Ölüm de var ey insan
Ölümün tabiattaki tezahürü kış mevsimini geride bıraktık. Tabiattaki ölümü göremeyen sen beniâdeme ölüm, korona virüsle kendini hatırlattı.
Siyah bulutlar ölümün habercisi uç beyleriydi. Sen hissetmedin. Griple, nezleyle sana dokununca fark ettin ölümün kavi halini ey insan!
Kış boyu ölümü hatırlatan ıslık sesli rüzgâr, şehrin beton duvarlarını dövüyordu ama sen bunu duymak istemedin.
Şehrin sokakları, caddeleri, damları karanlığa meydan okuyan bembeyaz kara teslim oldu. Aydınlık müjdelerken sen, siyah beyaz fotoğraf tadında baktın tabiata. Şehrin bulvar boyu sıralı elektrik direklerinden vuran ışık, yaprak gibi dökülen kimsesizlere vurdu. Sen ey insan, bunu tınmadın.
Gecenin gümüş rengi, pencerelerden sofalara vurdu uzun uzun. Eşyalara kendi renginden verdi. Fısıldadı bütün kış geceleri “Mutu Kable En Temutu, Mutu Kable En Temutu…”
İnsanoğlundan çok azınız nasibinden düşeni aldı.
Kimi zaman hareketsiz bir nöbetçi olup sabit duran ay ışığı, kimi zaman öyle mütevekkil, öyle mütedeyyin öylesine nazenindi ki bakmadın. Gökyüzüne bakmayı unutalı çok oldu ey insan!
Ay ışığı bazı zaman vardı ki titreyip zikreden kendinden geçen, sarardıkça sararan bir semazendi. Bu haliyle kimini işlendikçe hislenen, kor aleve dönüşen yürekte; kahverengi toprağı, sarı altına çevirmeye çabalayan orta çağ simyagerleri gibi derin zanaatlara yöneltti.
Çoğu insansa gece boyu uyuyordu.
Sıbğatullah nedir çoğu kez bilmedin ey insan!
“sıbğatullah” terimini müfessirler; “Allah’ın fıtratı, Allah’ın dini, İslam dini, Haniflik, Hz. Nuh ve ondan sonraki bütün peygamberlerin bildirdiği din, tevhit, iman, sünnet olma, temizlik, hüccetullah, Allah’ın kanunu (sünnetullah), Allah’ın arındırıp temizlemesi” gibi anlamlar verdiler. Ortak anlam şuydu; “Allah’a yakınlaşma ve yakınlaşmayı sağlayan her şey.”
“Sibġata(A)llâh(i)(c) vemen ahsenu mina(A)llâhi sibġa(ten)(c) venahnu lehu ‘âbidûn(e) /Allah'ın verdiği renge uyun; rengi Allah'ınkinden daha güzel olan kim vardır? "Biz O'na kulluk edenleriz" deyin. (Bakara:138)
“Sıbğatullah”, Allah’ın boyası” Ayetin iniş sebebine baktığında İbn-i Abbas’tan nakledilen rivayetle şöyle buyurmuştu sima rengi en güzel insan;
“Muhakkak ki İsrailoğulları ‘ey Musa Rabbin boya yapar mı?’ Dediler. O da: ‘Allah'tan korkun’ dedi. Bunun üzerine Rabbi ona seslenerek; ‘Ey Musa! Sana, Rabbin boya yapar mı? Diye sordular. Sen evet diye cevap ver. Renkleri ben boyarım; kırmızı, beyaz, siyah… Bütün renkler benim boyalarımdandır’ buyurdu ve Resulüllah’a bu ayeti indirdi.”
Hıristiyan Araplar, vaftiz suyuna, vaftiz edilen kişinin hayatının yeni bir anlam kazandığını göstermek amacıyla “sıbğa” adı verilen bir boya katarlar.
“Bilir misin? Allah nurunun rengi yoktur ey insan!
Kul vuslata ulaşınca Allah onun sırrını, kalbini, ruhunu, fıtratını, tabiatını kutsal deryasındaki suyla yıkar, onu ilahi bir renge boyar. Böylece kulun zahiri ve batını (görünen görünmeyen) Allah’ın boyasıyla parıldamaya başlar. Hakkın âlemlere tecelli eden aynası olur.
İyi belle ey insan; Karanlık gece bir siyah renktir. Güneş aydınlıktır ki karanlığı kovar. Siyah üzüntüdür, matemdir. Güneş beyaz aydınlıktır.
Beyaz şehitliktir, saflıktır.
Bak! Bak! Dallar, yapraklarla bütünüyle nebatat yeşil giyinmeye başladı. Bilir misin? Ey insan; Meleklerde yeşil giyinir.
Bak şu ateşe! İlahi azametin rengidir. Hastalıkta ateşin yükselirken rahatsız olursun ya birde cehennem ateşinde nasıl rahatsız olacağını düşün.
Ey insan;
Bütün renkler görünebilmek için belirli araçlara ihtiyaç duyar. Bütün renkler Allah’ın boyasındandır. İşte bu sıbğatullahtır. Esas tevhittir.
Sarı, siyah, beyaz insanlar hep bu birlikle vardır. Renkler ben daha güzelim, ben daha asilim kavgasına tutuştukları bir gün bir şimşek çakar, gök gürler. Yıldırımın sesi duyulur: “Hiçbiriniz tek başınıza bir anlam ifade etmezsiniz. Yanıma gelip kardeş olun bakayım.” O gün bugündür her yağmur sonrası gökkuşağı oluşur gökyüzünde. Çünkü hep birlikte birdirler.
Ey insan! Doğarken dikişsiz bir beyaz beze sararlar seni. Veda edip bu aleme giderken ötelere, yine beyaz dikişsiz kar beyazıyla veda edersin dünyaya.
Kur’an ölümü hayatla anlamlandırmasının tecellisidir yaşadığın.
“Kullu nefsin żâ-ikatu-lmevt(i) veneblûkum bi-şşerri velḣayri fitne(ten)(s) ve-ileynâ turce’ûn(e) /Her nefis ölümü tadacaktır. Sizi bir imtihan olarak hayır ile de şer ile de deniyoruz. Ancak bize döndürüleceksiniz. Enbiya :35”
Ölümün evsafı, yaşanan hayatın kalitesine endekslemiştir. Müslüman (Allah’a her şeyiyle teslim) olarak ölebilmek için yaşamayı göze alandır. “Va’bud rabbeke hattâ ye/tiyeke-lyakîn(u)/ Ve sana yakîn (ölüm) gelinceye kadar Rabbine ibadet et! Hicr: 99”
Bu meyanda büyük bir değer, önemli bir başarıdır. Ölüm bir kavuşma manası taşır. “…yudebbiru-l-emra yufassilu-l-âyâti le’allekum bilikâ-i rabbikum tûkinûn(e) /O, Rabbinize kavuşacağınıza kesin olarak inanmanız için her işi düzenleyip ayetleri açıklamaktadır. Ra’d: 2”
Mü’min için bir müjde niteliğindedir. “…vettekû(A)llâhe va’lemû ennekum mulâkûhu vebeşşiri-lmu/minîn(e) /Allah'tan korkun, biliniz ki siz O'na kavuşacaksınız. (Yâ Muhammed!) müminleri müjdele! Bakara:223”
Liyakatli kul içinse, kutlu bir davettir. “irci’î ilâ rabbiki râdiyeten merdiyye(ten)/ O, senden, sen de O'ndan hoşnut olarak Rabbine dön! Fecr:28”
Hakk’ın hoşnutluğunu kazanma uğrunda sarf edilen bir ömür ister doğal yolla ister şehadet ile sonuçlansın, aynı takdiri görecektir. “Vele-in kutiltum fî sebîli(A)llâhi ev muttum lemaġfiratun mina(A)llâhi verahmetun ḣayrun mimmâ yecma’ûn(e) /Andolsun, eğer Allah yolunda öldürülür veya ölürseniz, Allah’ın bağışlaması ve rahmeti onların topladıkları (dünyalıkları)ndan daha hayırlıdır. Âli İmran :157”
Sıradan vatandaşa göre ölüm, dehşet verici bir olaydır. Oysa mümin için ölüm, korkulacak bir şey değil, ezeli ve ebedi gerçek olan Allah ile buluşma ve ebedi hayata kavuşmadır. Onun için Mevlânâ ölümü şeb-i aruz, yani sevgili ile buluşma anı olarak nitelendirmişti. Mesnevî'nin ilk beyitlerindeki “ney” meteforu gibi, insan dünyada iken gurbettedir.
Ey insan; ölüm, insanı asıl vatanına ve sevgilisine kavuşturur. Korkutan ölüm değil, korkulan dünyadaki amellerdir. Vuslat, ameli güzel olanları bekler. Vesselam.


