--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

İkinci Dalgaya Girdik

Hüseyin Acarlar
Hüseyin Acarlar
10

Tarih şahittir ki aynı nedenler benzer sonuçları doğurdu. Ve tarih şahittir ki yönetimlerde siyasetin standart bileşkesini oluşturan kavramlar lafzıyla değişikliğe uğrasa da özüyle aynı kaldı.

Su, hiçbir vakit sıvı halinde veya gaz halinde ve de katı haldeyken iki hidrojen bir oksijenden oluşan özünde değişikliğe uğramadı. Değişiklik şekilseldi. Suyun üç hal kanununa benzer değişim deveranında olduğu gibi Tanrı anlayışı, doğaya nazar ve İnsan olma vasfı tarihi şekillendiren üç unsur olarak hiç değişmedi.

Başından beri doğa yasaları gibi sosyal yasalarda değişmedi. Kötü iyi, güzel çirkin makbul olan olmayan her türlü amele mahiyetinde değişikliğe uğramadı.
Ama insanlar her dönemde değişim ve dönüşüm yaşadıklarına inandılar.

Başından beri Allah’ın dini vardı sadece. Ve Allah’a özenip din ihdas edenler. Ve başından beri din ihdas edenler, Her türlü olanağı meşru görerek güç devşirme peşinde oldular. Bu realite hiç zaman değişmedi.

Dünya, durmaksızın sadece insanlığın hak ve karşıtı batılla mücadele arenasına eşitlendi oysa.

Başından beri özde, bir dinsel bir mücadele vardı. Teokratik din” tasavvurundan “demokratik din” gerçeğine doğru ara duraklarda feodal Derebeylerden Monark, Oligark düzenlerine bir dizi isim değişikliği abrakadabra dan başka bir anlam içermedi.
Her müesses nizam, her düşünsel doktrin, her ideoloji bir müddet sonra, önce düzenini metafizik ögelerle mitolojik düzeye çekti. Sonra kutsadı.

Onun için Anıtkabir’in solunda nöbete duranlarla sağında yer kapmaya çalışan ve arkasına gizlenerek çığırtanlar, oluşmuş mitolojik demokratik din gerçeğinde imamlıktan pay düşürenler yeni bir numara çekmiyorlar.

Din ve inanç kalple başlar ve onunla kaim olur. Bir düşüncenin Din olması için illa tanrısal olması gerekmiyor. Tanrısal dinler, yorumlarla özünden ve bağlamından kopuk sloganik düzeye çekilebildiği gibi, herhangi bir düşünsel doktrinde pekâlâ tanrısallaşabilir. Din olgusuna itiraz edenlerin tez anti tezleri yeni görünse de insanlık tarihi kadar köhnedir. Dinsel ritüeller eşliğinde statü ve sınıf farkıyla kendilerini diğerlerinden önde görenlerin kurtuluş reçeteleri de yeni değildir. Kurumsallaşan her şey güç devşirir. Ve güç devşirme insanlık kadar eskidir.

Dünyanın batısı ve doğusu ile üç unsura yaklaşım farklılığıyla ontolojik karakteri anlaşılabilir. Bunlar;

Tanrı tasavvuru, tabiat tasavvuru ve insan ve toplum tasavvuru.
Doğu Asya ve Hint toplumluları ruhçudur mistiktir-Şamanizm’den Hinduizm’e Budizm’e v.s-. Tanrı anlayışları hiçbir zaman tabiatüstü olmadı. Tanrıyı bizatihi doğayla ve haliyle insanla özdeş kıldılar. Doğa merkezli bu maneviyatçı medeniyetin temel yönelimi uyum oldu. Buna göre maddeden çok manevi derinlik, değişimden çok düzen, bireyden çok toplum esas ve belirleyicidir. Maddi olan geçicidir, makbul olan manevi olandır. iç yolculuk bitmez.

Batı toplumları ise, tabiatüstü bir tanrı tasavvuruna sahipti. Doğunun manevi boyutunun aksine batı maddeciydi. Tanrı tasavvuru insan biçimliydi. Antik Yunanın şekillendirdiği insan merkezli maddeci anlayış Tanrılardan ateş çalan Prhomethus ile insanın tanrı ve tabiat karşısında aktif ve özerk bir özne olduğunu düşündü. Aydınlanma dönemi denilen tarihin dönüm noktasında ilerlemeci zaman tasavvuru ile insanın kendi kaderini kendisinin yaratabileceğine, akılla doğaya biçim verip ona hâkim olabileceğine inandı. Reform ve Rönesans İle Batı; madde ve güç merkezli, dışa dönük çatışmacı ruhla teknik bir zırha büründü.

Bu iki din anlayışını coğrafi konumu ve tarihsel macerasında olduğu gibi “orta” bir yerinde de İslam dini duruyor. Doğu’nun ve Batı’nın insan biçimli tanrı tasavvuruna karşılık, Müslümanların Tanrısı dünya üstü ve ötesi müteal ve mutlak olan Allah Azze ve Celledir. İhlas ve kevser surelerindeki teklik ve Tenzih ile de her türlü maddi ve manevi boyutuyla insana benzemez. Allah’ın âleme vahy ile müdahil olması, İslam’ın, insan ve tanrı arasındaki ilişkiyi uyum ya da çatışma gibi tek boyutlu bir şekilde değil de tevhîd içerisinde birlik kazanan iki boyutlu bir şekilde tasavvur ettiğini gösterir.

İslam tasavvurunda İnsanın tabiatla olan ilişkisine gelince; Müslümanlar için bu ilişki, ona uyma ya da onu denetim altına alma olarak değil, her ikisini de bünyesinde barındıracak bir biçimde anlama ve dönüştürme şeklindedir. Fani olan ile baki olanın birbirinden ayrıldığı bu dünyada insan kaderine karşı gelen veya ona mutlak anlamda itaat eden bir varlık değildir. Aksine insan kaderini aktif bir biçimde hayata geçiren irade ve ihtiyar sahibi bir varlıktır. Böylece tabiat ile ilişkisinde kendisini çevreleyen dünyaya teslim olmaz. Doğayı kontrol altına almaktan öte nimet ve emanet şuuruyla bakar.

Dolayısıyla şunu diyebiliriz ki İslam’ın tabiat ile ilişkisi parçanın bilinebileceği, bütünün ise anlaşılabileceği fikrine dayanır. Doğunun Ramayanası doğaya eklemlenirken Batının Prhomethusu doğayı ele geçirme peşindedir. İslam tasavvuru irade ve tercihle itidal ve aynı kökten Adalet kavramıyla öne çıkar.

Adil olma düşüncesi ile tarihte adına kader de denilebilecek vakaların ve şeylerin tabiatından ötürü sistematik tekrarlar mevcutken; insani iradeye mütemadiyen müdahele imkanı aralanır. Bu yönüyle helezonik zaman tasavvuru ile birlikte tarihte tekrara dayalı bir gelişme fikri ortaya çıkar. Zulme karşı Adalet.

Batı birinci aydınlanmasıyla insanı yeryüzü tanrısı ilan etti. Ve doğaya müdahale etti. Pagansit bu din anlayışının ulus devletlerin şemsiyesinde oldukça parlak cümleler sarf etmesi anlamın değiştiğini göstermiyor. BAtı, insan hakları deyip katliamlar yaptı bugün insanlığın canına okumaya meyilli terminatöre dönüştü. serbest piyasa deyip insanların ümüğünü sıktı. Özgürlükler deyip kendi düşüncesinin dışındakilere yaşam hakkı tanımadı. Bu güç zehirlenmesiyle aydınlanma sonrası 2. Dalgaya girildi. Kendi sonunu hazırlamaya dönük bir dalga bu. Sürekli aynı siyaset kumkuması. Kötücül olanın yüceltildiği dum duma. Tarih gösterdi ki her firavunun karşısına bir Musa çıkar.

Nedenler aynıydı geçmişte. Sonuçlarını biliyoruz. Nedenler değişmedi. Sonuçta değişmeyecek.

Yorumlar

(10)

Yorum yazın

0/1000

Yorumlar editör onayından sonra yayınlanır.

Ertuğrul

1 Haziran 2020 18:53

Beyin yakan yazilarin tiryakisi oldum. İtiraf edeyim. Objektifler f ama vakarli duruşla derya deniz bigiyi okuyucuya yansitmanin kaygisi var. Cok zor konulari ele aliyiorsunuz. Yalakalik.yok şataşma yok elestri düzeyli. Kaliteyi her zaman ki gibi alan kaliteli teli olur. Doğu dini batı dini ve islamin durduğu yer çok cok cok iyi. Eyvallah.

Isa

1 Haziran 2020 16:14

Harikulâde bir anlatıla doğu-batı ve İslam,ın güzel bir sentezi.

Sabri

1 Haziran 2020 12:55

Teşekkür ederim.

HASAN A.

1 Haziran 2020 12:38

Görünen o ki Batı alemi büyük maddi ve teolojik çalkantılar yaşayacak.Onların sadece maddesi var.O da gidince sarsılıyorlar.Teolojik sistemlerine maneviyat diyemiyorum çünkü bu sistemleri bir varoluşu (Cennet) değil bir yok oluşu (Cehennem) temsil ediyor.İslam ve insan düşmanı sistem yöneticileri bir yana yine de Batı insanına hidayetler diliyorum.

Karacoğlan

1 Haziran 2020 11:30

git dünyayayı kurtar demiyorum sana..melik olduğun vücud şehrinde...bir İbrahim vardır mutlaka...sakın ve sakın...İbrahim i ateşe atma...

EVLAD-I FATİHAN

1 Haziran 2020 11:05

İmdi chp ye ve imamoğluna oy veren muhafazakar, milliyetci. Mukadessatcı ülkücü. İslamcı zevat FATİHİN TÜRBEDİNDEKİ ekrem imamoğlu ve chp yi gördünüzmü. Ve utandınızmı.

Seyhan can Altunyüzük

1 Haziran 2020 10:45

değişim ve dönüşümleri farketme adına.. zihin dünyamızı şekillendiren tasavvurlar.. insanı tanıma adına değil,bozma, dönüştürme varolmaktan öte ,varlık üretme.. yaratamiyorsa değiştirme ve gücünu ele geçirme çabaları.. yeni bir model inşaa etme cabalari.. kaleminize sağlık hocam.

Hıfzı Gür

1 Haziran 2020 09:57

Gerçek insanın şeytan oluşudur,hakikati kabul etmez, illa Tanrı ile yarışmaya kalkışır. Yaptığı pis amelleri de hiç görmez, duymaz, bilmez ve anlamaz. Ömür boyunca herm yeryüzünü hem de atmesferi ürettiği bedeni atiklarla tonlarca ve metreküpletce kirletir. Peki, bu ürettiği pislikler nasıl temizlenecek? Ayrica pis düşünceleriyle de hem kendi hem de başkalarının aklını pisletir. Kısacası, en büyük ilim kişinin bedenin şeytan ve melun olduğunu bilmesi ve onu ibadetlerle temizleye ve melunluktan kurtarmaya çalışmasıdır. Aksi takdirde kişi sadece gaita, bevl ve zarta üreten bir hayvandır. Eti helal olan hayvanlarin diskilari bile ibadet ettiklerden dolayı kafir insanınkine nazaran necis değildir.

Çarkcı kemal

1 Haziran 2020 08:05

Ben şimdi anlamadım. Biri açıklasın günahmatik’te olacakmı

NE ÖNEMİ VARKİİİ

1 Haziran 2020 06:31

Biz yinede aynı şeyleri deneyerek farklı sonuçlar elde etmeye çalışacaz(!) godot’yu bekleyeceğiz. Godot yavşak , jakoben , narsist olsada bekleyeceğiz.Çünkü bizde stockholm sendromunun gelişmiş hali olan tecavüzcüsüne aşık olma hali oluşmuştur. ALLAH KURTARSIN

Hüseyin Acarlar Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle