--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

10 Ekim 1470 cihângir Yavuz’un ad günü ve 29 yıllık şehzâdeliği

Halit Kanak
Halit Kanak
0

Fâtih Sûltân Mehmed Hân; İstanbul ve Trabzon’un fethi kadar büyük yankı uyandıran 12 Temmuz 1470’te bizzat muhasara ve fethini gerçekleştirdiği Mora’nın bitişiğindeki Eğriıboz Adası seferinden döndükten kısa bir süre sonra İshak Paşa’ya Aksaray’dan getirttiği Türk nüfusun yine aynı ismin verildiği İstanbul-Aksaray bölgesinde iskan işleriyle uğraşırken bir torunu olduğu müjdesi verildi. 

Bu; 10 Ekim 1470 Çarşamba günü Amasya’da Sancak Beyi Şehzâde Bâyezid’in dördüncü oğlu olarak dünyaya gelen ileride Yavuz olarak anılacak Şehzâde Selim’den başkası değildi. Annesi, Dulkadıroğlu Beyliğini yöneten Alâüddevle Bozkurt Bey’in kızı Ayşe Hatûn’du.

Yavuz’un kendisinden sonra dört kardeşi daha dünyaya geldi. En büyük Ağabeyi Abdullah, veliaht şehzâde sıfatıyla Fâtih’in 1474’te vefât eden oğlu Şehzâde Mustafa’nın kızıyla evlenmiş ancak babası II. Beyâzıd’ın tahta geçmesinden az sonra vefât etmişti. (1920’ye kadar şehzâdeler ile hanımsultanlar arasında bir daha evlilik olmayacaktır.)

Yavuz’un en küçük kardeşi Şehzâde Âlemşâh, onun büyüğü Şehzâde Mehmed, onun büyüğü Şehzâde Mahmud 1507 yılına kadar arka arkaya vefât edecekler, Şehzâde Mahmud’un büyüğü (Yavuz’un bir küçüğü) ana tarafından Karamanoğlu olan Şehzâde Şehenşâh da 2 Temmuz 1511’de Konya’da vefât edecek, geriye sırasıyla Şehzâde Ahmed, Şehzâde Korkut ve Şehzâde Selim kalacaktı..

YAVUZ’UN SANCAK BEY’İ OLMASI

Büyük Türk Hâkân'ı Fâtih, 14 sefer atlattığı suikastların sonuncusundan kurtulamamış, Venedikli güyâ Müslüman olmuş Yakup Paşa (Gerçek adı Maestro Iacopo) tarafından sefere çıkacağı gün Gebze Sultan Çayırındaki ortağında 1481 Mayıs’ın da zehirlenerek şehid edilmişti. Taht mücâdelesini; Şehzâde Cem’i bertaraf eden Amasya Sancakbeyi Şehzâde Bâyezid kazandı.  

Bâyezid, Osmanlı-Türk Devleti tahtına çıktığında 31 yıllık saltanatı başlarken, anasıyla Trabzon Sancağına gönderilen Şehzâde Selim’in de 29 yıllık Trabzon Beylerbeyliği görevi başlamıştı. (2 yıl da Segedin Sancakbeyliği yapacaktır.)


Yavuz Trabzon sancağında iken iyi bir yöneticilik eğitimi almış, bölgeyi iyi bir şekilde tahlil etmişti. 23 yaşını bitirmişti ki Kırım Hân’ı Mengli Giray Hân’ın kızıyla evlendirildi. Bu evlilikten 6 Kasım 1494’te tek oğlu Kânûni Trabzon’da doğdu. 1500’lü yılların başına gelindiğinde Anadolu’nun doğusu ile İran topraklarında hüküm süren Akkoyunlu Devleti, yerini Safevîlere bırakacak bundan sonra Anadolu’da karışıklıklar bitmeyecekti.  

(Sûltân II. Bâyezid Hân Safevîlerin Akkoyunlu Devletini ortadan kaldırmasına gönlü râzı gelmediğinden kızı Ayn-î Şâh Sûltân’ı Akkoyunlu Hükümdarı Ahmed Göde Bey ile evlendirerek destek vermiş, buna rağmen Şâh İsmail Akkoyunluları hem Tebriz’den, hem Bağdat’tan, hem de Amid’den (Diyarbakır) çıkarmış, Ahmed Göde’nin çabaları bunları geri almaya yetmemişti. Üstelik Osmanlı-Türk devlet sistemini uygulamaya kalkması hayatına mal olmuş, yerine geçen oğlu Zeynel Mirza da Tebriz’e girememişti.)

Bu arada büyük hedeflere kitlenen Şâh İsmail bir zamanlar Fâtımîlerin yapamadığını yapmak istiyor, İslâm Dünyasını Şiî Mezhebi altında birleştirmeyi düşünüyor, büyük engel gördüğü Osmanlı-Türk Devletini yıkarsa batıda Mısır’ın, doğuda Türkistan’ın avucunda olacağını biliyordu.  

Beklemeden Avrupa’nın en güçlü denizci devleti Venedik’e elçiler göndererek, Osmanlıya karşı işbirliği teklifi yaptı. Venedik destek sözü verince Şâh İsmail savaş çıkarmak için bahaneler üretmeye başladı. Yaptığı planla Maraş’taki Dulkadiroğlu Alâüddevle Bozkurt Bey'in kızı Beğli Hâtun'u (Yavuz’un teyzesi) istedi. Ret cevabı alacağını biliyordu. Hazırlıklarını ona göre yapmıştı, Maraş’a yürüdü. Osmanlı'ya gözdağı vermek için de özellikle Osmanlı toprağı Kayseri üzerinden Maraş'a girdi. 

Meydan muharebesinde yenilen Alâüddevle geri çekilince bir oğlu ve iki torunu Şâh İsmail'in eline geçti. Onları işkencelerle parçaladı. Ölenler Yavuz'un annesinin kardeşi ile iki oğluydu. Üstelik Şâh İsmail Maraş'taki ve Elbistan'daki mezarları da yaktırmıştı. Sultân Bâyezid, Şâh İsmail'e müdahale etmemiş, sadece Anadolu Beylerbeyi Karagöz Paşa'yı Kayseri'ye göndererek sınırda tedbir aldırmıştı. 

Bütün bunları dikkatle takip eden birisi vardı. O  da dayısına yapılanlar karşısında yerinde duramayan Trabzon Sancakbeyi Şehzâde Selim’di. Divân’dan izin almadan harekete geçti. Hedefinde Erzincan’da Şâh İsmail’in kardeşi Mirza İbrahim vardı. Yıldırım gibi daldığı hem Erzincan’ı, hem de Kemah'ı ele geçirdi. Esir aldığı Şâh İsmail'in Kardeşi İbrahim Mirza'yı yaka-paça Trabzon'a getirdi. 

Şâh İsmâil Erzincan Kalesini tekrar alabilmek için bizzat Erzincan önlerine geldi. Bunu haber alan Selim fırsatın ayağına geldiğini gördü. Yine kasırga gibi esti hızla geldiği Erzincan'da yine kasırga gibi esti gece baskınıyla Şâh İsmail'in ordusunu dağıttı, Şâh İsmâil kaçtı, canını (şimdilik) zor kurtarmıştı.


Ama Selim durmadı. Bayburt, Erzurum, Kars vilayetlerinin hâkimi Mirza Çubuk’u esir alarak İspir’e girdi. Hızını alamadı İspir’in 400 km. kuzeydoğusunda yer alan Gürcistan’ın Tiflis’ten sonra ikinci büyük şehri Kütaisi’ye kadar bütün yerleri fethetti. Karşısına çıkan Gürcü Prensi III. Bagrat’ı fena şekilde bozguna uğratarak, Kütaisi’ye girdi.

Gürcistan’ın en önemli bölgesi Şehzade Selim’in kontrolüne girmiş, bütün Gürcü Prenslerini vergiye bağlamıştı. Selim ordu içinde büyük bir itibar kazandı. Özellikle Paşalar takdir etmiş, Anadolu’ya özgüven hâkim olmuştu. Ancak Şâh İsmail burnundan soluyarak II. Bayezid Hân'dan işgâl edilen topraklarını geri istedi. Divân duruma karşı çıktıysa da İran’la savaş hâli olmadığı için verdiği kararla Şehzâde Selim’in aldığı topraklar geri verildi. Selim'e de, yalnızca idâresi altında bulunan yerlerle ilgilenmesi ihtar edildi. 

Bütün bunlardan cesaret alan Şâh İsmail Anadolu'da Şii düşünceleri yaymaya, propaganda yapmaya devam etti. Gün geldi Şii'lik Anadolu topraklarında yeşermeye yüz tutunca Rumeli'ye atlamanın hesapları bile yapıldı. Şâh İsmail doğrudan savaş açmak yerine kendisine bağlı Şâhkulu’na destek vererek, Amasya'da isyan başlattırdı. Öyleki, Anadolu Beylerbeyi Karagöz Paşa bununla başa çıkamadı ve yapılan savaşta Şâhkulu, Karagöz Paşa'yı öldürdü ordusunu dağıttı ve Kütahya'ya girdi.

Şehzâdelerin en büyüğü Ahmed'in yanına Sadrâzâm Ali Paşa verilerek bu isyanı bastırması istendi. Sivas taraflarında Gökçay meydan muharebesinde Şàhkulu öldürüldü ancak Sadrâzâm da şehid düştü. İsyan zar zor bastırılmıştı. 

Bu durum, arka planda Şâh İsmâil’in varlığını bilen Şehzâde Selim'in çok zoruna gitmişti. Şehzâde Selim İslâm Âlemi için büyük tehlike arz eden bu Şii hareketiyle mücâdele edebilmek için Hâkân'lık tahtına oturma zamanının geldiğini anladı. İlk hamlesi Kırım-Kefe’de sancakbeyliği yapan oğlu Süleyman’ı ziyaret etmek bahanesiyle Trabzon’dan Kırım’a geçmek oldu. Şehzâde Süleyman’a gerekli tembihleri yaptıktan sonra Kayınpederi Kırım Hân’ı Mengli Giray Han’dan yardım alarak, Moldova üzerinden Rumeli’ye geldi. 

Rumeli’de Semendire Sancağını baskıyla aldı. (Osmanlı'da Rumeli’de bir Şehzâdeye sancak verildiği görülmemişti.) Kendisini güçlü hissettiğinde 1511'in temmuz ayında Edirne'yi işgâl ederek, İstanbul'a yürüdü. Çorlu’ya geldiğinde babası onu Uğraşderesi’nde yakalayıp bozdu. Bu kısa vuruşmada Yavuz’un iki bin askeri öldü. Yavuz, atı “Karaduman” sayesinde canını kurtardı. Sonradan Sadrâzâm olacak Ferhat Bey II. Bâyezid’in kuvvetlerini oyalarken, Yavuz da Burgaz Körfezinin kuzeyindeki Ahiyolu İskelesinde (Pomorie), her ihtimâle karşı beklettiği gemilere binerek, Kefe’ye oğlu Süleyman’ın yanına gitti. 

Sûltân Bâyezid bu olaydan sonra derhal Ahmed’i İstanbul’a çağırdı. Maksadı tahtı ona teslim etmekti. 21 Ağustos 1511’de Maltepe’ye gelen Şehzâde Ahmed’e askerden büyük tepki gelince şehre giremeyip, geri döndü. Fakat sancakbeyi olduğu Amasya’ya değil, doğrudan Konya’ya giderek şehri zaptetti. Babasını da orduya söz geçirememekle suçladı. 

Bu arada Safevî Halifesi Nûr-i Ali’nin topladığı Şiâ’lar 1512’nin daha ilk haftasında Şehzâde Ahmed’in boşalttığı Amasya’yı ve yanıbaşındaki Tokat’ı işgâl etti. Bu durum bardağı taşırdı. 6 Mart 1512’de “Ya devlet başa, ya kuzgun leşe” diye bağıran Kapıkulu Ocakları İstanbul’da büyük bir gösteri yaptı. Çözüm yolları aranırken, Ûlemâ ve asker, Sûltân Bâyezid’den Safevîleri defalarca yenen Yavuz’un derhal dâvet edilmesini istediler. 

Sûltân Bâyezid derhal bir nâme yazarak Yavuz’u İstanbul’a dâvet etti. 19 Nisan’da Yavuz İstanbul’a büyük tezahüratlar altında girdi tahta oturdu. 24 Nisan 1512’de 8 yıl görev yapacağı ve Osmanlı’yı 2,5 kat büyüteceği görevi başlamıştı.. 

Yavuz'dan sonra da Cihângir Devlet, Cihângir Hâkânlar yetiştirmeye devam etmiştir.

Günümüzde de Yavuz'ca adımlar atan bir devletimiz var Elhamdülillah.. 21. Yüzyıl Türk Asrı olacaktır..

Halit Kanak Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle