--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Bilginin Araçsallaşması Ve Geleceğimiz

Hüseyin Acarlar
Hüseyin Acarlar
4

“Disiplinel Toplumdan ‘Kontrol Toplumu’na evriliyoruz.
Teknolojik evrim, derinden derine, kapitalizmi bir mutasyonu uğrattı.
19. yüzyıl kapitalizmi, üretime ve mülkiyete yönelik bir yoğunlaşma, bir konsantrasyon kapitalizmiydi.

20. Yüzyılda kapitalist sistem git gide analojiyle öteki mekanların da sahibine dönüştü. Siyaset, bürokrasi, medya, hatta bilim ve dinde dahil, iktidar ve muhalefet ilişkileri, parasal ilkeler üzerinden örtülü kast sistemiyle yürüdü. Buna yasadışı sayılan(!) mafyanın raconu da dahildir. Neticede 1920‘li yıllarda Sicilya da doğan mafya kapitalizm ürünüdür.

Toplum avamdı ve bilgi, seçkinler eliyle cahil (!) toplumu denetleme aracı olarak iyi iş görüyordu.

Ortadoğu’da monarşiyle, Suriye ve Irak’ta Baas sistemiyle, Türkiye’de piyasa ekonomisi ile domine edilen şey sistemin korunmasıydı. Kapitalist sistem, uzunca bir süre toplumsal tahakkümünü hukukun egemenliği -suç ve ceza- üzerinden yürüttü.
Corona miladıyla kapitalizm artık üretimle denetlemeyi Üçüncü Dünya’ya devrederken, Teknoloji ile bilgiyi elinde tutan dijital döneme doğru yürüyor.
İnsanlık, disiplin toplumundan kontrol toplumuna doğru dönüştürülüyor. Uzunca bir süredir Hollywood’a senaryo yazan bir kısım ehli vicdan düşünce adamı, insanlığın geleceği travmayı beyaz perdede haykırıp duruyordu.

1998 yapımı “The Truman Show”, 2007 yapımı “La Zona” (yasak bölge) ya da 2009 yapımı “Surrogates” (suretler), “In Time” (zamana karşı) gibi filmler bunlardan birkaçı. Kapatılmış mekansallıklar, elektronik cihazlarla giriş-çıkışlar vs.
Disiplin toplumunda denetleyici ve yönlendirici işleviyle hapishane, tımarhane, okul, fabrika gibi disiplin kurumları vardı. Toplumsal huzur(!) toplum ve düzeni böylece sağlandı.

Kontrol toplumunda ise durum farklı olacak.
Mekanizma, psikolojinin kazanımlarını teknik araçsallarla uzunca bir süredir deniyordu.

Sosyal medyadaki oyunlar, beğeniler, güncel durum, ne düşündüğün, arkadaşlıklar, beğeniler, eleştiriler, paylaşımlar Play store üzerinden indirilen uygulamalar, konum ve sayfalar, gruplar, grupların etkinliği gibi çalışmalar zihinsel haritayı ele verdi. Asistan adı altında cep telefonlarına yüklenen yapay zekalar, Navigasyon uygulamaları vb. etkinliklerle sadece mahremiyetin yok edildiğini düşünürsek zekâmıza ihanet etmiş oluruz.

Kontrol toplumu dışarıdan bir gücün dayatmasıyla değil, beyine aşılanan, öznelerde içselleştirilen, zihinsel kontrol ve davranışın kontrol edilebildiği farklı bir sistemdir. Görüntüde daha demokratik, özünde son derece tehlikeli ve baskıcı bir sistem.

Disiplin toplumundan kontrol toplumuna geçişte düzenleyici kurumlar corona ile dönüşüm düğmesine bastı. Bu süreçte İnsan herhangi bir zorlayıcı dışsal otoriteye gerek kalmadan kendiliğinden bir tür hapishane kurmayı öğreniyor. Bu durumda eylemlerini kendiliğinden bir özdenetimle kontrol altına aldığını sanıyor. Burada salgınla ilgili alınan tedbirlere eleştiri değil söylediğimiz.
e- devlet, e ticaret, e-hastane gibi uygulamaların eski yaşam şeklini değiştirdiğini ve insan hayatına yapay bir boyutun hâkim olmaya başladığını kimse inkâr etmeyecektir sanırım.

Şu sorununun cevabını verebilirsek nereye doğru evrileceğimizi de kestirebileceğiz.

İnsanlık bu sürece nasıl geldi?

Önümüzdeki dönemde sıkça duyacağımız kavramların ne anlama geldiğiyle başlayalım.

Ütopya; gelecekte var olabilecek hayali bir şehri, ülkeyi veya dünyayı belirli bir kavram dâhilinde tarif eder. Köken olarak Yunanca "yok/olmayan" anlamındaki ‘ou’ ve "yer, toprak, ülke" anlamındaki ‘topos’ sözcüklerinden türemiş olan kelimenin kullanımı, İngiliz hümanist düşünür Thomas More'un 1516'da yazdığı “Ütopya” isimli kitabıyla yaygınlaştı. İçeriği ekonomik, siyasi, tarihi, dini veya teknolojik olabilen ütopya, roman türüne has ayrıntılarla geliştirilmiş, sistemli ve genellikle gerçekçi bir hayaldir dersek az buçuk izah etmiş oluruz.

Distopya; kötümser bir bakışla hayal edilen veya tasarlanan toplum düzenlerinin veya karanlık gelecek tablolarının adıdır. “Karşı ütopya”, “ters ütopya” veya “anti ütopya” olarak da adlandırılan bu kavram, ütopyanın antitezi olarak adlandırılabilir.

Ütopya cennetse distopya cehennem. Ütopya tatlı rüyaysa distopya kâbus. Ütopya bahçeyse Distopya bataklık. Ütopya gün ışığıysa distopya gecenin körü…
Singularity; eşsizlik veya teknolojik tekillik, gelecekte yapay zekanın insan zekasının ötesine geçerek, medeniyeti ve insan doğasını radikal bir biçimde değiştireceğine inanılan felsefi hipotezsel nokta

Fütürizm; Türkçeye gelecekçilik manasında çevrilmiş, 20. yüzyılın başlarında İtalya'da ortaya çıkmış, geçmişin tüm değer ve estetiğini tümüyle reddetme üzerine kurulu, dünyanın geleceğinin "Modernlik" olduğunu savunan felsefi düşüncenin adıdır.

Fütürizm, Hız, haz şehirleşmiş medeniyet, makineleşme ve kavramlarını toplumsal hayatta bir temel görür. Kurucu ideoloğu İtalyan şair, romancı, oyun yazarı ve yayın yönetmeni Filippo Tommaso Marinetti’nin, yazdığı ‘Fütürizm Bildirisi' fütürizmin amentü esası hükmündedir. Marinetti ‘Fütürizm Bildirisi 'nde, fütüristlerin büyük bir hırsla eski olan her şeyden, özellikle siyasi ve artistik geleneklerden nefret ettiğini söyler. "Geçmişle hiç ilgimiz olmasını istemiyoruz." derken, fütüristlerin sürat, gençlik ve şiddete hayran olduklarını ifade etmekten geri durmuyordu.
Modern teknolojik araçların, otomobil ve uçak ile sanayi şehrinin, insanlığın doğaya karşı zaferi olarak gören Fütüristler, bir yarış otomobilinin, klasik antik Yunan Semadirek Kanatlı Zaferi heykelinden daha güzel olduğunu ileri sürüyorlardı. Marinetti’nin şu iddiası düşüncesinin en berrak halidir: “Mutlak içinde yaşıyoruz, çünkü her yerde hazır ve nazır olan edebi sürati biz yarattık. Biz dünyadaki gerçekten sağlıklı tek şeyi, yani savaşa ve ölüme götüren güzel düşünceleri yüceltiyoruz(!)”

Transhümanizm; kavramı, modern sentez olan evrimci teorinin İngiliz kurucusu evrimci teorisyen J. Huxley'in kullandığı düşünce tarihinde yeni bir kavram sayılır.
Bilgisayar teknolojisi ve biyoteknolojinin durdurulamaz yükselişi, bizi transhümanizm konusu ile tanıştırdı. Transhümanizm, teknoloji çağının getirdiği yeni bir felsefi kavram ve hareket.

Bu hareketin temelinde, hümanizm bulunmakla birlikte gelecek hakkında gösterge bilim alanındaki farklı bir düşünme yoludur.

Geçmişte hümanizm, insanın değerini her şeyin temeli kabul eden ve insanın insan olma bilincini yüceltme iddiasıyla ortaya çıktı. Hümanizm’in bir sonraki basamağı ise transhümanizmle, teknolojinin insan üzerinde birebir uygulanmasıyla beraber insanoğlu, bir üst-insana dönüşme aşamasına girer. Bu anlamda, transhümanizm felsefesi teknolojinin varlığıyla kendini anlamlandırır.

Transhümanizm; insanın fiziksel ve bilişsel yeteneklerinin artırılması, yaşlanma ve hastalanma gibi istenmeyen yönlerinin ortadan kaldırılması amacıyla teknoloji ve bilimden faydalanılması gerektiğini öne süren bir düşünce hareketi iddiasında oldu. Nano teknoloji, gen klonlama, yapay zekâ vb. gibi ileri teknolojilerin insan üzerinde detaylı bir biçimde kullanılmasını hararetle destekleyen bu düşünce, insanların ileri teknoloji ile daha da geliştirilmesinin çağın bir gerekliliği ve zorunluluğu olduğunu ileri sürer. Transhümanizm üç teknolojik ilerlemeyle ilintilidir. Bunlar;
Radikal nanoteknolojinin bir türü olması.

Yaşam süresinin uzatılması temelinde yaşlanma ve ölüme çare arayışı.
Bilgisayar gücünün yapı değiştirmesiyle yapay zekâyla ileri nanoteknoloji aracılığıyla üst insan seviyesine ulaşmak. Burada mutluluk kavramı üzerine bir parantez açmamız gerek.

Eski Yunan ve Helenistik felsefede mutluluk temel amaçtı.
Orta çağda mutluluk, tanrıya ulaşmakla bir sayıldı.
17. ve 18. Yüzyıllarda mutluluk ‘iyi olma’ durumu olarak tanımlandı.
19. Yüzyılda mutluluk, utilitarianizm /çıkarcılık /pragmatizm temelinde bireysel mutluluğa odaklandı.

Örneğin Jeremy Bentham, “bizim yapmamız gereken şeyleri acı ve zevk belirler” derken devamında “Mutluluğa neden olan şey ise onlar arasındaki dengenin bilimsel analizidir” diyordu.

Transhümanistler, doğrudan mutluluk ile uğraşıp onu tartışmaz. Mutlu eden şeylere insanı ulaştırmak iddiasındadırlar ancak Mussolini ve Hitler hayranı olmaları nasıl bir mutluluk düşüncesi olduğunu da ifşa eder. Üstün insan ırkı mutlu olmalıdır!
Trans-hümanist düşünce, 19. Yüzyıl mutluluğunun hedonist (hazcılık) anlayışının genişletilmiş halidir. Kişisel tatmine odaklanan Modernizm öncesi kabul gören mutluluk ve erdem arasındaki bağlantıyı trans-hümanistler reddedip yaşamdan memnun olma, kendini tatmin etme ve kendini gerçekleştirmeden söz ederler. Mutluluğun objektif veya subjektif yönü arasındaki ilişkinin analizini yapmak yerine, temel amaçları insan yaşam süresinin en iyi biçimde uzatılması ve ölümün bir anlamda ertelenmesidir.

Trans-hümanizmde, insan zihninin ve bedeninin birtakım kodlamalarla kontrol altına alınması ve gerektiğinde en ileri teknolojiyle hazırlanmış organların asıllarıyla yer değiştirmesi düşüncesi oldukça istenilen bir durumdur. Ölümsüzlüğe ulaşma düşüncesiyle hareket eden insan, bu yolda zekâ seviyesini artırarak ve yaşam süresini beden üzerinde uyguladığı yeni yöntemlerle uzatarak hümanizmden transhümanizme geçebilecektir. Bu da tam anlamıyla dönüşümün kendisidir ve bu dönüşümde, ‘teknolojik insan’ hedef noktasıdır. Teknolojik insan, insan organizmasının dışında yapay olarak üretilmiş ve organizmaların yerine geçecek olan teknolojik uzantıların anlam kazandırdığı bir varlıktır.


Denetim toplumundan kontrol toplumuna geçiş üzerine yazmaya devam edeceğiz.

Yorumlar

(4)

Yorum yazın

0/1000

Yorumlar editör onayından sonra yayınlanır.

Sabri

20 Nisan 2020 12:01

Bu yazıya devam edeceğinizi belirtmişsiniz. Çok iyi olur. Anlamlı ve bilinmesi gerekli bilgiler. Keşke herkes okusa. Teşekkür ederim.

şenay doğan

20 Nisan 2020 10:10

ruhum daraldı Hüseyin abi yazacakken şeyin abi yazmışım siz anlamışsınızdır mutlaka ama yine de düzeltmek istedim...allaha emanet olun ya habiballah

şenay doğan

20 Nisan 2020 10:07

ruhum daraldı şeyin abi...şeytanın zafer naralarını duymuş gibi oldum...avam olmak insanın kendi suçudur...insanoğlu hayatı boyunca bir sürü arkadaş edinir de yanı başındakini en yakınındakini arkadaş edinmeyi hiç akıl etmez...insan eşine dostuna arkadaşına yakınına bir hekime bir bilgeye içini döktüğü iyisini kötüsünü herşeyini anlattığı gibi rabbine anlatsa aralarında zamanla dostluğa dönüşecek bir arkadaşlık ilişkisi doğar...bu dostluk her bilmediğini öğrenmeye ve her korkudan selamete götürür insanı...allaha emanet olun ya habiballah

Nusret

20 Nisan 2020 09:38

İstifade ettim. Öğretici yazilar bence. İhtiacimiz olan da bu. Teşekkur ederim.

Hüseyin Acarlar Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle