--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Entelektüel –Aydın ve Münevver

Hüseyin Acarlar
Hüseyin Acarlar
5

Düşünceyi şekillendiren sosyal ve siyasal durumlar tek bir nedenle izah edilemez. Hele siyah ve beyazın karıştığı toplumsal atmosferde hava gri tonda ise…

Puslu havalarda çoğu kez yapılan bir suçlu politik bulup, bütün günahları ona boca etmek ve böylece rahatlamak en çok sevdiğimiz tutum. Bu davranış şekli doğru olmadığı kadar sorunu da çözmüyor. Soruna yeni bir sorun eklemekte cabası.

Oysa kural bellidir; eksik soruda doğru cevap bulunmaz!

Bu her yönüyle tükenmişlik sendromunun nedenini salt siyasal figürlere yüklemek, şeytan taşlayıp rahatlama ritüelinden başka bir şey değil.

Toplumsal kırılmaların yegâne kabahatlisi salt politik simalar değil. En basitinden sonuçta politik figürlerin toplum içinden çıktığı gerçeğini göz ardı edemeyiz. Zira iş politikacıları çok fazla aşan bir temelden temerküz ediyor.

Sorunun teşhis, tedavi yöntem ve hedeflerde ortak bir tutumun gelişmemesi farklı düşünce atlaslarından beslenmekten kaynaklanıyor. Herkesin bir akıl hocası, herkesin çevresine ördüğü bir duvarı var. Herkesin aidiyet bellediği bir sınıfı var. Herkesin aydını kendi kültürel çevresinden. Dolaysıyla düşünceyi doğuran, besleyen, büyüten veya yayan entelektüel/aydın politik figürlerden önce birinci derce de suçludur.

İdeolojik ön kabullerle her kesim sadece kendi ideolojisini yansıtanı aydın veya entelektüel kabul edip diğerini kör ve sağır duvarlarla örülü cehalet hapishanesine mahkûm yolluyor.

Ümit var olacağımız bir gelecek için, ideolojilerin deli gömleğinden sıyrılmamız gerekiyor. Bundan sıyrılmak pekte kolay görülmemekle birlikte, herkesin evi bildiği bir dünyada yabancı gibi yaşamayı ve bu acı deneydeki trajediyi bütünüyle yaşamış insanları dinlemek ve anlamaya çalışmak öncelikli adım.

Herkesin kendi zaviyesinden yaklaşım paradoksu nihai kertede bu satırların yazarının da soruna. Teşhis ve tedavi öncesi tespitlerden yola çıkmak paradoksu aşmamıza katkı sunacaktır.

Bizde entelektüel/aydın ön kabul şartı “batıcı” olmak sayıldı yıllarca.

Kıblenin Batıya döndüğü Osmanlı son döneminden bu yana Batılılaşma kavramı; yeni’yi “batı”, eski’yi “doğu” addederek eski ve yeni arasında bir gerilim oluşturdu. Dışarıdan müdahaleyle gerçekleştirilen bu türlü bir modernleşmenin büyük bir toplumsal bellek yitimine neden olacağı aşikârdı. Bugün toplumsal hafıza sorunu yaşamamızın temel nedeni Doğulu toplumlar üstündeki bu dayatmacı ve köktenci batılılaşma baskısıdır. Bu baskı, ne tam anlamıyla doğulu ne de batılı olabilmiş karmaşık yapıları-bir çeşit arabesk- karşımıza çıkardı. Yapının bu denli karmaşık olması, “entelektüelin” de anlaşılması güç bir kafa yapısı sergilemesine neden oldu.

Tanzimat dönemi entelektüellerinin belki de en büyük çıkmazı, bir yandan eskiyi muhafaza etmeye çalışırken bir yandan da batıya yönelmeleri ve toplum için “olması gereken”i “doğru”nun önüne koymak durumunda kalmalarıdır.

“tarihî olan ile dini olanı ayıramamak “günümüz entelektüelinin/aydınının sıkça yaptığı hatalarından biri oldu. Geçmiş zaman; şimdiki ve gelecek zamanın kurulmasında gerekli olan bir takım malzeme ve sabitelerin olduğu vakittir. Bu malzeme ve sabiteler ışığında geleneksel-modern, eski-yeni gerilimini aşabilirz.

Bugünün entelektüeli, gelecek tasavvurunu modern değerlerin nasıl evrenselleştirileceği ve içselleştirileceği üzerine kuruyor. Öyle ki modern paradigmanın siyasal tezahürü olan demokrasi ve ekonomik anlayışla kapitalistçe yaşam şekli, günümüz Müslümanlarının ekseri çoğunlukla kabullendiği, hatta savunduğu bir durum halini aldı. Bu entelektüel taşeronların marifetiyle gerçekleşti.

Batı kültürünün mahremiyet konseptini ‘dokunulmazlık’ üzerine; buna karşılık da Doğu kültürünü ‘görünmezlik’ üzere inşa etmek kişiyi aydın/ entelektüel yapar. Ancak “münevver” yapmaz.

Türkiye’de dile, belleğe, mekâna ve aidiyete dair sorunların sahih zeminde tartışılmaya açılması, entelektüel kavramı aşılarak başlanılabilecek bir şey

"Entelektüel" ifadesi, kökeni ta Antik Yunan'a dayanan bir kavram. Aristo, entelektüeli (entelekheia'yı) olgunlaşmış ama bununla birlikte "sürekli bir fiil halinde" olan varlık olarak tarif eder. Entelektüel, etimolojik olarak seçmek kelimesine kadar gidiyor. Fransızcadan dilimize giren versiyonu ise aydın, yani “kültürlü kişi. …

Aydın daha çok yerel bir kavram gibi dursa da Doğu'ya ait olmaktan öte, Türkiye'ye ait. Mümkün mertebe "münevver" kavramını reddederek üstelik de münevverin mirasından beslenerek, sömürerek kendisini var edebilmiş. Bir sezgiden, bir duruştan hareketle düşünüp üretmekten ziyade, daha çok bir takım taslakların çerçevesinde konuşabilen kişi, aydın kabul ediliyor...

Aslında aydının ön sıfat almadan tek başına bir varlığı yok. Sosyolojik anlamda ille de kendisine bir payanda bulmaya mahkûmdur aydın. Mesela: Kemalist Aydın, Türkçü Aydın, İslamcı Aydın, Sol Aydın gibi... Bu açıdan aydın, nesep itibariyle, entelektüelle münevver arasında duran ama yeri tam belirlenememiş bir kavram. Kendisini kıyaslayabilecek bir aynadan mahrum (ya da böyle bir şeyden ısrarla kaçan) sentez yapmaktan aciz, bürokrat memur sıfatlarına daha çok yakışan bir sınıf insanının adı, aydın. Sonuçta entelektüel ve aydın kavramını icrası itibariyle aynı çuvala koymakta bir beis yok(!).

“Münevver” kelimesi ise Arapça kökenli bir kelime ve nur kelimesinden ortaya çıkıyor. Anlamı, “nurlandırılmış”, “nurlanmış”...

Münevver olmakla entelektüel olmak arasında gece ile gündüz, doğu ve batı kadar şarktan mağribe fark var.

Modern dünya bize entelektüel olmamızı salık verirken, Cuma suresindeki ayete bu minvalde bir daha bakmakta yarar var:

“Tevrat’la yükümlü tutulup da onunla amel etmeyenlerin durumu, ciltlerle kitap taşıyan eşeğin durumu gibidir. Allah’ın ayetlerini inkâr eden topluluğun hâli ne kötüdür! Allah, zalimler topluluğunu hidayete erdirmez.”(Cuma;5)

Entelektüel/ Aydın, bir elinde Fransız şarabı yahut İngiliz viskisi diğer eliyle Kur’an-ı Kerim’i okuyabilir. Nihayetinde onun için bir kitaptır o ve entelektüel olmak için okunması gereklidir. Oportünizm ruhunu teslim almış, egoizmden kibir kuleleri inşa etmiştir. Kamusunda münevverce merhametin karşılığı yoktur.

Dünya’nın dahi aşk üzerine döndüğünü düşünen ehli irfanı entelektüel olarak adlandırırsak kelimenin bayağılığı dışa vurur.

Mevla İle Leyla meşkinden entelektüel çıkar mı?

Entelektüel/ Aydın, zamanı saatin dakikalarına göre ayarlar ve sanayi toplumunun ortasında saatli bomba gibi dolanır. Ehli İrfan münevver için vakit, ezan ve sonrasıdır, imanı ve sabrı iyilik üzere kurar.

Öğütücünün dişlilerinden biri olmak ya da seçimiyle öğütücüyü, kendisiyle hesaplaşmaya zorlamak… Mesele bu.

 

Yorumlar

(5)

Yorum yazın

0/1000

Yorumlar editör onayından sonra yayınlanır.

Sabri

22 Temmuz 2020 22:59

Analizin anlaşılır olması çok güzel.

mihrali

22 Temmuz 2020 10:13

dost eline yüreğine sağlık. Derin ve ince konular. Her şeyin karma karışık olduğu bu zamanda inşallah topluma faydalı olur. Selamet ile..

HASAN A.

22 Temmuz 2020 09:25

"Tarihî olan ile dini olanı ayıramamak “günümüz entelektüelinin/aydınının sıkça yaptığı hatalarından biri oldu."(yazıdan) Evet maalesef en büyük sorunlarımızdan biri bu.

NE ÖNEMİ VARKİİİ

22 Temmuz 2020 08:21

Tanzimatla kendimize örnek aldığımız roma entellektüelleri filozofları sapıktı ( oğlancıydı) hepsinin küçük yaşlardaki erkek çocuklarla sapıkça ilişkileri vardı helenistik filozofların fransız ve batı romanın filozoflarına bakın. Bizimkilerde burdan yola çıkarak ne kadar ahlaksız olursak o kadar entellektüeliz diye düşünmüşler.

Selim Çelik

22 Temmuz 2020 07:26

Muhterem Münevver, çok güzel bir makale hazirlamişsınız, dimağ ve elinize sağlık! Biraz da kısasın gerekliliği hakkında yazsanız olmaz mı? Çünkü kimsenin can güvenliği emniyet altında değil, ülkede masum ve sakin gibi gözüken çok katil var. İdam cezasının kardirilmasi suçlu ve katillere yaradı. Devletin gayesi masumları mı yoksa katilleri mi korumak? Katillerin can güvenlikleri var fakat katledilecek olanların yok. Nasıl bir anlayış bu? Üstelik hapishanelerde milletin vergileriyle bir de katılleri besle. İdam cezasının olmayışı katilliğe teşvik ve katile ödül. Biz yurttaşları en fazla rahatsız eden devletin bu konudaki duyarsizliğı. Ayrıca devlet mevcut katilleri bizim vergilerle beslemesin..Bu bize ağır haksızlık. Her katil kendi masrafını hapishanede çalıştırılarak karsilasın. Amerika bile böyle yapıyor.

Hüseyin Acarlar Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle