• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
Halit Kanak
Halit Kanak
TÜM YAZILARI

Vefât Yıldönümünde Aliya İzzetbegoviç (19 Ekim 2003)

16 Ekim 2021


Halit Kanak İletişim:

Bağımsız Bosna-Hersek’in ilk Cumhurbaşkanı büyük fikir ve devlet adamı Aliya İzzetbegoviç 8 Ağustos 1925 tarihinde Bosna-Hersek’teki Bosanski Şamats (Šamac) kasabasında İslâmi hassasiyeti olan bir aileye mensup olarak doğdu. Dedesinin ismini koydular. Dede Aliya İstanbul’da askerlik yaparken Üsküdar’lı bir Türk Hanımla evlendi (Sıdıka Hanım).Yâni babaannesi Türk’tü.

Belgrad’ta yaşayan Aliya’nın dedeleri 1863’te Sırpların zorla sürdüğü Müslümanlarla birlikte şehri terk etmek zorunda kaldı. Sultân Abdülaziz’in Tuna’nın kolu olan Sava nehri üzerinde, sürgün edilen Müslümanların barınması için kurduğu Azîziye’ye (Bosanski Şamats) taşınmıştı. Aliya burada doğdu. Dedesi bir müddet Bosanski Şamats diye anılan bu kasabanın yöneticiliğini yaptıysa da, Aliya’nın ticaretle uğraşan babası Mustafa Bey, çocuklarına iyi bir gelecek sağlamak amacıyla, oğlu henüz üç yaşında iken ailesini Saraybosna’ya taşımıştı.

Ailesinden ve özellikle annesinden dinî eğitim alan Aliya, Saraybosna’nın itibarlı okullarından olan Birinci Erkek Lisesi’ne girdi. Lisede 16-17 yaşlarında “Genç Müslümanlar” teşkilatı Mladi Muslimani’yi kız-erkek olmak üzere ayrı ayrı kurdu. Onun direktifleriyle bu teşkilatın kadın kollarını oluşturanların başında Safiye Solak Şilyak, Sıdıka Pehlivanoviç ve Aziza Hacagiç geliyordu. Bu teşkilat Müslümanları hem biyolojik, hem de mânevi soykırımdan kurtardı.

Liseden sonra iki yıl devam ettiği ziraat fakültesini bırakarak hukuk fakültesinden mezun oldu. Öğrenciliği sırasında 2. Dünya Savaşı boyunca ihtiyaç sahiplerine yardım etti.

Savaştan sonra 13 Ocak 1946’da bölge işgâlden kurtuldu fakat bu seferde komünizmin kucağına düşmüştü. Ancak Aliya; insanlar dinini, diyânetini öğrensin diye mütemâdiyen gayretle çalışmasına devam etti.

Bu çalışmaları onu 1949’da cezaeviyle tanıştırdı. İslâmcılık suçlamasıyla girdiği hapishanede 5 yıl yattı. Ancak çilesi bitmedi. Bu seferde 13 Ocak 1953’te işbaşına gelen Josip Broz TİTO ile başı derde girdi. Soruşturmalardan kurtulamadı. Tito öldükten sonra da rahat bırakmadılar. 1983’te “İslâmî Manifesto” adlı kitabındaki düşüncelerinden dolayı yargılandı 14 yıl ceza aldı, hapishaneye atıldı.

Göstermelik Yargıtay güyâ adalet dağıtmış gibi cezasını 11 yıla indirdi. 1988 yılında genel afla cezaevinden çıktığında “Doğu ile Batı Arasında İslâm” adlı kitabı elden ele dolaşıyordu. Zâten cezaevinde batı düşünürlerin yanı sıra, İmam Gazâli’yi, İbn-i Sinâ’yı, Muhammed İkbâl’i, İbn-i Tufeyl’i, İbn-i Hazm gibi ilim insanlarının eserlerini okuyarak kendisini yetiştirmişti.

Komünizm’in yıkılmaya yüz tuttuğu 1990’lara gelindiğinde Yugoslavya Sosyalist Federal Cumhuriyeti içinde yer alan devletler arasında bağımsızlık hareketleri hız kazanmıştı. Kısa süre sonrada cumhuriyetler birbiri ardına bağımsızlıklarını ilân etmeye başladıklarında, Bosna - Hersek’te 1 Mart 1992’de yaptığı referandumla bağımsızlığını bütün dünyaya duyurdu.

Bu bağımsızlık Sırp’ları çıldırttı. Derhal saldırı ve katliamlara başladılar. Hırvatistan ve Slovenya’nın bağımsızlığını destekleyen Avrupa, Sırp saldırıları karşısında Bosna-Hersek Müslümanlarını her zaman olduğu gibi yalnız bıraktı.(Küfür tek millet)

Bilge lider Aliya İzzetbegoviç halkını bu saldırılardan kurtarmak için derhal harekete geçti. Kendisine “tek başınıza ne yapabilirsiniz” diyenlere “savaşmazsak hepimiz öleceğiz. Allah (c.c.) bizimle” diyordu.. Tehlikenin boyutunu görmüştü.

Bu boyuta şahit olanlardan biriside BM görevlisi olan Jose Maria Mendilüce idi ve Bosna'dan Sırbistan'a giderken Zvornik'teki Sırp kontrollerine takıldı. BM yetkilisi olmasına rağmen korkudan ödü kopmuş, bu da kameralara yansımıştı. Daha sonra yaptığı röportajda "jeepimiz yerdeki kanlarda kayıyordu, o kadar kötü bir durum vardı. Askerler kamyonlara kadın ve çocuk cesetleri yüklüyorlardı. En az 4-5 kamyon gördüm, tamamen dolulardı".

Zvornik'te Sırplar binlerce kişiyi öldürdü. Katliamdan önce şehirde 49 bin Müslüman varken, savaş sonunda hiç kimse kalmamıştı. 5 asırlık yaşam, bir kaç gün içerisinde silindi..

Zaten başta Saraybosna olmak üzere pek çok yer kısa sürede Çetnik’lerin kuşatması altına girmişti. Diğer taraftan Avrupa Konseyi yaptığı toplantı seanslarında Müslümanları oyalayacak, hatta Müslümanları koruyan Aliya İzzetbegoviç’i ortadan kaldırmak için tuzak kuracaktı. Bunlardan birinde Aliya toplantı için Lizbon’a çağırıldı. Yanında tercümanlığını yaptığı kızı Sabina vardı. Dönüşte havaalanına indiğinde kendisini alarak Saraybosna’daki Cumhurbaşkanlığı makamına götürecek olan Birleşmiş Milletler askeri konvoyu yoktu. Çünkü görevli general konvoyu geri çekmiş, âdeta Aliya’yı Sırplara teslim etmişti. Öyle de oldu korumasız bırakılan İzzetbegoviç’i uçaktan, bu durumdan önceden haberi olan Sırp görevliler alarak, Sırp askerlerine teslim etmek üzere terminal binasına getirerek müdürün odasında alıkoydular.

Tam bu sırada kaybolan çocuğundan haber almak için müdürle görüşen bir kadın üzerinden televizyon kanalıyla irtibat sağladı ve (15 Temmuz’da Cumhurbaşkanımızın yaptığı gibi) canlı bağlantıda gözaltında olduğunu ve birazdan esir edileceğini söyledi.

Saraybosna’da yer yerinden oynadı. Halk Cumhurbaşkanları için sokağa çıkarak Sırp birliklerinin olduğu garnizonu kuşattı ve 200 Sırp askerini esir aldı. Durum birden beklenmeyen bir hâl almıştı. Bu durumu gören Sırp komutan askerlerinin tahliyesi karşılığında İzzetbegoviç’i serbest bırakacaklarını söyledi. Önce İzzetbegoviç’in gelmesinde mutabık kalınınca BM Barış Gücü konvoyu yola çıktı.

Konvoy önce Sırp askerlerin elinden Lukavitsa’da esir tutulan Aliya İzzetbegoviç’i aldı. Bu sırada Sırp askerleri tahliye için araçlarına binmeye başladılar fakat yanlarında önemli bir mühimmatı da araçlara yüklemişlerdi ki İzzetbegoviç’i getiren konvoy gözüktü. Aliya zırhlı araçtan kafasını gösterince Boşnaklar aniden harekete geçerek Sırp konvoyunu önce ikiye böldüler, ardından araçlardaki mühimmata el koydular.

Artık Sırplar Boşnakların hiç de kolay lokma olmadığını anladılar. Fakat orantısız güç Sırplardan yanaydı. Saldırgan Sırp ve Hırvatlara karşı müthiş bir savunma savaşı verilmesine rağmen, Hollandalı askerler eliyle Srebnetica’da, Fransız askerler eliyle Bihaç’ta ve başka yerlerde yapılan katliamlar önlenemedi.

Boşnak kardeşlerimizin, yarın bitecek diye bekledikleri savaş üç yıl sürdü. 300 bine yakın Müslüman Boşnak, Arnavut, Roman öldürüldü. Resmi rakamlara göre 40 binin üzerinde kadın tecavüze uğradı. (Tecâvüzcülerin başında, yüzlerce annemizin hakkında dâvâ açtığı Barış Gücü Komutanı Kanadalı General Lewis MacKenzie geliyordu.)

Saraybosna kuşatmasının 9. ayında şehre gelen BM barış gücü yetkilisi Lord Owen, Saraybosna'ya iner inmez televizyonlardan "sakın ha sakın batının gelip bu sorunu çözeceğini beklemeyin" diyerek Bosnalıları tehdit edince, Aliya İzzetbegoviç’in cevabı gecikmedi: “Bosna'nın Sırbistan'ın bir parçası olmasına asla izin vermeyeceğiz.”

Öyle de oldu. 21. yüzyıla ramak kala Avrupa’nın ortasında Müslümanları yok etmek için AB dâhil bütün haçlı devletlerinin el birliğiyle ortadan kaldırmaya çalıştıkları Bosna - Hersek, (Avrupa’da bir Müslüman devleti engelleme kutsal görevinde herkese rolü dağıtılmıştı) Bilge Lider Aliya İzzetbegoviç’in gayretleriyle bugün bayrağı olan bağımsız bir devlet. Hem de düzenli orduları ve bol silahı olan Hırvat ve Sırplar karşısında sadece halk gücüyle oluşturulan bir devlet. (Yalnız ucube halini koruyan ülkenin anayasası hükmündeki Dayton Anlaşması derhâl yenilenmelidir.)

Evet, Müslümanların rahatça yaşadığı bir devlet kurulmuştu. Ancak, ülkesini selâmete çıkaran Bilge Lider de yorulmuş, yatağa düşmüştü. Küçük hastane odası ziyaretçilerle dolup taşıyordu. Bunlardan sonuncusu vefâtından bir gün önce 18 Ekim 2003 tarihinde ziyârete gelen ve bu arada Aliya İzzetbegoviç’in siyâsi, stratejik vasiyetini verdiği Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’dı.

Viyana dönüşü kalbine gelen bir ilhamla Pilota talimatları “Saraybosna’ya iniyoruz.” Ve Saraybosna’ya inip doğruca hastaneye gittiler. Oğlu Bakir Bey oradaydı. Yanına çıktığında Tayyip Bey’e “Ben de sizi bekliyordum” dedikten sonra elini avuçlarının içine alıp “Buralar Evlâdı Fâtihandır, Bosna'mı koruyun, Bosna'ma sahip çıkın demişti.

“Ülkeme sahip çıkın, bizi unutmayın” diyen Bilge Lider, vasiyetin görevimizdir. Bu ülke var olduğu sürece o bölgede huzur hep dâim olacaktır. Rahat uyu..

Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.

Yorumlar

Abdulhamit Aydin

Yazarimiz Halit Kanak bey’in makalasini okuyoruz, mustefid oluyoruz.
  • Yanıtla

Mardinli hoca

İlk önce O büyük komutan Ali izzet boğaziçi e rahmetle anıyorum Allah cc gani gani rahmet mağfiret etsin mekanı cennetilfirdes olması yüce rabbime dua ediyorum.Evet gelelim konumuza gerçekten plan çok derindi çok sinsi idi bosna hersek hakkında rabbimin yardımı ile ve büyük komutan kral bilge direyetiyle ve Allaha bağlılığı ile bosna hersek küfür güçlerin elinden kurtara bildi.Ve o korkunç plan suya düşdü ve rabbimize hamd olsun bosna hersek ayaktadır.Tabiki büyük bedel ödendi o sırp köpekler müslümanların kanına girdiler müslümanların namusları kirlettiler.Aziz şehitlerimize rahmet mağfiret diliyorum.O sırp köpekler e lânet ediyorum.
  • Yanıtla

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23

Bip İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23

Bip İhbar Hattı

Yaay İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23