Şiir Ve Slogan
Geriden başlayalım.
1402’de Ankara savaşı sonrası Osmanlı Devleti fiilen ortadan kalkmış gibi devlet otoritesi yok olmuştu.
Savaş sonrası sultanını, sarayını, seçkin birliklerini, Rumeli topraklarının bir kısmını, arşivini ve hazinesini yitirmiş Osmanlı da, Fetret Devri (1402-1413) olarak bilinen bir iktidar boşluğu dönemi yaşanır.
Toplumsal buhranla matem havası ortalığı kaplamış millet çıkış yolu arıyordu. Ortada devlet yoktur ve milletin: “Şimdi ne olacak ne yapacağız? Devlet yok, neye nasıl tutunacağız? Gaza devleti ortadan kalktı, nasıl gaza edeceğiz?” dediği oldukça fulü havada bir şiir, kurtuluş reçetesi önerir…
Süleyman Çelebi Vesilet-ün Necat’ı (kurtuluş yolu), Mevlidi şerif-i yazar…
Salevâtla başlar mevlid şiiri.
Önce ALLAH! der.
“Mefhar - i Mevcudât, Hazret-i Fahr-i Alem
Muhammed Mustafâ râ Salevât
Allâh adın zikredelim evvela
Vacib oldu cümle işte her kula
Allâh adın her kim ol evvel anâ
Her işi âsan eder Allâh anâ
Allâh adı olsa her işin önü
Hergiz ebter olmaya anın sonu
Bir kez Allâh dese şevkile lisan
Dökülür cümle günah misli hazan
İsm-i pâkin pâk olur zikreyleyen
Her murada erişir Allâh diyen
Aşk ile gel imdi Allâh diyelim
Dert ile göz yaş ile ah edelim
Ola kim rahmet kıla ol padişah
Ol Kerimü ol Rahimü ol ilâh”
Mevlid-i Şerif, cephe gerisinde kalanlar için – rivayet odur ki cepheyi tahkim etmek üzere Emir sultanın talebiyle yazılır- Vesilet-ün Necat (kurtuluş yolu) şiirsel varoluş sloganı olur.
Sözün yücelmesi gerekiyordu evvela. Öyle de olur.
Mevlid varoluşun marşıydı. Moğol istilası vardı. Ve devlet tehlikedeydi. Yurtları tehlikeye girmiş Müslüman ahali; kadınıyla erkeğiyle yaşlısı genci ile oyun çağındaki çocuklarıyla sözü yüceltiyordu.
İnsanlar; sokak sokak, mahalle mahalle oturuyor, cenazede ve düğünde Mevlid okuyor, mevlid dinliyorlardı.
Aynı coğrafyanın insanı Kürtler aynı kaderden bigane değillerdi. Kürtçe mevlitler yazıldı.
Önce ALLAH diyerek;
“Hemdê bê hed bo xwedayê alemîn (Sonsuz hamdler Âlemlerin Rabbine)
Ew xwedayê daye me dînê mûbîn” (O Allah ki, bize apaçık bir din verdi.)
“Em kirine ûmmeta xeyr-ûl beşer (Bizleri, insanların en hayırlısının ümmeti yaptı
Tabi'ê wî muqtedayê namuwer” (O'na tabi olan sönmeyen nura kavuşur)
Türkçe yazılan Mevlid-i Şerifine form ve içerik bakımından naziredir bu mevlit. Hatta Merhaba ile başlayan bahirler, Süleyman Çelebi Mevlidindeki “Merhaba” ile başlayan bahirlerin adeta tercümesi gibidir.
Coğrafyanın Zazaları cihattan geri değildirler.
Zazaca mevlitler yazılır.
“Nomey Homay vaj heveri (Evvela ALLAH ismini zikreyle)
Pêy nomey Homay âk beri ( Allah adıyla kapıları aç)
“Wazeni ma lutfi tu her gu hewe/ Tım bizariyy u fixan roc u şewe”
(Gece gündüz hep ağlamak ve feryatla biz senin lütfunu her zaman isteriz)
“Hendi ma şeytani ra perway çiyu/ Yu ku tu ra tım biyu bê hivîyu”
(Gerçi şeytandan pervamız yoktur, (onun dışında) senden her dem ümidi kesen yoktur!)
Tarih 5 Temmuz 1413'ü gösterdiğinde Çelebi Mehmet, Fetret Devrini (fasıla-ı saltanat) kapatarak Anadolu da birliği yeniden tesis etmeyi başarır.
Aradan asırlar geçer...
1918 sonrasında da Batı, İslam dünyasını işgale girişir, Anadolu işgal altındadır. Devlet otoritesi yoktur ve vatan tehlikededir.
Bir şiir ateşlenir yeniden…
1921’de Mehmet Akif, Hasan Basri Çantay’ın (Çantay tefsirinin müellifi) felsefi derinliğinin katkısıyla Tevbe suresinin “la tehzen innellahe meana/ Korkma Muhakkak ki ALLAH bizimle beraberdir!” ayetine referansla başlar;
“Korkma sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak”
Ontoloji, ezana atıfla yapılır.
“Ruhumun senden, ilahi, şudur ancak emeli:
Değmesin mabedimin göğsüne namahrem eli.
Bu ezanlar-ki şahadetleri dinin temeli-
Ebedi yurdumun üstünde benim inlemeli.”
Devlet ve millet arasındaki bu mutabakat metni şiir, Milli Marş olur.
İstiklâl Marşı cephede cepheden okunmak üzere yazılmış bir marştı…
Cephe gerisinde ise gelenek halini almış mevlid, yeni yazılanlarıyla birlikte düğün ve cenazelerinde okumaya devam etti.
Göğüslenen hiçbir dış saldırı, içerideki bir ihanetten daha yıkıcı olmaz.
O gece bir daha geldiler. Bu defa işgal ve yok etmek üzere içeriden ihanetleriyle topyekûn geldiler.
Önce ALLAH! Dedi millet!
“Elleri, imanı ve kalbi ile darbeye kim karşı çıkıyorsa, tankların üzerine kim yürüyorsa, manası ister tek kat ister otuz kat olsun, ister “hermenötik”e, ister “yapı-söküm”e uygun olsun, önce, Ya Allah! Diyordu”
Şiir ve slogan…
15 Temmuz 2016 da ALLAHÜEKBER ve Selayla gaza ruhu geri döndü. “i’layı kelimetüllah için can feda”…
Ezanla, selayla ayaklanan Devletin Milleti; çıplak elle, batıcılığı tankıyla ve içerden devşirilmiş ihanetçileriyle birlikte söktü attı.
Millet şehitlerini Önce ALLAH! diyerek Fatihalar, Yasinlerle uğurladı Dar-ı Bekaya. Sonra mevlidini okudu.
“Kalk Ey Bilal Ezan Vaktidir.
Tarihin yüksekliğine çık
Ve dök şevk gözyaşlarını
İşte bin yıllık çileden ve onca düşüşten sonra
Muhammed'in buyruğu son ocakta yankılanmakta”.
Ey Bilal!! Selamın dostu; önce kutlu sloganı haykır. Sonra fatiha oku mevlidi yazanlara.


