--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Hû Dost yâr!

Hüseyin Acarlar
Hüseyin Acarlar
6

İsmi ile ahenkli kaç kişi vardır ki Feleğin değirmen çarhını urup dönderdiği, ardından suyunu savdığı şu dünyanın.

Nedimdi, edeb-i erkânla sohbeti ermiş tadında. Ali hilmi ile halim, Ali ilmi ile Alim…
“Ve aleykümselam Hu yar dost! Edeple gelen hürmetle uğurlanır. Sefa getirmişsin” dedi Nedim Ali. Rahlede ‘Kitabı Zişan’ ve odaya hakim tebessümün huzur kokusu. Rahlenin kenarında gözüme ilişen Halil Cibran'ın ‘Ermiş’ kitabına takıldığımı görünce:

“Derdi dünya olanın, dünya kadar derdi olur. Geceyi yaratmasaydı Allah, bu millet kazanma hırsından kendini helak ederdi.” Deyiverdi. Sonra kitabı aldı eline devam etti sözlerine:
Bu kitapta dostum zamanın bilgesi el-Mustafa ile Orphalese halkı arasında geçen diyalog var. İnsanlar teker teker soru sorarlar;

El-Mitra :’Bize sevgiden söz et der’ ve el- Mustafa cevap verir.

Yine El-Mitra sorar :’Evlilik için ne dersin? Der ve el-Mustafa cevap verir.

Sonra yavrusunu göğsüne bastırmış bir kadın söze karışır: ‘Bize çocuklardan söz et’ der. El-Mustafa çocuklardan söz eder.

Sonra bir zengin söz alır ve ‘Bize vermekten söz et’ der.
El-Mustafa vermekle ilgili düşüncelerini anlatır.

Sonra han sahibi bir yaşlı söz alır ve ‘Bize yemek ve içmekten söz et’ der. El-Mustafa insanın niçin yemek ve içmek zorunda olduğunu anlatır.

Birçok kimse sevinç, keder, konut, giyim, alım-satım, özgürlük düşünce ve hırs, acı, kendini bilmek, öğretim, dostluk, söz söylemek, zaman, iyi ve kötü, tapınmak, zevk ve güzel sözden sorarlar. El-Mustafa bunların hepsine cevap verir.

En sonunda yaşlı bir din adamı söz alarak, ‘Bize dinden söz et’ der. El-Mustafa cevap verir; ’Bugün ben size dinden başka bir şeyden söz ettim mi ki?’
Evet, son cümle her şeyin özeti değil mi dostum? Dedi ve sözlerine devam etti Ermiş Nedim Ali:
Arza hacet yok insanın hali ayandır. Dile gerek yok bilirse insan, sessizlik bile beyandır.
Ancak, insan dini söze indirgedi, kelamı kibardan saydı. Oysa dilden çıkandan, yediğimiz, içtiğimiz, yaptığımız, yapmamız gerekirken yapmadıklarımızın, tamamı ‘Emr-i bil maruf ve nehy-i anil münker’ dairesinde ahiret hayatında karşılığı alınacak bir din manzumesi değil mi?

Din bir hayat biçimi önerir. Bileydi Ademoğlu söze gerek kalmazdı, susmak kelamdı. Vicdanı bilse kelama ihtiyaç kalmazdı, dünya neşe ile gamdı.
Hakikat şu ki dünya hayatı oyun ve eğlenceden ibarettir. Ve hakikat, kuralları konulmuş sistemin başarılı bekçileri entelektüeller tarafından değil, ancak kendi varoluşunu sorgulayan aykırı ve asi ruhlular, çılgınlar ve hayalciler tarafından haykırılabilir.

Hakikat, din-i İslam’dır. Dini, hikmetle ve güzel öğütle anlatabilmek sözle değil özledir. Hakikatin peşinde onu yaşamaktır. Buna ‘ilmi hal, ilmi kal’den evladır demiş’ arifler.
Hayat bize gösterdi ki hepimizin ten rengi farklı ama gözyaşları aynıdır.

Gördük ki yaptığımız işler farklı ancak terimizin rengi aynıdır.

Gördük ki farklı düşünmek suretlerimizin de farklı yaratılması gibi doğal olandır.
Din-i İslam’ı hakikatin kendisi, dünyanın ise onun ekilecek tarlası olduğunu bilseydi insanlık, farklı düşünenlerin tüm yaşamsal haklarını korumayı ve kendi hakkından feragati öğrenecekti evvela. Bu da her şeyin önüne vicdan-i ahlakı koymakla olur. Evrensel ahlak bu değil mi?

Hakikati anlayabilse insan, evrensel ahlakı öğrenecekti. Her annenin evladına merhameti gibi. Geçmiş gösterdi ki eğer bu ahlak yoksa adalet mümkün olmuyordu. Eğer adalet yoksa eşitlik yoktu ve eğer eşitlik yoksa özgürlük, kölelerin kendisini özgür bildiği taksitli kölelik anlayışı yirminci yüzyıl demokrasinden ibarettir.

Hakikatten anladığım bir şey daha var dostum. Ateş, su hava ve toprak temelli yerküre ve canlısı evrende integralin doğal parçacığıdır. Suni olan insan üretimi de buna dâhildir. Ve her parçacık kendi içinde bir integraldir. Bu sonsuzluk denklemi Allah’ın başlangıç ve sonunun olmadığının matematiksel ispatıdır. Adalet nedir? Her şeyi yerli yerine koymak. Zulüm nedir? Bir şeyi yerine koymamak, başka yere koymak. Bu düzenin sahibi yaratandır. Yok edecek olanda ancak odur. Hakikate muhalif olandan adalet gelmez. Allah’a zulm etmeye kalkan adil olur mu hiç? Hay Olan Allah’tır. Mezar taşlarına ‘Hüvel baki’ yazılması bundandır.

Sözün burasında nereye getireceğini merak ettiğim ermiş dostum Nedim Ali, kitabı elinden rahleye bıraktı. Biraz nefeslendikten sonra devam etti:
Diyeceğim odur ki;

Kitabın kahramanı El Mustafa, şehirden ayrılıp gemiye binmeden önce hayat ve insanlık hakkında insanların sorularını cevapladı. Tek tek aşk, evlilik, çocuklar, vermek, yemek ve içmek, sevinç ve üzüntü, ev ve evin önemi, giyecekler, alım ve satım, suç ve ceza, yasalar, özgürlük, sebepler ve arzular, acı, bilgelik, öğretme, arkadaşlık, konuşma, zaman, iyi ve kötü, dua, zevk, güzellik, din ve son olarak da ölüm gibi sorulan soruları cevaplamaya çalıştı. Böylece Orphalese şehrindeki ahaliye son görevini de yerine getirmiş oldu. Kısa ama hüzünlü bir vedanın ardından gemiye binip bilinmeyene doğru bir yolculuğa çıktı.

Benim sana diyeceğim dostum; Bu dünya için alı koyabileceğimiz herhangi bir şey var mı? Sahip olduğumuzu sandıklarımızın bize ait olmadığını bilmemiz gerek. Bilirsek Hakikatin va’di şu ki günün sonunda geçici değil ebedi verilecekler var. Öyleyse şimdi verelim, verme mevsimi Ramazan bizim olabilsin diye. Verdiğimizde alacağımızın hakikatli olacağını bilmek için vermek, hayat süren leşlerden ırak olmak demek. Sende bilirsin ki dostum cehennem dediğinde dal, odun yoktur. Herkes ateşini buradan götürür. Vermek, dağıtmak paylaşmak Oda atılan İbrahim’in(AS) serin ve selamete düşmesi hakikati dururken, odununa hamallık yapandan ahmağı da yoktur.

İlim ehli edepten hali olmuyor. Edebimizle müsaade isteyelim ki muhabbetimiz daim olsun diyerek müsaade aldım. Aklımda üç kelime Hu dost yar!

 

Yorumlar

(6)

Yorum yazın

0/1000

Yorumlar editör onayından sonra yayınlanır.

şenay doğan

1 Mayıs 2020 22:13

vermek ne güzel şeydir....bir zamanlar güzel elbiselerim takılarım...güzel oyuncaklarım vardı...

HaRuN

1 Mayıs 2020 20:02

Gerçekten çok güzel yazılarınız. Elinize yüreğinize sağlık.

Mustafa

1 Mayıs 2020 12:25

Firavunluk ve Cıp Bir olay anlatılır birkaç kişi Bakırköy Ruh ve sinir hastalıkları hastane başhekimine giderler derlerki hocam bir belediyede encümen arkadaşımız vardı, belediye başkanı olmak istedi belediye başkanı oldu, millet vekili olmak istedi vekil oldu, şimdi başbakan olmak istiyor.Baş hekim ister evladım ister cumhur başkanı olmak ister sonra bana getirirler niçin sana getirirler hocam. Haşa Allah olmak ister demiş. İnsanın fıtratında hırsından bu var. Kuranda firavun kıssası bunu anlatıyor. Yöneten emirleri Kuran'dan uygulamayıp kendisi kanun koyup astığı astık kestiği kestik olursa kendini Allah’ın yerine kor haşa ben Allah'ım der. O koltuk çok tehlikeli çok. Zenginlikte aynıdır varlık insanı azdırır. İstisnasız Bütün zenginlerde bu huy kiminde az kiminde çok vardır. Bakın bugün ABD li zenginler insanlara cıp takarak kendilerine kulcuklar edinerek Firavunluğun zirvesine varacaklar. Bu günkü firavun zenginler firavun dan daha firavunluk yapma düşüncesi içindeler. Firavun ahalisinden peyganber veya inananlar cıkmış bu firavunlar takacakları cıp sayesinde kulcukları onların sözünden cıkamayacaklar onlar ne derseler o olacaklar. Allah subhanehu ve teala kullarına irade vermiş iman etme veya inkâr etme iradesi. Hani insan hep derya Allah cc istese herkes iman eder. Allah ta kuluna iman iste iman ettirelim der. Şimdi cıp taktıranlar cıp takan Rableri ne derse o olacaklar istedikleri oluyor iradeleri ve secme hakları cıp takanın elinde. ALLAH subhanehu ve Teâlâ firavunlaşan insanların şerrinden muhafaza eylesin . Allahumme amin

Kadir Demirkol

1 Mayıs 2020 12:14

Kadim dilden bir felsefe... Modern dönem öyküsü öykusü nedir denilse herhalde bu olurdu. Farkli bir tarz nazimla nesire yaklaşma .Bir edebiyatçı olarak son dönemde rastladigim en eyi kalemlerden bir kalem.Hüseyin bey. Belki farkli yaşamlarimiz vardir ki mutlaka olacaktir. Ama insana bu yönuyle yaklasan bir felsefe ve edebiyatçiya eyvallah denir ayakta alkislanir.

Sabri

1 Mayıs 2020 04:33

İnsanlardan anlayanıda bir türlü ahlaklı uygulama moduna geçmiyor. Geçenlerde çok azınlıktır. Teşekkür ederim.

Halil

1 Mayıs 2020 04:12

Kırdık dağıttık da erkan ı edebi...ÇÜN BİLEMEDİK BULAMADIK SENİ ÖVECEK NE DİLİ NE CÜMLEYİ...DEDİK BİZDE EDELİM BİR UFAKTAN SİTAYİŞ...BEKLEDİK DİYESİN KİM ULAN BU ŞAH I EDEBSİZ...ŞAHIZ O AYRI SENİ ARARKEN ÖYLE GEZMİŞİZ...ÇIKINIMIZDAN DÜŞÜVERMİŞ EDEBİMİZ...

Hüseyin Acarlar Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle