Biz Dünyadan Gider Olduk Kalanlara Selam Olsun
Hem bayramlık hem idamlık kefen bezi niyetine iki parçalı beyaz ihramlık utanç çıkınımızda saklı…
Birbirimize tutunarak, adil dünya ütopyamızı pazarlığa dökmeden; arımızla, irfanımızla, dilimizde Yunusça dizelerle gidiyoruz. Kalanlara selam olsun.
Bizi baştan çıkaran kitapları yaktık. Küllerini savurduk bad-ı saba eliyle kadim zamanların diline.
Köklerimizle sahih ve sahici bir irtibatın nasıl kurulması gerektiğini anlatacak bir dil bulamadan pepeme kaldık dar-ı dünyada. O dil ki varlığın eviydi. Ev ki beytti, mısra ki duvardı. Hakikate kapalı dünyaya açık büyük şehrin kalabalığında vızıldayıp durdu dilimiz. Özgürlük ateşinin mum veremliğinde eriyerek, var olamadan kına yaktırıp yokluğumuza, en delişmen dostlukları satan ihanet diline kurban ederek sıvışıyoruz.
Reklam, propaganda, manipüalsyon çağında, yüz kırk harfle ancak konuşabilen bir dile yani cahil Twitter ailesine insanlık olarak yenik düştük.
Çakal ulumalarına kulak tıkayarak, mecnun, meczup bir dil ile lalız artık. Zulme kör basiret ile Leyla’dan yiyeceğimiz “olmadınız mı aleme tabibi melhem?” fırçasını yiyeceğimizi bile bile; omuzlarımız düşük, boynumuz bükük, gözlerimiz yerde bu dünyadan gider olduk. Kalanlara selam olsun.
Esaslı çayımız liptona yenik düştü önce. Burgerler çevreledi lahmacun fırınlarının yerini sonra ve cola zafer naraları attı evlerimizde. Hurma ve suyun yerine İftarlarımızı cola ile açarken, haris ellerini ovuşturdu iblisçe.
Salih akıllarla lisan-ı salim olan ilimle kalb-i selimlere fidelik yapan instegram oldu, facebook oldu ve şehirde insan namına canavar dolaşır oldu. Bir pazarlık yaptık şeytanla. O dünyayı verdi biz ona ahiretimizi, bizi insan yapan bütün değerlerimizi ve yenildik ey halkım.
Türkistan’daki pirelerin yağından çekilmiş iplik ile dokunan Musevi armalı seccadede, ikindi namazının sünnetinin kılınıp kılınamayacağını tartışa dursun ulema kılığında cühela. Biz gidiyoruz kalanlara selam olsun.
Sigaranın haramlığı kadar; o sigaradan alınan vergi ile haram olan alkoldeki vergi ile, daha acısı umumhanelerden alınan vergi ile memur maaşlarının ödenmesini konuşamayanlar…
Banka mevduatlarında biriken faizlerle zekât dağıtıp lütuf sayanlar…
Minareden uçtum kucağına düştüm(!), Allah’ın evinde evlilik teklifleri yapanlara, oradan sanal pozlarla sanal dua yollayanlara, utanmasa gelin çiçeği fırlatacak şuur yoksunlarına, “Shake It Up Sekerim” öter Allah deyu deyu ehli sanata, Ramazanda Müslüman şevvalde demokrat Aralık'ta noelci, tesettüre düşman ilerici aydın serlevhası taşıyanlara, her naneye maydanoz yorumculara, ölümün ayak sesi görünmeyecek kadar minik virüsle gelince ALLAH’ Azze ve Celle’nin kudret ve azametini hatırlayıp kendine çeki düzen vermek yerine hayata kazık çakacakmış zannıyla tir tir titreyen zevata, hasılı, bilumum çelişkili hayatlara bir daha görüşmemek üzere biz gidiyoruz.
Tenekeler bağlandığını görmeden mehtika yıldızına, bir daha tanık olmadan kıyıya vuran bebelerin cansız bedenlerine ve Suriye’deki bombardımanda ağır yaralanan küçük çocuğun “gidince sizi Allah'a şikayet edeceğim” yakıcı sözlerini işitmeden kalanlara selam olsun diyerek gidiyoruz.
Hayatın esas filminden kaçarak fildişi kuledeki mağaraya kaçamadan gidiyoruz. Yaşama gücünü kaybederek ölmeye yüzümüzün olmayacağını bile bile gidiyoruz öteler ötesine. Varoşlardaki sümüklü çocuklar olarak anılmaya devam etsin adımız.
Yağmurun raksını göremeden Endülüs’te ve gemileri yaktığını unutarak Tarık’ın, akşam karanlığında kimselere görünmeden gidiyoruz. Bir kutlu hicret ile gidecek başakça bir yerimiz olmayacağını bile bile yola revan oluyoruz vazgeçerek vazgeçemeyeceklerimizden.
Nereden başlarsak başlayalım yine kaderimizin varış noktasına gidebiliriz ancak…
Biz gidiyoruz varsın hala torunlarımız dilimizin ağırlığından, seviyeyi düşürme taleplerinden dem vursun.
Bizim yazdıklarımıza bakma zahmetinde bulunamayanlara sadece ederiz bir dua.
Bakın önümüzde beyaz ata binen adama. Aydınlık nur yüzlü bir sima.
Üstad-ı Azam derler ona. 19’unda kallavi bir kavuk koydular başına. Ün saldı mahşerin dört bir yanına. Buhara’dan İspanya’ya, Basra’dan Atina’ya. Aldı kalemi eline, vurdu saza. Bakmayın feylesof tabip olduğuna. Musikinin başı onunla değdi arşa. İki inci bıraktı dünyaya. Biri “Tıbbın Kanunu” diğeri “Kitabu’şŞifa.” Ona dediler ki İbn-i Sina…
Tekrar ayağa kalkar ve yaratıldığımız ALAK’a döneriz duasıyla hastalarımıza şifa…
Akla mantığa ilime kelama, lisana ve nakle ALAKA temennisiyle… Aklıyyet gitti mi başta zürriyet, amiriyet, mülkiyet olmak üzere pek çok kurum ve müessese çöker, bu arada AKİDE ve İMAN yıkılıp gider M ZALLAH…


