Corona Tıp, Felsefe ve Edebiyat -2-
Corona ile Türkiye sinefobi (çin kültür korkusu) reaksiyoner alanlı günlerden geçti. Sonra kriz sosyolojisine yakalandı. Bugün ise biyopolitik bir çerçeveyi anlamaya çalışıyor. Takozlar odası hariç, tüm sağlık çalışanları başta olmak üzere herkes bu kriz sosyolojisinden çıkış için öncelikle virüsü insan bedeninden kovmanın mücadelesini veriyor.
Geçmişte felsefe ve tıpla meşgul olanlar mal (servet) değil, olgunluk (kemal) peşinde koşmuş ve evrenin sırlarına ulaşmaya çabalamıştı. Filozoflar bunu düşünce (tefekkür) yoluyla, hekimler ise insan anatomisinin deryasında yüzerek yaptılar.
Martin Heidegger, “Düşünmek Ne Demektir (Was Heisst Denken)?” adlı metinde “bilim düşünmez” derken bugünkü bilimin kendisini düşünmemesinden hatta düşünememesinden şikayet eder. Heidegger, düşünmeyi bizzat bilimin selameti için gerekli görür. Tıp eğer bir bilim ise, felsefe de düşünme ise tıbbın kendi yaptığı üzerine düşünmediğinden hatta düşünemediğinden söz etmek bir bilim felsefesinin alt kategorisi olarak tıp felsefesi yapmak demektir.
Bilimin düşünemediğini hele de tıbbın düşünmediğini düşünenler küresel hegemonyanın formunu pekâlâ tıp üzerinden yapabilirlerdi! Bunun ne anlama geldiğini anlamak için geçirmekte olduğumuz kriz sosyolojisini aşağıda anlatmaya çalışacağım paragraflarda bulacağınızı ümit ediyorum.
Devam edelim.
Geçmiş dönemlerde felsefe; ya bir kişinin felsefesi, mesela Aristoteles’in felsefesi, Farabi’nin felsefesi diye, ya da bir dönemin felsefesi, mesela İlkçağ felsefesi, Ortaçağ felsefesi diye ayrılıyordu.
Konu merkezli felsefe en genel anlamda teorik ve pratik felsefe olarak ayrılıyordu. Bu iki alan da genel olarak dört başlık altında ele alınıp inceleniyordu: Mantık, fizik, metafizik ve etik/ahlak. Bu dört alan daha sonra epistemoloji (bilgi), ontoloji(varlık) ve aksiyoloji (değerler) olarak üç başlık altında incelenmeye başlandı. Bugün sistematik felsefenin rağbet görmediği aşikâr. Cemil Meriç’in ifadesiyle “düşüncenin kuduz köpek gibi kovalandığı” bir dönemde esasında bugün en çok ihtiyaç duyulan şey kadim bağlamından kopmadan “hikmet” yani “düşünce” yani “felsefe”dir. İhtiyaç duyulan ise bilgi ve düşünce insanı. Bilgiçlik ve hokkabazlık yerini bilgi ve aşkın bir ahlaka bırakmadan bunu başaramayacağız.
Temel yol haritası;
اِنَّمَا يَخْشَى اللّٰهَ مِنْ عِبَادِهِ الْعُلَمٰٓؤُ۬اۜ اِنَّ اللّٰهَ عَز۪يزٌ غَفُورٌ…
Kulları içinde Allah'tan ancak âlimler korkar. Şüphe yok ki Allah çok güçlüdür. Hüküm ve hikmet sahibidir (fatır :28).
اغد عالما او متعلما او مستمعا او محبا ولا تكن الخامسة فتهلك…
“Ya Öğreten ya öğrenen ya dinleyen ya da ilmi seven ol. Fakat sakın beşincisi olma (yani bunların dışında kalma) helâk olursun”. (hadisi şerif, Taberani)
Bu ana parametreden hareketle;
“GELECEK FELSEFESİ” üst başlığıyla “İnternet ve Medya Felsefesi”, “Biyotıp Felsefesi”, “Şehir Felsefesi”, “İnsan ve Hukuk Felsefesi”, “Görsel Sanat ve Sinema Felsefesi”, “Dijital Dönem Felsefesi” “Dil- Anlatım ve Edebiyat Felsefesi” “Teoloji ve İslam” gibi yeni tanımlı alanlar üzerinden konuşmadan kriz sosyolojisinden kurtulmamız mümkün görünmüyor.
Neden sosyolojik kriz?
Bugünkü ahval hızlı bir toplumsal dönüşümü ifade ediyorsa olumlu yada olumsuz olduğuna bakmadan eşyanın tabiatına aykırı ise- ki öyle- bu bir tıpsal kriz kadar felsefi bir krizi işaret eder.
Felsefenin alt disiplini psikoloji, belirsiz bedensel rahatsızlıkları ifade etmek için “somatoform bozukluklar” kavramını kullanır. Bu kavram, çeşitli ruhsal hastalıklardan oluşan bir grubu ifade ederken alt yapısında korku ve stresleri barındıran bir rahatsızlık olarak anlaşılır.
Toplumlar önce somtoform bozukluklar için hazır hale getirildi. Şimdi ölüm gösterisi sunuluyor. Gelecekte sıtmaya razı bir insanlık ailesi var şimdi. Modernizmin getirdiği sonuç bu. Ve şimdi sadece ve sadece yaşamak için köle olmaya razı bir insanlık. Nasılda dize geldi çarçabuk.
Alın algı operasyonunun alası nasıl yapılıyor. Kimler bilmeden hipnoz davranışlar sergiliyor?
Köşe bayır bedensel uzuvları yıkamaya hasredilen tebliğler, bakterileri temizlemeye, mikropları öldürmeye yönelik tüm medyayı kapsayan konuşmalar, yazılar, uyarılar(tebliğ)… Her yerde hand sanitizer, dezenfektanlar, antiseptik mendiller, kolonyalar vs ve her fırsatta kullanılması emri (kutsal emir) …Yazılı ve görsel medyada kimyevi ürünlerin reklamları kullanım şekilleri (amel)…. Eş görünümlü/sinoptik tv kanalları sosyal medya paylaşımları (dinsel cemaat) … Temizlik endüstrisinin salgınla eşzamanlı satışa sunduğu “hijyenik jeller”, “koruyucu maskeler” ve “mikrop öldürücü sıvı sabunlar (cennet)… İnsanların tepkilerini biçimlendiren ve esasında bir tür çağdaş tecrit mekanizması öngören görsel şemalar üzerinden psikolojik illüzyon… Hayat vurgusu üzerinden esasında ölüm kaygısını işleme (cehennem)… Salgın atmosferinde, öznellikler “bulaşıcılık”, “kirlilik”, “risk” ve “saflık” kavramlarının yeniden formatlandırılması (iyi insan- kötü insan)... Sonuç; evrensel doğru olarak itiraz götürmeyecek biçimde zihinsel teslim…
Ve Coronayla, toplumun zihinsel koronerleri teslim alındı. Yeni tür psiko- antropoloji… Üstelik de çok gelişmişlik vurguları üzerinden çuvallamalar, hayal kırıklıkları… “sosyolojik kriz” dediğim bu.
Modern tıp, Gadamer’in ifadesiyle bilimselliğin hükümferma olduğu çağımızda tekniğin ve teknolojinin boyunduruğu altına girerek fronesis’ini (pratik bilgelik) kaybetmiş ve düşünmenin konusu olmaktan çıkmıştır. Tıbba yönelik modern yaklaşımın özünde var olan materyalizmin, bedeni ölçülebilir, tartılabilir ve sayılabilir bir nesne haline getirmesinden ötürü kimliği olan o oranda kişiliği yok olan, robotik bir düşüncede hayat sürdüğü için ruhsuz kaldı.
Hâlbuki “insan bir ruhtur” diyordu Pascal, “onu parçalarına ayırırsak kafa mı olur, kalp mi, damarlar mı, damarlardan her biri mi, damarların bir kısmı mı, kan mı yoksa kandaki bir salgı mı olur?” Dışarıdan salt mekanizma olarak bilinen ve sınır durumunu mekanik demontaj demek olan teşrihe getirilmiş cesedin, faniliğin resimsel anlatımı olan göz çukurları boş kafatasının teşkil ettiği, meskûn ve unutulmuş, içeriden açıklık, enerji, tansiyon ve arzu olarak, aynı zamanda da etki, suç ortaklığı ve aşinalık olarak yaşayan bedene karşıt olan bu şey-beden, seyircinin dünyayla ilişkisinin bedene uzanmasının bir sonucudur. Bugün tıp felsefesi olarak karşımıza çıkan metinlerin çok büyük bir kısmının modern Batı tıbbının insana, bedene ve hastalıklara yaklaşımına karşı bir itiraz ve isyan görünümünde olmasının en önemli sebebi tıbbın mezkur manzarasından kopmasındandır.
İnsanlığın gelecek için İdeolojisiyle değil, ürünleriyle var olan malumatfuruş/bilgiçlikten ırak, küresel çapta düşünebilen ehli hükemâya ve yeni felsefi anlayışlara her zamankinden daha fazla ihtiyacı var.


