Soylu Çürüme
Venedik romanlarıyla şöhret bulmuş Amerikalı romancı Donna Leon’un, “Komiser Brunetti” serisinin yedinci kitabı “soylu çürüme” bir polisiye roman olduğu kadar, roman kahramanı Brunetti’nin yaşadığı kentteki çürümeye şahitliği açısından sosyolojik bir roman. Toprağın gizleyemediği genç bir cesedin izini süren kahramanımız, armalı yüzükten Venedik’e ulaşır. Bir kayboluş hikâyesi ve asil bir ailenin karanlık yüzündeki kokuşmuşluğun verdiği çürüme romana adını verir. Donna Leon bu romanında, çürümüş bir bedenden ziyade daha köklü, daha "soylu" bir şeylerin çürümekte olduğunu gösteriyor. Ölümün, soyluluğun, hırsın ve aile olgusunun iç içe geçtiği “Soylu Çürüme'de” sorgulanan toplumsal çürüme ile birlikte adalet kavramıdır.
Çürüme bir sonuçtur. Öncesinde bir güzellik vardır. Güzellik bitimi sonrasında, gerileme bozulma, yozlaşma, kötüleşme ve nihayetinde çürüme gerçekleşir…
Nebatatta çürüme bakteri ve mantarla kendini belli eder. Hastalığa yol açan bakteriler ve mantarlar ya bitkinin serpilip geliştiği çevrede, toprakta bulunur ya da dışsal etkenlerle başka çevrelerden taşınır. Bazen genetikte, tohumda, kökte, gövde de, meyvede ortaya çıkan çürüme olur ki önlem alınmadığında sonuç çürümedir.
Eskiler çürümeye “tefessüh” derlerdi. Tefessüh, nebattan çok asli özelliklerinden koparak bozulan dolayısıyla tanınmaz hale gelen kişi veya toplum için kullanılırdı.
Fransızlar, özellikle düşünce, ahlak, sanat ve edebiyattaki gerileyiş ve çöküşü ifade etmek için “dekadans” kelimesini kullandılar. Bu kelime aynı mahiyette özellikle edebiyat veya sosyolojik metinlerde geçer oldu. Bizde daha çok sıfat olarak “dekadan” biçiminde kullanılır oldu. “dekadan şiir” denildiğinde farzı mahal, özelliklerini yitiren, çöküş halindeki şiir kast edilmiş olur.
Çürüme içerden başlar. Dışsal görüntünün aksine çok daha derinde içerdedir çürümenin nedeni.
Temizlik bakımı çürümeyi engelleyen ana etken. İnsan masasının çekmecelerini temizlemeli,
Zaman zaman kalbini de.
Uzunca bir süredir çürümenin alametifarikası; tufeyli, bakteri, virüs, mantar durumlarından ötürü elimize aldığımız her şey çürüyor. Doğallığını bozduğumuz her şeyi çürüten biziz.
Dilimizle nezaketi çürütüyoruz. Kaba saba, nerede ne konuşacağını bilmeyen saçlarına kırlar düşmüşler, adabı muaşerette toplumsal çıtamızın seviyesini gösteriyor. Genç kuşağın konuşma, söz ve mimiklerinde ki sunilik ucube olduğu kadar egzotik bir çürümüşlük.
Gözlerimizle baktıklarımızı çürütüyoruz.
Duyduklarımız bizi içten içe çürütüyor farkında değiliz.
Doğrular yalanlarla karamela yapılıp soframıza konuyor. Doğruyu yanlıştan ayıklayamaz hale geldik. Furkanı bulamıyoruz.
Yozlaştığımızın kahrolası temaşası bizatihi çürütücü bir şey. Korozyona uğrayan metal bir toplumun siyasetten ekonomiye, spordan görsel sanatlara çürümesi, oluşan havanın kirliğinden kaynaklanıyor.
Hava sahamız çok kirlendi.
Çürürken zafere vardığımızı düşünüp çürüme bayramları icrası bize özgü bir garipliği ifade ediyor.
Kültürel çözülme toplumsal çöküşe zemin hazırlıyor.
Bireysel ve toplumsal çürüme bir başkalaşma durumudur. Bir şeyin çürümesi bir başka durumun o bağırdan filizlenmesidir.
Puşkin’in “Seviyordum sizi” şiirindeki ifadesi gibi:
“Senin olsun dünyadaki yerim,
Benim çürüme çağım, senin çiçeklenme”
Her bayağı olanın olağan kabul edildiği sis ülkesi bir ortamda normal davranmak ve normal kalabilmek ne kadar normal bir durumdur?
Daha ne kadar değerlerin çürütülmesi ile çürütüldüğümüzü görmemezlikten geleceğiz?
“Karamazov Kardeşler” deki hal, hali pür melalimizi ifade etmiyor mu?
“Manevi çürüme, yukarılardan başlayarak gözle görünür şekilde artıyor. Halk arasında da içine kapanma başladı. Vurguncular, sömürücüler türedi. Esnaf, tüccar arasında bir kibarlık özentisi aldı yürüdü; olduğundan fazla aydın görünme çabası var. Bunların yanı sıra geleneklerimizi rezilcesine küçümsüyorlar, prenslerle unvan sahiplerinin kapılarını aşındırıp duruyorlar, oysa kendileri sadece ahlâkı bozuk mujiklerden başka bir şey değiller...
Halk kendini içkiye kaptırmış, çürüyüp gidiyor, artık bırakamaz da bunu... Aileler arasında erkeklerin karılarına, hatta çocuklarına karşı vahşete varan kaba davranışları hep sarhoşluktan doğuyor. Fabrikalarda çalışan sıska, cılız, iki büklüm olmuş on yaşında çocuklar gördüm; daha o yaşta, ahlâkları bozuk. Havasız bir barakada, akşama kadar işleyen makine gürültüsü, hayâsız sözler ve şarap kokusu arasında yaşıyorlar. Şuncağız çocuğun ruhu bunlarla mı beslenmeli? Ona güneş, çocuk oyunları, her bakımdan iyi, temiz örnekler ve bir damlacık da olsa sevgi gerekmez mi?”(Dostoyevski Karamazov Kardeşler)
Çürümeyi başlatan avam değil havastır. Soylu görünenler çürümeyi başlatır.
Ağacın kurdu kendindendir. Ve her ağacı kesen baltanın sapı ağaçtandır.
Önce içe bak! Çürümeyi gör. Sonra temizle ki çürüyüp çürütmeyesin.
Bir kamyon dolusu elmadaki bir çürük elmayı ayıklamadığında tüm kamyonu çürüteceği hakikattir.
Bu yazının son tembihi “Waldo Sen Neden burada değilsin kitabından olsun
“Her şeyi gören, bilen kendimizi kandırsak bile O’nu kandıramayacağımızı kavradı¬ğımız Allah önünde işlerimizi gördüğümüzü hesaba katmaktan daha sağlam bir yol tutamazdık. Başka-larını oyuna getirmek suretiyle başarılan, başkaları¬nın oyuna geldiği varsayılarak kurulan her iş, özün¬de peşin bir çürüme barındırıyordu.”(İsmet Özel; Waldo Sen Neden Burada Değilsin)


