Ben Bir Bölücüyüm
“Mecnun bir şair için biz tanrılarımızı bırakacak mıyız?” Saffat:/36.
Tanrıları klozet kapağına sıkıştırıp boğduktan sonra hak ettikleriyle hemhal olup kokusundan mahallem bunalmasın diye sifon bekçiliğine muttalip bir eşkiyayım ben.
Evet, Promethe maskesiyle yeryüzü tanrılığına soyunanlarla Don Kişot’ları ayıran ve ötekileştiren bir bölücüyüm arkadaş…
Bölücülük niteliğim bütün diskur ideolojilere toptan karşı olmamdan kaynaklanıyor. Hak ve Batıl temelden iki kutuplu dünya anlayışımdan dolayıdır ki bölücülük potansiyelim yüksek.
Kendimi ihbar ediyorum. Bu ülkenin insanlarını adamlar ve uşaklar ve aradakiler diye ayırıyorum; Mandacılar ve “özgürlük âşıkları ve a’raftakiler” diye ayırmam bölücülüğün ta kendisi.
Evet, ayrım yapıyorum… Ayrımcıyım ben!
Taklacılar ve onların niye takla attıklarını anlamaya çalışanlar, birde ehli temaşa diye bölüyorum insanları.
Menfaati için babasına kırmızıya boyayıp boz merkebi LCD TV diye satanlar ve annelerinin duasına mazhar olmak için didinenler diye…
İlerici- gerici, dindar- dinsiz, sağcı- solcu, ülkücü-türkücü, laik-anti laik diye A Partisi B partisinde olanlar ayrımı değil benim ayrımcılığım.
Hepsinde arı namusu bilenler var. İstisnasız hepsinde arsız ve namussuz var.
Kendilerini tanımlayan kimliklerin maskeden öte bir anlamı yok aslında.
Bölücülüğümün aykırı olduğunun farkındayım. Ama modern dünya ezberinin dışında ötekileştirici çağrım behemahal bizatihi bölücü olduğumun kanıtı.
Garip bir bölücüyüm ben…
Evet, ben toplumu Kürt ve Türk gibi bir etnisite, sağ ve sol gibi ideolojide ayırmıyorum. Bir yerde zalim bir yanda mazlum var… Birde arada nemalanan Hakkı söyleyecek cesaret yoksunu cihangirler…
Eğer yağmurun yağdığı yere tarla taşıyan vatan perverse, toprağa abdestsiz basmayı zül sayıp çorak topraklarda yağmurun sicimine hasret olan hain ve bölücüyse kanun kitaplarında, ilmiği geçirin boynuma yasalarınıza göre bir hain ve bölücüyüm.
Sosyoloji ilminin biri ve diğerleri tasnifini kabul ediyorum ama çok bilmiş entelektüeller gibi hümanist çığlıklarla birleştirme gayreti bir yana keskin olarak ayrım yapmaya çalışmam, ayırımcı, gerici modern olmadığımı ifade eder.
Bana göre;
İnsanlık diyet-obozite, Iphonedan izlenen katliam filmlerini izleme çağına varmadan(!) başlangıçta bir ve diğerleri üzerine bir hayat bahşedildi.
İnsanlığın atası Âdem (as) biri, şeytan-ı l’ane diğeri olarak karşıt cephenin liderliğini üstlendi.
Habil biri iken, kabil diğerleri hükmündedir.
“Hak” biri “batıl” diğerleri konumundadır. Habil yeryüzünde kanı dökülen mazlum olarak hakkı sembolize ederken, zulmü sembolize eden Kabil batıldır.
Hakkın hakkaniyetinin anlaşılması Batılın onursuzluğuyla ilintilidir.
Neticede mantıksal düşünmenin ilkeleri bize; özdeşlik, çelişmezlik ve üçüncü halin yokluğunu emreder. Bu aynı zamanda birinin varlığının diğerinin varlığıyla olan ilintisinin ontolojik farklı boyutlarını da sunar.
Ne gibi? Şunun gibi; +--,çarpma-bölme, pal –secan doğru-yanlış, zalim-mazlum zıtlaşması gibi gerek terminolojik olarak gerekse aksiyoner figür olarak hep var olageldi biri ve diğerleri…
Öteki zaten hep vardı, Var olacak. Mesele hangi tarafta saf tuttuğunuzla ilgilidir.
Benim bölücülük tasnifimde; üçüncü halin imkânsızlığı, her iki tarafa yatan bir tipoloji olarak anlaşılmalı. Buda esasında yokluğu kadar tehlikeli duruma da işaret eder.
Ne gibi? “kötünün iyisi” gibi. Böylesi kavram aslında kötünün sureti haktan görünme tehlikesine atıf yapar.
Somutlaştırışsak: Kestirmeden mümin biri, kâfir diğerleri iken münafık nerde olur? Bu üçüncü hal mutasyondur. Erkek ve dişinin ortasındaki ucubelik, münafığın müşahhas halidir. Öyle ise gezi hadiseleri ve LGBT yürüyüşü benzeri provakatif olaylarda “hepimiz i….nyiz!” diyenler kavramsal olarak nereye tekabül eder?
Biri ve diğerleri arasında siz taraf olma durumundasınızdır. Üçüncü hal imkânsızdır. Üçüncü hal gen bozukluğudur.
Aradaki mutasyona uğramış gurup en tehlikeli gruptur. Sosyalist-kapitalist karşıtlığında, sosyal kapitalist tehlikeli olandır.
Taraflardan kendini bertaraf sayanlar umumiyetle manevraları yüksektir.
“Diğerleri”,çoğu kez birinin aradakinden ve kendilerinden habersiz olduğunu tanımadığı zehabına kapılır. Oysa “biri”, “diğerlerinden” ve aradakinden çok şey öğrenir. “Küfre yaklaştıkça imanı artar.”
Efendilerinin ilaçlarını çalıp içen uşak ile aynı hisleri paylaşanlar, adamlık davasını her zeminde gündemde tutanlarla hep haince sinsice kavga etmeye devam edecekler.. Bir bakın “barış! barış” diye tutturanlara. Esas onların eli kanlı değil midir?
Ruhlarınıza uşağın düşünce libası olarak giydirilen ortaçağ keşiş dünyasına inat; kişilik, adamlık belleten asalet duygularınız varsa zaten diğerlerinden, ayrılıp ötekileşmişsiniz demektir.
Efendilerin uşak bolluğunda Don Kişot olmak onurluca değil mi? Hürmete layık bir şey bence.
Niye mi? Kaybedilmiş bir davanın bu kadar fedakâr bir kahramanı olabilir de ondan. Bu ülkenin bölünmüş iki kutbu vardır. Gerisi zinhar maskedir.
Donkişot kanadında duran namuslular ve efendilere hizmet ile övünebilen, Sanço Panço ’yu rahmetle yâd ettiren namussuzlar.
Sözün ve hayatın anlamı bu olunca da kalın kitapların yazdığına göre bölücü oluyorum. “kaleme ve yazdıklarına and olsun ki (K.Kerimden)” hangi tarafta ve kim olduğuma dair duruşum 'haksızlık karşısında susmamın dilsiz şeytan -hadisi şerif- sayılacağıyla direk ilintilidir.


