--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Ayasofya için Hafıza-i beşer

Hüseyin Acarlar
Hüseyin Acarlar
19

Fethin, Fatih'in mabedinden kitab-ı mübini,

Bu ulu dini kaldıran kim?

Dinimize, imanımıza saldıran kim?

Mabedimin göğsüne uzanan namahrem eli,

Kimin elidir?!...

Söyle Ayasofya, söyle.

Seni puthane yapan hangi delidir?!...

Elleri kurusun, dilleri kurusun!

Ayasofya! Ayasofya! Seni bu hale koyan kim?

Seni çırılçıplak soyan kim?!...

Osman Yüksel Serdengeçti

Yukarıdaki “Ayasofya “ şiirinin şairi Osman Yüksel Serdengeçti 1952 yılında Ayasofya üzerine yazdığı bir yazıdan dolayı tutuklanarak Ankara Ağır Ceza Mahkemesi'nde 161.
Maddeye istinaden idamla yargılanır. Osman Yüksel Serdengeçti, mahkeme salonunda hayıflanarak kendini savunurken şöyle der;

"Müddei umumi (savcı) tepeden verilen emirlere göre hareket ediyor. Ayasofya'nın tekrar cami haline getirilmesinde benim ne gibi hususi maksadım ve menfaatim olabilir? Ayasofya'yı kiraya mı vereceğim, yoksa imamı mı olacağım? Beni bu yazıdan dolayı Türk savcıları değil, Yunan savcıları itham etsin. Böyle bir yazıyı yazdığımdan dolayı kendimi müdafaa etmekten utanıyorum ."

Merhum Osman Yüksel Serdengeçti, 1952 yılında ülkemize gelen Patrik Atenegoras’un, dönemin Cumhurbaşkanı Celal Bayar'dan, Ayasofya'nın kiliseye çevrilmek üzere kendilerine verilmesini istemesine sert bir makaleyle tepki göstermişti.

Ayasofya'nın kilise yapılmasına karşı çıkan Serdengeçti’nin “Türk - Yunan dostluğunu ihlal ettiğini” öne süren Ankara Ağır Ceza Mahkemesi tarafından yargılanmak üzere dava açılmıştı. Avukatı da tanıdık bir isim merhum Erbakan’ın yol arkadaşlarından merhum Süleyman Arif Emre’dir.

Bugünden geriye gidersek

1970’li yıllarda merhum Erbakan Hocalı mitinglerde ‘Ayasofya Açılsın Zincirler Kırılsın’ tezahüratları sıkça duyulurdu. Rahmetli Necmettin Erbakan Hoca’ liderliğindeki Milli Selamet Partisi’nin İstanbul mitinglerinde Ayasofya simgeleriyle süslenir onunla özdeşleştirilirdi.

Biraz daha geriye gittiğimizde bugün “Ayasofya yetmez Sultan Ahmet Camisini müze yapalım” diyen zihniyetin geçmiş koduyla hortladığını, bir vakitler Süleymaniye’yi imamsız müezzinsiz bıraktığını görürüz.

Yıl 1930

Fehmi (Ülgüner) Hoca İstanbul Müftüsü, yardımcısı da Ömer Nasuhi ( Bilmen) Hocadır. Fehmi Hoca bir gün sıkıntılı bir şekilde evine gelir. Hanımı hocanın üzüntülü ve dolmuş olduğunu görünce üzerine gider. Hoca başlar anlatmaya:

“ Süleymaniye Camiine mahalle bekçisini imam tayin ettim. Koskoca cami uzun zamandır imamsız, bomboş bekliyor. Bu bekçi ise gidip gelerek burada imamlık yapabileceğini söyledi. Ben de baktım bir iki sureyi çat pat okuyabilen bir bekçinin imamlığı ile olsun, cami namaza açık bulunsun, diyerek tayinini yaptım. Ama hâlâ hazmedemedim… Bir türlü vicdanen rahat edemedim. Süleymaniye Camiine bir mahalle bekçisini imam tayin etmek bana çok ağır geliyor; izah edemiyorum. “ der ve o üzüntüye fazla dayanamayarak Fehmi Hoca başlar ağlamaya…

Maksadım CHP’nin günah galerisini açmak değildi. Ancak CHP’nin kendisiyle hesaplaşmak yerine halen tuzu kuru söylemleri eski defterleri açtırıyor.

Temmuz 1930

Van Erciş’ te Zilan Deresi kan aktı günlerce. On beş bin insanımız hayatını kaybetti.Bu insanların “asi kürt” olmak gibi bir suçları vardı(!)

1937-1938

Alevi olmalarından başka bir suçu olmayan insanlar Dersim’de(Tunceli) CHP iktidarında bombalandı. Sabiha Gökçen İlk kadın pilotumuz bombaları bırakıyordu. 15 Haziran 1937’de Tan gazetesine şu beyanatı veriyordu Sabiha Gökçen;

Çarpışma meydanında canlı hedef üzerine bomba atmak insana hiçbir acımak hissi vermiyor. İnsan yalnız vazifesini görmek için aramayı, vurmayı düşünüyor." (Sabiha Gökçen, Tan, 15 Haziran 1937) Sabiha Gökçen ismin havaalanından kaldırılması bir vidani ve tarihi bir sorumluluktur.

“Munzurdan bir taş su verim de ölem diyor

Hem ağlıyor hem bir türkü söylüyor

Bizde söyleyelim birlikte ölelim

Munzur benim kirvem olur kime vereyim

Kirvem yine bela kirvem yine bela (Yusuf Hayaloğlu-Ahmet Kaya)”

Harekât neticesinde, kimi kaynaklara göre bölgede yaşayan 13.160 kişi ile 110 asker hayatını kaybetti. 12 bine yakın insan zorunlu göçe tabi tutuldu

Türküne Kürdüne ayrı, Sünnisine Alevisine ayrı zulüm eden bir zihniyetin dinle hepten bir problemi var oldu. Deniz Gezmiş idam edildiğinde, Sabahattin Ali katledildiğinde, Nazım Hikmet mapus ve sürgün edildiğinde iktidarda kim vardı?

Ayasofya’yı Camiden müzeye çeviren kimse iktidarda o vardı.

Yok efendim insanların inançlarına hep saygılı olduk diyorlarsa;

1945 yılında Matbuat Umum Müdür Muavini İzzettin Nişbay'ın dönemin gazetelerinde tek tük dini muhtevalı yazılar görülmesi üzerine İstanbul gazetelerine hitaben gönderdiği şu emri bugünkü CHP izah etsin o vakit:

"Gazetelerinizin son günlerdeki neşriyatı arasında dinden bahseden bazı yazı mütalaa ima ve temsillere rastlanılmaktadır Bundan sonra din mevzuu üzerindeki gerek tarihi, gerek temsili ve gerekse mütalaa kabilinden olan her türlü makale, fıkra ve tefrikanın neşrinden kaçınılması ve başlanmış olan bu gibi tefrikaların en geç on gün içinde nihayetlendirilmesi... “

Din başta olmak üzere tarihle, antropolojik manada bu ülkenin bütün değerlerine geçmişte ceberutça yaklaşmış bir CHP, bugün değerlerle barışmadan ve özür dilemeden konuşmamalı.

Dinle uğraş, tarihle uğraş, kılık kıyafetle uğraş müzikle uğraş... Anlı şanlı geçmişiniz budur malesef.
Şuna ne dersiniz?

Hayme Ana’nın Domaniç’teki türbesini Abdülhamid Han itina ile tamir ettirip pencerelerini atlas perdelerle kaplattırır. Zeminini de Hereke dokuması muhteşem bir halı ile döşenir. Cumhuriyet Halk

Partisi döneminde ise o muhteşem halı türbeden gasp edilerek, partinin İnegöl ilçe yöneticilerinin kapılarına paspas yapılır, atlas perdeler ise kaymakamlık binasında kullanılır.
1934-1936 yıllarında Halk müziği ve Sanat Müziği gibi alaturka müziği yasaklayanların alafranga hastalığı psikopatolojiktir.

Bu ülkede CHP iktidarı döneminde, devletin açmış olduğu müzik okullarının bir tanesinde, öğrencilerden bazılarının ders arasında kendi öz müziği olan Türk müziği çalmaya teşebbüs ettikleri için yabancı uzman Herr Zuckmayer şikâyetiyle okuldan atılması neydi?
Kılık kıyafetinden ötürü Âşık Veysel’i Ankara’da halka evine sokmamak neyin kafasıydı?

Bu kafa ezanı 18 yıl susturdu. Bu zihniyet, Ayasofya’yı kiliseye çevirme cesareti gösteremediği için müze yaptı. Yunanla aynı yerden, aynı telden ses çıkarmalarının makul bir açıklaması varsa buyurun!

Bu CHP vatan kurtaran iken vatan haini ((!) Vahdettin Han ne yaptı Ayasofya için.

Hani Son Osmanlı Padişahı Sultan VI. Mehmed Vahdeddin Han'a, ""Altıncı Mehmed sözündeki "Altıncı kelimesinden kinaye olarak ""Altın seven adam deyip sürgün ettiren CHP’nin bugünkü yöneticileri bilsin diye yazalım.

VI. Mehmed Vahdeddin Han İtalya'da geçirdiği fakr -u zururet içindeki bir hayattan sonra 1926 yılında San Remo'da vefat ettiği zaman 120.000 lira borcu kaldığı için alacaklıları tarafından tabutuna haciz konur. . .

Tahnit edilmiş cesedi, kızı Sabiha Sultan'ın gayretleriyle Suriye’deki vatandaşların borcu ödemesiyle Şam'a naklolunarak Yavuz Sultan Selim Camii avlusuna defnedilir.

CHP’nin bugün Ayasofya duruşu ortada. Vahdettin tavrını da şuraya not düşelim.

Osmanlı ordusunun silahlarının elinden alındığı, düşman filolarının Çanakkale Boğazı'nı aşıp İstanbul'a dayandığı felaketli bir dönemde halife sıfatıyla Osmanlı tahtına oturan Sultan Vahdeddin,

Osmanlı askeri olarak, şahsını korumak için bırakılmış olan taburu Ayasofya Camii' ne gönderirken emri de katidir:

"Aziz İstanbul'un fethinin sembolü olan Ayasofya'ya çan takmak isteyenlere ateş ediniz! Velev ki canınız pahasına olsun izin vermeyesiniz!

Serdengeçti’nin avukatı Süleyman Arif Emre’nin unutulmaz şiiriyle bitirelim

Leblerimle emrine âmâdedir cânım benim

Alda bir bûseyle öldür haydi cânânım benim

Lâl olur birden dilim bilmem neden görsem seni

Görmesem kalmaz karârım dinmez efgânım benim

Hasta gönlüm çok zamandır iftirâkından harâb

Olmadım bir lahza rahat geçti devrânım benim

Mübtelâyım bir ümitsiz gizli derdin zehrine

Bu sebepten her geçen gün düştü dermânım benim

Yok teselliden nasîbim vermeyin zahmet bana

Etmeyin bunca eziyet az mı hicrânım benim

Kan tutar sen her bakışta kastedersen cânıma

Yâremi sar melhem ol da akmasın kânım benim

Arif Emre her ne etse râzıdır fermânına

Sahibimsin hem efendim hemde sultânım benim

 

Yorumlar

(19)

Yorum yazın

0/1000

Yorumlar editör onayından sonra yayınlanır.

Nasır DİZMAN

18 Haziran 2020 16:14

Hocam güzel ve güncel olunca daha güzel oluyor yüreğine sağlık

Cami açıldı diyelim En büyük hainlik Fetö elemanlarından gelecek

15 Haziran 2020 13:54

O gün Ülkemize saldırıya önderlik edecek Fetö. Ama içlerinden enaz yarısı ayrışacak.

Osman korkuya dağlar dayanmaz

15 Haziran 2020 13:27

Biz kliseyi değil müzeyi Fatih’in emrine uygun şekilde camiye çeviriyoruz. Fatih, İstanbul’da yüzlerce kliseye dokunmadı. Hristiyan’lar rahatça ibadet ettiler yüzlerce yıl. Ama Ayasofya başka. İspanya tarihi Kurtuba Camisini bugün klise olarak kullanıyor. Üstelik dünya kültür mirası olduğu halde. Korku olsaydı bugün İstanbul bizim olmazdı.  

HASAN .A.

15 Haziran 2020 12:37

HASIL-I KELAM; "Din başta olmak üzere tarihle, antropolojik manada bu ülkenin bütün değerlerine geçmişte ceberutça yaklaşmış bir CHP, bugün değerlerle barışmadan ve özür dilemeden konuşmamalı." ( Yazıdan)

Sabri

15 Haziran 2020 12:36

chp Ve zihniyeti ortada. Önceki yorumlara da cevaptır.

OSMAN- a CEVAP

15 Haziran 2020 12:15

0sman yoksa sen ibrahim kaboğlunun mu şeyisin. Sen bizim şeyimiz değilsin sen kimin şeyisin. Şey olma osman. Şey olacaksan cehapenin şeyi ol ma osman. TROLL osman yoksa sende CEHAPE net in şeyimisin osman

Devamı Osman Yüksel Serdengeçti‘nin Bediüzzaman hakkında yazdığı meşhur makalesi

15 Haziran 2020 12:02

Yıllardır mukaddesatları çiğnenmiş vatan çocukları, mahvedilen nesiller, imana susayanlar; onun yoluna, onun nuruna koştular. Üstad'ın Nur risaleleri elden ele, dilden dile, ilden ile ulaştı, dolaştı. Genç-ihtiyar, cahil-münevver, sekizinden seksenine kadar herkes ondan bir şey aldı, onun nuruyla nurlandı. Her talebe, bir makine, bir matbaa oldu. İman, tekniğe meydan okudu. Nur risaleleri binlerce defa yazıldı, teksir edildi. Gözlerinin nuru sönmüş, iç âlemlerinin ışığı sönmüş, harabeye dönmüş olan körler; bu nurdan, bu ışıktan korktular. Bu aziz adamı, dillerden hiç eksik etmedikleri "İnkılaba-lâikliğe aykırı hareket ediyor" diye, tekrar tekrar mahkemeye verdiler; tekrar tekrar hapishanelere attılar. Kaç kerre zehirlemek istediler. Ona zehirler, panzehir oldu. Zindanlar dershane... Onun nuru, Kur'an’ın nuru, Allah'ın nuru vatan sınırlarını da aştı. Bütün Âlem-i İslâm’ı dolaştı. Şimdi Türkiye'de, her teşekkülün, vatanını seven herkesin, önünde hürmetle durması lâzım gelen bir kuvvet vardır: Said Nur ve Talebeleri. Bunların derneği yoktur, lokali yoktur, yeri yoktur, yurdu yoktur, partisi, patırtısı, nutku, alayişi, nümayişi yoktur. Bu, bilinmezlerin, ermişlerin, kendini büyük bir davaya vermişlerin şuurlu, imanlı, inanlı kalabalığıdır. Osman Yüksel Serdengeçti

Devamı

15 Haziran 2020 12:00

Her sürgün yeri, onun öz vatanı oldu Onu diyar diyar sürdüler. Her sürgün yeri, onun öz vatanı oldu. Nereye gitse, nereye sürülse, etrafı saf, temiz mü'minler tarafından sarılıyordu. Kanunlar, yasaklar, polisler, jandarmalar, kalın hapishane duvarları, onu mü'min kardeşlerinden bir an bile ayıramadı. Büyük mürşidin, talebeleriyle arasına yığılan bu maddî kesafetler; din, aşk, iman sayesinde letafetler haline geldiler. Kör kuvvetin, ölü maddenin bu tahdid ve tehdidleri, ruh âleminin ummanlarında büyük dalgalar meydana getirdi. Bu dalgalar, köy odalarından başlayarak, yer yer her tarafı sardı; üniversitelerin kapılarına kadar dayandı.

Devamı

15 Haziran 2020 12:00

Niçin Sokrat bu kadar büyüktür? Bir fikir uğruna hayatı hakir gördüğü için değil mi? Said Nur en az bir Sokrat'tır; fakat İslâm düşmanları tarafından bir mürteci, bir softa diye takdim olundu. Onlara göre büyük olabilmek için ecnebi olmak gerek. O, mahkemelerden mahkemelere sürüklendi. Mahkûmken bile hükmediyordu. O hapishanelerden hapishanelere atıldı. Hapishaneler, zindanlar onun sayesinde Medrese-i Yusufiye oldu. Said Nur zindanları nur, gönülleri nur eyledi. Nice azılı katiller, nice nizam ve ırz düşmanları, bu iman abidesinin karşısında eridiler; sanki yeniden yaratıldılar. Hepsi halîm selim mü'minler haline, hayırlı vatandaşlar haline geldiler... Sizin hangi mektebleriniz, hangi terbiye sistemleriniz bunu yapabildi, yapabilir?

Osman Yüksel Serdengeçti’nin üstada atfen yazdığı “Said Nur ve Talebeleri” başlıklı bu makale ilk olarak 1952 yılının Mart ayında Serdengeçti Mecmuası’nın altıncı sayısında neşredilmiştir (2)

15 Haziran 2020 11:59

İmanı, sıradağlar gibi muhkem Said Nur, üç devir yaşamış bir ihtiyar. Gün görmüş bir ihtiyar. Üç devir: Meşrutiyet, İttihad ve Terakki, Cumhuriyet. Bu üç devir büyük devrilişler, yıkılışlar, çökülüşlerle doludur. Yıkılmayan kalmamış! Yalnız bir adam var. O ayakta... Şark yaylalarından, Güneş'in doğduğu yerden İstanbul'a kadar gelen bir adam. İmanı, sıradağlar gibi muhkem. Bu adam, üç devrin şerirlerine karşı imanlı bağrını siper etmiş. Allah demiş, Peygamber demiş, başka bir şey dememiş. Başı Ağrı Dağı kadar dik ve mağrur. Hiçbir zalim onu eğememiş, hiçbir âlim onu yenememiş... Kayalar gibi çetin, müdhiş bir irade... Şimşekler gibi bir zekâ... İşte Said Nur!.. Divan-ı Harbler, mahkemeler, ihtilaller, inkılablar... Onun için kurulan i'dam sehpaları... Sürgünler... Bu müdhiş adamı, bu maneviyat adamını yolundan çevirememiş! O, bunlara imanından gelen sonsuz bir kuvvet ve cesaretle karşı koymuş. Kur'an-ı Kerim'de "İnanıyorsanız muhakkak üstünsünüz" (Âl-i İmran suresi âyet 139) buyuruluyor. Bu Allah kelâmı, sanki Said Nur'da tecelli etmiş! Mahkemelerdeki müdafaalarını okuduk. Bu müdafaalar bir nefs müdafaası değildir; büyük bir davanın müdafaasıdır. Celadet, cesaret, zekâ eseri, şaheseri...

Hüseyin Acarlar Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle