gereksiz yere alınabilecek bir karar, Katolik ve Ortodoks mezheplerini Türkiye'ye karşı ortak cephede birleştirecek, Ortodoksların hamisi olan Rusları tam anlamı ile Türkiye karşıtlığına getirecektir." dedi ve ekonomiye dikkat çekti:*"Bu olay, dünyanın çeşitli bölgelerinde radikaller tarafından 'İslam'ın hoşgörüsüzlüğü' olarak değerlendirilecek ve 'İslamofobi'nin yaygınlaştırılması için bir gerekçe olarak kullanılacak, pandemiye ekonomik olarak hazırlıksız yakalanan ülkemizin toparlanmasına büyük ölçüde engel olunacaktır. Türkiye'nin Almanya tarafından riskli bölge ilan edilmesi gibi uygulamalar şimdiden başlamıştır.  Türkiye'nin artık yeni sorunlara değil, yeni çözümlere ihtiyacı vardır." *** Memili'nin bu yazıyı bize gönderdiği gün, eski Turizm Bakanı Bahattin Yücel'in, Füsun İkikardeş'e yaptığı açıklamalar Aydınlık gazetesinde manşetten yayınlandı. Yücel de "Ayasofya tartışması bir tuzak!" diyordu:*"Elbette biz karar veririz. Elbette Ayasofya bizim mülkiyetimizde. Elbette onun niteliğini belirlemek, halkın da desteğine bağlı olarak devleti yönetenlerin elinde. Ama Türkiye'nin egemenliğini göstermek için Ayasofya'yı cami-müze-kilise denklemi arasına sıkıştırmasına gerek yok. *Tuzak! Ben tuzak olarak görüyorum. Hatta bu tuzağı ikiye ayırıyorum: Bir, Türkiye'yi uluslararası alanda zor durumda bırakmak, ikincisi ve daha önemlisi, bu tuzağın kurulmasının biraz da Tayyip Erdoğan'ı zor durumda bırakmak amaçlı olduğunu düşünüyorum. Burada iyi niyet ve Türkiye'nin egemenliğini kanıtlamak gibi bir kaygı görmüyorum." *** Dünya resetleniyor! Dünya kapatılıp yeniden açılırken, sıfırdan yeni bir düzen, yeni bir dil, yeni bir din ve kimliksizlik dayatılırken, Türkiye, iktidarıyla muhalefetiyle ortak hareket ederek milli ve evrensel çözümler üretmeli, Dimyat'a pirince giderken evdeki bulgurdan olmamalıdır.

NE ÖNEMİ VARKİİİ

19 Haziran 2020 07:42

Henry sen neden buradasın. Devam sayın yazar okudukça irkiliyoruz

şenay doğan

19 Haziran 2020 06:19

şeytan yolunda kazanılacak hiçbir zafer yokturu nicedir anlatmaya çalışıyorum ama nafile...belki sen sesini duyurursun Hüseyin abi....serpilip büyümek için benim bildiğim tek yol ALLAHA BORÇ VERMEKTİR...sadece malı değil maddi manevi tüm varlığını allaha borç vermek.....allaha emanet olun

Hüseyin Acarlar Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle