Şehir Meselesi
Hava kirliliği, gürültü, trafikte boşa harcanan saatler, sürekli bir yerlere yetişme telaşesinde kalabalıklar, sürekli tedirgin, biteviye gerilmiş sinirler…
Kulağa yapışık telefonlardan peş peşe gün yüzü görmemiş sin kaflı cümleler…
Yalanlar, desiseler, maskeler ardına gizlenen riya ruhlar diyarında kibir kokan hareketler…
Tıklım tıklım AVM’ler, tıkış tıkış otobüslerin metrobüslerin minibüslerin vızır vızır yudumladığı asfaltlar…
Ağaçsız, çiçeksiz, bahçesiz betonarme tarlalarında geçen hayatlar…
Her dakika yaprak döken bedenler ile her yanı bahar bahçe sananlar ortak mekânda.
Meyvenin, sebzenin süpermarket depolarında yetiştiğini sanan şehir çocukları,
Alın size, bugünkü insanın kent dediği şehir bu değil mi?
Tarih, erdemli bir gelecek tasavvuru olana kendisini şerh eder. Tarihin anlamı, geçmişten geleceğe ufuk çizildiğinde değerlidir. Yoksa esatirül evvelinden öte ne mana ifade eder ki?
Ufuk sahibi olan, gelecek hakkında düşünebilen, salt dünle ya da anla değil, gelecekle de hesaplaşan, hesaplaşabilecek duruşa sahip olandır. Böylesi bir duruş ancak faziletli şehirleri inşa manevrasına sahip olur. Bu iş şehirleri katleden tokicilikle, imani imardan uzak halleriyle imara girişmiş belediyelere terk edilmeyecek kadar önemlidir. Çok ağır olduysa biraz daha keskin bir ifade kullanayım o vakit. Bu ülkede kendi şehrinde Peygamberlerin kabir ve makamlarından habersiz ne çok belediye başkanı var bir bilseniz? Bu ülkede Baraj altında Peygamber kabirleri bırakan ne kadar cahil cühela mühendis olduğunu bir bilseniz? Daha ağır ifadeleri kullanacağınızdan eminim.
Hafıza ile birlikte irade ve tefekkürü yok eden modernizm iki yüz yılı aşkındır şehirlerin ruhunu şeytana satıp duruyor. İslam'ın anlam yüklemeye çalışarak karakter kazandırdığı şehirler tarumar ediliyor.
Seküler anlayış; sonuç itibarı ile şehirleri "Aristokrasinin" ve "Totalitarizmin" “hızın ve hazzın” “eğlencenin ve finansın” merkezi yaptı.
Hayat, ev merkezli olmaktan çıktı. İş hayatın merkezine oturdu. İbadet merkezli şehirleri yıkıp, yerine ticaret merkezli kentler inşa edip bununla böbürlenenler ihtirasları ile bir toplumu, bir tarihi, bir medeniyeti de beraberinde boğuyor. Neden şehirler insana huzur vermekten uzak şeytana gülücük dağıtan merkezlere dönüşüyor dersiniz?
Kültürel travmanın boyutunu anlatmak, çözülmüşlüğün faturasını okumak inanın çok çok acıtır.
Tevhitten uzaklaşmanın faturası çok ağır oldu. Zira şehirden medeniyeti, medeniyetten şehri nazar, tevhitten ne anladığınızla doğrudan ilgilidir.
Hakikat şu ki;
Şehirlerin kutsal ve şöhretli oluşlarının arkasında her zaman kendini hissettiren kadim tarihi vardır.
Allah (cc), İbrahim’e (a.s) ve onun soyundan gelen Muhammed’e (sav) Mekke'yi "Beldet-ül Emin" yani "Güvenilir Şehir" kılıp, bu şehir üzerine yemin ediyor. Şehir üzerine yemin ne anlam geliyor? Modern kent planlamacıları bundan ne anlar acaba?
Kâbe’nin (Beytullah’ın) şubeleri hükmünde Anadolu’nun her bir mahallesini süsleyen camiler (Allah’ın evleri) etrafında beytler ( gecelenilen evler) inşa edip, meskenlerden (sakin olunan mekânlar) mahalle (içinde dirilen yerler) oluşturan idrakten ne kadar uzaklaştık?
Evvel emirde Türkiye’nin her köşesinden insan göçüyle fethedilmiş Anadolu’yu yaşatan, diri tutan İslami ruhu anlamak için tarihsel dimağı bilmek gerek. Bu da şehre yüklenen anlamla, hüviyetle doğrudan ilintilidir. Birilerinin istila ettiği, birilerinin tarumar ettiği Anadolu şehirleri Hz Ömer(r.a) devrinde başlayan fetihlerle yeniden asli karakterini kazanmaya başlamıştır.
Kadim zamanda nasıl ki Babil, "Zevk ve Sefa Şehri" olarak, Sodom Gomore "Günah Şehri", Paris "Fahişe Şehir", Roma gücün, Atina felsefe ve bilginin, Bağdat ilmin, Konstantiniye entrikaların merkezi ise, İstanbul da İslam’ın Başkentidir.
Kütüphanesi ile İskenderiye, düşünürleri ile Atina, yolları ile Roma, Peygamberleri ile Kudüs, Şehirlerin anası(Ümmül Kurâ) Mekke, Resulüllah (sas) tarafından kimlik giydirilen Medine…
Acının, dramın, Hüseyni kıyamın ihanet şehri Kufe…
Yine Paris arzulu, Roma zalim, Atina düşünceli, Venedik aşkın bir sıfatla karşımıza çıkıyorsa, İstanbul gözyaşlarını Kudüs’te akıtır.
Peygamber şehri Medîne'nin 'Münevvere (Aydınlanan ve aydınlatan şehir )', Mekke'nin 'Mükerreme (ikram eden, ikram edilen şehir) ', Kudüs'ün 'Kudüs-ü Şerîf (şereflendiren ve şerefli olan şehir) olma hakikati unutuldu. Hatırlatmak ve yeniden tefekkür için birkaç yazı gerekecek.
Ve tabiki her üç kutsal şehirdeki müteaâl (aşkın) olanın simgesi üç mescid. Dikey hareketle ölümlünün ölümsüze, sonlunun sonsuza yönelişi; yatay hareketle ise insanın insana yönelişini simgeleyen üç mescid…
Tevhidin, İslam şehirlerinin ve İslam toplumunun en önemli merkezleri olmasının derinliğindeki hikmetiyle; Mescid-i Haram/Kâbe, Mescid-i Nebî ve Mescid-i Aksâ…


