Alnı Ak Gözleri Revnak
Karakteri kravatlı dik adamların esbaplarıyla ezebileceği biri değildi. Mekânla ve makamla konuşulan bir sis ülkesinden hayata anlam yükleyen biri hiç değildi. Nobranlıktan uzak, kısa, tane tane cümleler kurardı. Hep netti. Dobra dobra harbice konuşurdu. Gözleri revnak, alnı ak ve yüzünde ağrı kesici bir tebessümle kadim kitaplardan damıtılmış cümleler dökülürdü dudaklarından. Sessiz gemilerden inip kaldırımları menevişeye boyamaya kalkan, bu uğurda ölmeyi göze alan adamların ülkesinden gelmişti. Yani yiğidin harman olduğu yerden. Etraf aydınlansın diye, karanlığa karşı kendini mum gibi yakan bilgeler diyarından. İsmi gibi Aziz nesepten Hamza’ydı.
“Eski zamanlarda arrâfların ve kâhinlerin sözlerine itibar eden krallar, korku zamanlarında köle veya mahkumlardan birini huzura getirerek öldürür ve böylece gelecekten haber çalmaya çalışırlardı. Bugünkü haliniz bu” diye başladı söze. Ve devam etti Aziz amca:
Şimdi siz, bir korku tünelinden geçerken doktorların diyeceklerini gelecek ve ölüm korkusuyla dinliyorsunuz. Bakıyorum da, varoluşun en kavi hakikati ölüme eskiden olduğundan daha az hazırsınız.
Toplumdaki yönetim tarzının insanların kişilik ve karakter yapıları üzerine önemli etkileri vardır. Eğer yönetim âdil ve yumuşaksa böyle bir yönetim altında yaşayan kimselerde kendine güven duygusu gelişir. Buna karşılık zulme, zor ve baskıya dayanan, aşırı otoriteye ve cezaya başvuran bir yönetimde yaşayan kimselerde korku hâkim olur; direnme ve metanet gücü ortadan kalkar, aşağılık duygusu, kendine güvensizlik ve bağımlılık eğilimi gelişir. Böyle bir şahsiyet yapısıyla yetişen bireylerin oluşturduğu toplulukta yenileşme ve gelişme olmaz; tutuculuk, katılık ve gerilik ve gönüllü kölelik hâkim olur.
Çok korkar oldunuz ve yaşamak için her türlü emre itaatkâr köle olabileceğinizi ispatladınız. Yarın IMF yeni bir para birimini önerdiğinde, elinizdeki servetin nasıl gittiğini göreceksiniz. Çok korkuyorsunuz. Bu halinizle mi ilericiydiniz, çelebiydiniz cihangirdiniz? Evet ölüm insanlığın bildiği en eski hakikattir. Her insana ilk kez ve bir defa görünür. Siz bunu unutmuşa benziyorsunuz.
Kölelik hayat tutunma dürtüsünün en duru halidir. Neden mi? Çünkü modern kölelik insanın sırf yaşamak için hüviyetten, şahsiyetten, haysiyetten vazgeçmesidir. Kitleye boyun eğdirmenin, kişilikten yoksun bırakmanın en yalın hali ölümle korkutmaktır. Heyhat! Allah’a kul olmaktansa bugün köleliğe razı oldunuz. Bunun adıydı işte kula kulluk. “Sana her şeyimi vermeye hazırım, yeter ki yaşamama izin ver!” yaşamın trjediyası ve ilahi komedyası…
Siz, uzun bir süredir kimliklerinizle konuşuyordunuz kişiliğinizle değil. İsimlerinizin önüne ardına mesleklerinizi yazdırmaktan, bunu söylettirmekten sadistçe bir haz duyuyordunuz. Konuşmalarınızı hatırlayın; evlerden arabalardan mal-u mülkten konuşuyordunuz. Siz, Allah (c.c)’ın va’di altından ırmaklar akan cennet köşklerine inanmadınız da yerine imar değişiklikleriyle plazalarda daire kapmaya kalktınız, imtihanı kaybettiniz. Bugün de küçücük bir sivrisinekle Nemrut’un canını alan ve Nemrudi düzeni yerle yeksan eden Allah’ın daha da büyük kudretine tanıksınız da fakında bile olamıyorsunuz. Sinekten çok daha küçük, görünmeyecek kadar küçük bir virüsle yeryüzü cennetinizin nasıl yok edebileceğini görmüyor musunuz? Gafllğiniz nankörlüğü,nankörlüğünüz cehaleti getirdi. Cehaletse basiretinizi kapattı.
Siz, kelime-i şehadetin manasından da uzak kaldınız. O ki kelime-i şehadet ki “Muhammed onun kulu ve elçisidir” diyordu. İmanınızın girizgâhı bu cümleden mürekkepti. Düşünmediniz. Bir kutlu peygamber bile sadece adıyla anıldı. Ve siz ölürken bu ifadeyle çene kapamayı dualarınıza koydunuz. Ama bunu bile düşünmeden talep ediyordunuz.
Doğrusu o ki siz azmıştınız. Bütün peygamberlerin mesleği çobanlığı küçümsediniz. Kariyersiniz gördünüz.İçinizde “çobanla benim oyum bir olur mu?” diye kibirlenenleriniz de oldu.
İslam, sizde kişilik oluşturan kimlik değil, bir kart; kimlik kartı. Çıkarıp muhatabın gözüne soktuğunuzda ya da hamili kart yakınımdır yapıldığında gerekli etkiyi göstermesini beklediğiniz hazır bir belge. Makamlarınız, statüleriniz, gücünüz eleştirdiğiniz ideolojilerin amelleriyle süslendi. Din, kendi içinde kurduğunuz bağımsız, tanımlı bir dünyanın iaşesi. Gıpta edilen yeni statülerin, yarış hevesini tatmin eden hiyerarşilerin, gizli benliklerin, terbiye edilmemiş enaniyetlerin, becerilemeyen sosyalleşmenin, ıskalanan siyasallaşmanın, toplum içinde benzerlerine karşı fark oluşturmanın ve itibar kazanmanın kutsal atı oldu. Adaletin değil!
“Kimlik” dedi sözünün burasında Aziz amca. Birkaç derin nefes aldı, birkaç elif miktarınca uzaklara dalarak sustu. Sonra devam etti konuşmasına:
Sen kimsin ki?
Sen kimlerdensin?
Benim kim olduğumu biliyor musun? Vay ki vay…
İdeoloji bir kimlik sorunudur evlat. Bilgi sorunu değil. Devletler kimlik krizi yaşayınca insanlarda da kimlik kriz peydahladı.
Kişilik sorunu olan insanlar, bir şekilde kimlik sorunu da yaşarlar.
Kişilik, daha çok iç dünya ile ilgili ruhsal (psişik) duruma işaret eder.
Modern Dünyanın insanı olarak psikolojik ve sosyal grafiğiniz, içeriden dışarıya değil dışarıdan dışarıya doğru ve Show yapıyorsunuz.
Ne kişisel serüveniniz ne de oluşturduğunuz yapılar sahici bir değer oluşturuyor, varmış gibi yapıyorsunuz. O zaman, inşa edilmesi gereken her şeyi, temelsiz bir zemine gelişigüzel istif ediyorsunuz.
Kimlikle kişilik oluşturuyorsunuz. Böylece şahsiyet kazandığınızı düşünüyorsunuz. Dıştan içe, çevreden merkeze gidiyorsunuz. Hep ve yanlış yöne gidiyorsunuz. Önce şahsiyet oluşur, sonra kişilik buna bina edilir. Bu da sizin kimliğiniz olur. Kalp ile iman, dil ile ikrar gibi. İçeriden dışarıya. Hamdım, yandım, piştim demek budur. Ruh önce yaratılmış, beden ona giydirilmiştir. Ölen beden imiş aşıklar ölmez diyen Yunus’un kastı budur.
Son sözüm odur ki kişiliğiniz ölmez, kimliğiniz ölümlüdür. Kişiliğinizle kimliğiniz uyumlu olsun. Yoksa kişiliğinizden ötürü Müslüman kimliğiniz sorgulanır. Diyeceklerim budur.
Corona virüs nedeniyle sosyal mesafe kuralına uyarak müsaade aldım. Ve “yol onun varlık onun gerisi hep angarya” dizesinin bu sohbetten sonra daha bir anlamı oldu benim için. Gideceğimiz yer bizi bekler “Ya eyyühellezine amenu aminu… Ey iman edenler iman ediniz…” Nisa/ 136


