Kılıçdaroğlu Kürt Meselesini Çözecek!
“Macbeth” adlı ünlü trajedisinde Shakespeare'in Krala söylettiği söz, edebiyatın kubbesinde yankılanıp durmaya devam ediyor. Evine misafir gelen İskoç Kralı Duncan'ı gece uykusunda öldüren Macbeth, sonradan pişman olup da şöyle diyordu:
-Macbeth uykuyu öldürdü! Masum uykuyu, ıstırabı dindiren, kuvvetleri tazeleyen, hasta ruhlara teselli veren uykuyu öldürdü!..
Macbeth Kemal Kılıçdaroğlu’nun ruh ikizi gibi geldi bana.
CHP kurultayında yeniden -bu gidişle daima- Genel Başkan seçilen Kemal Kılıçdaroğlu dünkü grup toplantısında elini masaya vurarak : “40 yıldır Kürt sorunu tartışılıyor. 40 yılda bir sorun neden çözülmez? Sorunu çözemeyen siyasi otoritedir. On binlerce kişi hayatını kaybetti ama bu sorun çözülmedi. Ben buradan CHP Genel Başkanı olarak bu sorunu demokratik standartlar içerisinde Türkiye'nin bağımsızlığı çerçevesinde çözeceğime söz veriyorum” dedi
"yâra da ağyâra da hoş görünmek ihtiyacı hisseden, inişlerle çıkışlarla dolu CHP hâlet-i ruhiyesinin imkân verdiği nispette terhis vakti geçmiş SSK emeklisi görünümlü Kemal Kılıçdaroğlu’nun bu “dostlarının” yanağından makas alma girişimi reel politik yazmayan benim için bir istisnai durum oluşturdu.
“meydâne düşen kurtulamaz seng-i kazâdan'.
Kadim devlet geleneğimizin dimağı yirmi yaşındaki delikanlı hafızasına sahip oldu hep.
Bunu toprakla hemhal bir ortaçağ simyacısı gibi insanın içindeki aslı ortaya çıkarmak için sınayıp duran hayat öğretir.
Güncel politikayla t’an (pazarlık) edip başını kuma sokmuşların hali hakikati örtemez.
Dini satmışlara dahi bir deyn (borç) faturası yazılır. Tahsilat için beklenir sadece. Hayatın ironisi burada saklı.
Ve hayat öğretti ki, güncel reel politik; dişlileri el ve koldan mamul koca bir çarktır ve gün gelir her yanına yaklaşana şamarı patlatır.
Devlet bu politikadan ari ve daha derin siyasetle meşgul olurken, işine karışılmasın diye ön bahçede yutmacasına gülle oynayan politik figürleri popülist politikalarla meşgul eder.
Geçen hafta Ayasofya meselesine güçlü gürültü bir Yunandan birde CHP den geldi.
Kemal Bey şu soruya bir cevap verirse Yunan kültü ve CHP ortak sesinin nedeni üzerine kafa yorulabilir.
Anıtkabiri inşa sürecinde niçin ve nasıl Yunan milletine ait bir kadın tanrıça kültü olan Artemis, Anıtkabir için uygun görülmüş?
Sayın Kılıçdaroğlu’na orantısız güç kullanmayalım şimdi. Sorunun ipuçları Hegel’den Edward Said’e giderek bulunabilir.
“Kürt meselesinin çözümü” bir yana bu ihtilaflı konunun netliğe kavuşması için evvel emirde Sayın Kılıçdaroğlu'nun Meclis'te CHP uygulamalarıyla ilgili bir araştırma ve soruşturma komisyonu kurulması için bir teklif verip, komisyonun CHP arşivine girip hazırlanan raporu millete açıklaması daha uygulanabilir bir yöntem olur. Katkı koyma babından bazı hatırlatmaları galeriden sunayım.
CHP’li erkânın devleti yönettiği yıllarda çilingir sofrasındakiler “ Çağırın şu Nazım Hikmet’i bir şiir okusun derler. Nazım, isterse onların hoşuna giden bir iki şiir okur, sofrada yerini alabilirdi. Ama istemedi;
“Söyleyin o beylere, Nazım içki sofrasında sarhoş eğlendiren denizkızı Eftelya değil” dedi; bu çıkışının bedeli 35 yılık mahkûmiyet oldu.
Tıpkı şirinde ifade ettiği gibi;
“ Dışarıda dalga dalga bayraklaşıyor adı,
Kendisi içerde ihtiyarladı.”
Nazım’ın hayatını çalıp karartanlar, onun trajik öyküsünden bezirgânlık yapanlar kimlerdi? Nazım’ın şiirleri üzerinden ideolojik tüccarlık uzun yıllar devam etti, ediyor.
Ya tüm Türkiye'de en çok satılan kitaplar arasında yer alan “Kürk Mantolu Madonna” romanın yazarı Sabahattin Ali’nin dramatik hayatı?
Öğretmen, yazar, şair Sabahattin Ali’nin işten atılması, iş bulmasının engellenmesi, mapus damında çürütülmesinin bir izahı yok mu? Milli Şef ve CHP iktidarıydı. Mahpus çıkışı Bulgaristan sınırına yakın bir mahfilde, devlet görevlisi/görevlileri tarafından başı taşla ezilerek hayatına kıyılır Sabahattin Ali’nin. Hayatına kastedenler, eserleri üzerinde prim yapanlarda solcu olduklarını Kemalist olduklarını iddia ediyorlardı. Sola göre o ateist bir solcuydu. Bu satırları duysaydı eminim şiiriyle seslenirdi.
“Sen üzülme anam dertlerim çoktur
Çektiğin çilenin hesabı yoktur
Yiğitlik yolunda üstüme yoktur
Eşkıya dünyaya hükümdar olmaz!”
Memleketin daha sonra solcu olacak tüm okumuşları Yassıada linçine alkış tuttular uzun yıllar…
Deniz Gezmiş ve arkadaşlarını idam edenler CHP'li mi değil mi? Sonuçta CHP geleneğinden gelmekle övünmüşlerdi.
Aslında Türkiye tarzı sol ideolojiyi doğuran şartların yavaş yavaş ortadan kalkması bu ideolojiyi mutasyona uğratıyor. Başörtülü avukatı Parti Meclisine almak aynı kabilden. Zihinlere kök salan, kadrolarını kuran bu ideoloji, varlık nedeni ( Kemalist Laiklik demokrasi) batılı tarz yaşam tehlike sinyali verdiğinde bilinçaltını “bedenime dokunma” afişleriyle faş etti. Şimdilerde İstanbul sözleşmesine canhıraş sarılma HDP ve CHP solu için aynı teraneden.
Bu ülkede sağcı, solcu ya da İslamcı olmak insanların üzerinde kalan bir yaftadır hep. Zira neyi devirmek istediğinin farkında olmayan insanların solculuğu ile neyi muhafaza etmesi gerektiğinden bihaber insanların sağcılığı veya seküler hayat İslamcılığının parametresinde kıstas, ideoloji değil esasında vicdan olmalıydı.
Bryan S. Turner’in oryantalizmi tanımladığı forma CHP cuk! Diye oturuyor. Ne demişti Bay Turner? ‘Batı’nın tanımladığı ve kontrol ettiği kavramlar, tablolar ve kategorilerin içinde anlamlandırılabilecek garip, erotik, farklı ama anlaşılabilir bir söylem.”
Bu, yüzüyle Oryantalizmin, kendi insanına, “ne tuhaf insanlar bunlar? Ne garip ülke burası!” segmenter tutumla bakmak; kendini biricik ve elit, ötekini lazım ama ezik görmek!
Edward Said’in isabetli oryantalizm (doğubilimcilik) teşhisi bu anlamda kilometre taşı gibi duruyor. M. Foucault’un kuramsal analizini, bir başyapıt olan “Oryantalizm” eserine uygulayan Edward Said: “Bütün egemen kültürler, kendilerine uygun bir hâkimiyet söylemi yaratırlar ve bu söylem içerisinde kendilerinden başka kültürleri istedikleri gibi yansıtırlar. Bu çarpık yansıtma gerçekte bir kültürün diğer bir kültüre egemen olma yollarından biridir.” Derken CHP’nin köklerini bulduğu Doğu tarzı solculuğun Oryantalizm ürünü olduğunu kanıtlayacak nitelikte.
Solculuk, yirminci asrın ortasından bu yana, -biraz da güç süreciyle ilintili olarak- hep neoliberal uygulamalar karşısında mahrumiyetin belirtisi oldu. Sosyal Demokratlar, kavramlara çoğunlukla psikolojik konjonktürel ihtiyaç dürtülerinden ötürü saldırdılar veya savundular.
Tıpkı Ezana müdahale ile Türkçe okuma bizantinizmi gibi.
Tıpkı İstiklal Marşı’nı yeniden yazma yarışmaları düzenlemek gibi.
Tıpkı 1934-1936 yılları arasında radyolardan Sanat ve Halk müziğini yasaklamak gibi.
Tıpkı Halk Partisinin “Halkı hizaya sokma” şizofrenisiyle zorla senfoni dinletmesi gibi.
Tıpkı Âşık Veysel’i kılığından ötürü Ankara’ya sokmama trajedisi gibi.
Tıpkı Ahmet Kaya’ya çatal bıçak saldırısında bulunanlara onuncu yıl marşıyla eşlik etmek gibi.
Tıpkı Kürdün başından Puşiyi (Çefî) Arapların başından kefiyeyi alıp dipçikle hizaya sokma gibi...
Bugün konjonktürel durum mütedeyyin insanlardan oy devşirme ihtiyacını mecbur görüyorsa ve eğer Kürtlerin oylarına her zamankinden daha fazla ihtiyaç varsa yaşasın Makyavelli(!).
Oysa CHP tarihi dogmatizm eleştirileri adı altında cehalet katmanında en çok durduğu İslami kavram ve duruşlara saldırıyla çoğu kez insan olma erdeminin önüne geçmiştir.
CHP’nin kendisiyle hesaplaşmak yerine halen tuzu kuru söylemleri eski defterleri açtırıyor.
Temmuz 1930 yılında Van Erciş'te Zilan Deresi kan aktı günlerce. On beş bin insanımız hayatını kaybetti. Bu insanların “asi kürt” olmak gibi bir suçları vardı (!)
Çözümden önce el insaf! Bir özür dileyin yahu! Bu coğrafyada Kürt ve Türk ayrımcılığını kaşıyan politikaların icra makamında kim duruyordu?
Esasında “Kemalist Sol” anlayışında, düşmanlığın dışa vurumu söylemle doğrusal grafik göstermiştir. Söylem başarılı olduğu ölçüde, güç dürtüsü tatmin olur, Segmenter ruhlar arşı alaya yükselir. Bu itiraz geleneğidir ki bugün Kılıçdaroğlu’nun şahsında CHP kabul görmüyor. Bu yönüyle Kılıçdaroğlu’nun Memleketi Dersime/Tunceli’ye ilk kadın pilotumuz Sabiha Gökçen’in bıraktığı bomba ile kan ve gözyaşı yoğunluğunu artıran CHP söyleminin barış üzerinden siyaset üretmesi çokta şaşırtıcı gelmemeli.
Haydi, bir yiğitlik yap Sayın Kılıçdaroğlu! Memleketin Dersim’e (Tunceli) bomba yağdıran Sabiha Gökçen’in ismini havaalanından kaldıralım teklifi getir de vicdanları rahatlattır.
Kürt meselesini çözmek mi? Kero memırî bahar tê (ölme ki bahar gelecek)
Az kalsın unutuyordum. Bizim oralarda çocuk üst üste sınıfta kaldığında babası o çocuğu sanayiye çırak verir. Dokuz seçim kaybetmiş birisinin hala aynı koltukta oturup sandık istemesi doğrusu biraz tuhaf değil mi?


