• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
Halit Kanak
Halit Kanak
TÜM YAZILARI
12 Ekim 2019

Suriye'ye genel bakış ve son durum

"Suriye ve Mısır'a hâkim olan Kudüs'e hâkim olur."

Bu tesbit Kudüs Fâtihleri Hz. Ömer (r.a), Selahaddin Eyyûbi, Yavuz Sultân Selim Hân ile, Kudüs işgâlcileri Papa dâhil Haçlı Komutanların ayrı ayrı ifâdeleridir. Öyleyse Suriye bizim için elbette önem arzedecektir.

Bölgede olmadığımız bir dönemde (Osmanlı'dan sonra) İsrail devleti kuruldu. 5 Haziran 1967'de ise Kudüs'ü Şerif İsrail tarafından işgâle uğradı, 1980 tarihinde ise başkent ilân ettiler.

BM 478 sayılı kararla İsrail'in Kudüs'ü ilhak etmesini ve başkent kararını geçersiz saysa da fiiliyatta İsrail'in Cumhurbaşkanlığı, Başbakanlığı ve Bakanlıkları orada yâni idarî merkezleri Kudüs.

Neden? Çünkü ne Suriye ne de Mısır Müslümanların kontrolünde değildi. Her iki ülkenin halkı da temiz ve nezih Müslümanlardan oluşsa da, yönetimler hiçbir zaman Müslümanların elinde olmadı.

İsrail ile sınırı bulunan Mısır, Amerika'nın isteği üzerine İsrail'le Camp David Anlaşmasını imzalayarak İsrail'e tehdit olmaktan çıkmıştır. (Bir ara Mursi geldiyse de, Camp David anlaşması bozulacak, İsrail tehdit altında kalacak endişesiyle Saudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri'nin desteğiyle Amerika tarafından darbeyle uzaklaştırılmıştır.)

Yine İsrail ile sınırı bulunan Suriye ise 13 Kasım 1970'te darbeyle iş başına gelen Hafız Esad'ın zayıf yönetiminde rahat nefes almış ve bu 2000 yılında oğul Beşar'la devam etmiştir. İsrail, kolay lokma Suriye'de istediği zaman istediği hedefleri vurmuş defalarca Esad'ların sarayının üzerinden alçak uçuş yaparak gözdağı vermiştir.

2011'’e gelindiğinde ise durumlar şöyle gelişti. 15 Mart 2011 tarihinde Suriye'de başlayan rejim aleyhtarı gösteriler, rejimin şiddetle müdâhalesine rağmen bir müddet sonra çığ gibi büyüyerek bütün ülkeyi sarmıştı. Esed rejiminin sona ermesini isteyenlere müdahale ise büyük bir göç dalgası oluşturdu.

Bir anda ülke iç ve dış göçlerle yerinden oynadı. Türkiye yaklaşık 4 milyon göçmenle en fazla göç alan ülke oldu. Akdeniz'in mavi sularında ise yüzlerce trajik hâdiseler yaşandı. Bir yere gidemeyen milyonlarca sivilin her gün yüzlercesi gerek rejimin, gerekse İran ve Rusya'nın saldırılarıyla hayatını kaybetmeye devam ediyor.

Bununla da kalınmadı Suriye topraklarından ülkemize terör saldırıları başladı. Sınır il ve ilçelerimizle köylerimiz bundan etkilenmeye başlayınca Türkiye'nin müdahalesi kaçınılmaz oldu.

2015 Ağustos ayında koalisyon güçleriyle mutabakatın ardından uçaklarımız Işid'i vurmaya başladı. 20 Ağustos 2016 yılında ise Gaziantep'in Beybahçe mahallesinde düğün evine kına gecesinde yapılan saldırıda 57 vatandaşımız hayatını kaybedince, dört gün sonra Fırat Kalkanı Harekâtı başlamış oldu.

29 Mart 2017'de operasyon bittiğinde PKK/PYD/YPG'nin oluşturmaya çalıştıkları Kanton'lar arasında tampon bölgeyi oluşturmuştuk.

Ancak sınırlarımıza tâcizler devam ediyordu. 2017 Ocak ayından 2018 Ocak’ına kadar topraklarımıza 700'ün üzerinde saldırı yapıldı. Bunun üzerine 28 Ocak 2018'de bu sefer Zeytindalı Harekâtı yapıldı ve 18 Mart tarihinde Afrin Hükümet Konağına Türk Bayrağı asıldığında sınırlarımıza tâcizler bitmiş ama tehlike geçmemişti.

Sıra, hükümetimizin haklı olarak aldığı ve bütün dünyaya duyurduğu Suriye sınırından 30 km. derinlikte güvenli bölge oluşturmaya gelmişti.

Öyleyse bunun haklı gerekçeleri uygulanmalıydı.

Fırat'ın doğusunda sürekli engel çıkartan ve bizleri oyalayan başta ABD olmak üzere, İran ve Rusya'ya rağmen (Fırat'ın batısında bu iki ülke çatışmasızlık bölgesi ilân edilen ve gözlem noktalarımızın da bulunduğu İdlib ve çevresinde gece gündüz pazar yerleri ve hastaneler dâhil sivilleri vurmaya devam ediyorlar) Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip ERDOĞAN'ın dirayetle aldığı cesur kararlar kahraman askerlerimizce dün uygulanmış bugün de uygulanmaya başarıyla devam edilmektedir.

Kendi coğrafyamızda bu sefer yapılan hamleler ÖSO ve Özel Kuvvetlerimiz ile Fırat'ın doğusuna müdahale edilirken, Akçakale, Ceylanpınar ve Suruç'tan, Rakka ile Deyrizor'a doğru akan komandolarımız yarma harekâtıyla bütün bölgeyi çiğneyerek sınırımızın güney paralelinden zırhlı birliklerimizle buluşmalı ve hâlen Misâk-ı Milli sınırlarımızda bulunan ve haksız yere bizden koparılan kadim Türk şehri Musul'a girmelidir.

ABD nükleer silah yapıyor şüphesi ile güyâ terörü önleme bahanesiyle binlerce km uzaklıktan gelip Iraķ'ı işgâl ederek bu ülkeyi sömürmedi mi? Halbuki ülkemizi parçalamaya yönelik PKK örgütü 35 yıldan beri bu ülke sınırları dâhilinde Kandil ve Kuzey Irak'taki kamplarda barınmakta ve yine 35 yıldan beri Kuzey Irak'tan sızarak askerimizi, polisimizi, köylümüzü katletmektedir.

Terörle mücadelede neticeye bu kadar yakın olduğumuz bir dönemde terör yuvaları dağıtılmalı, terörün kökü kurutulmalı ve oldubittiyle gaspedilen Misâk-ı Milli sınırlarımıza yeniden dönülmelidir.

Ayrıca güney sınırımızda oluşturulan 30 km’lik (yer yer 50 - 60 km.) güvenli bölgede oluşturulacak TOKİ tipi konutlara (açıklanan 151 milyar TL tutarında), bir milyon Suriyeli misafirlerimiz ilk etapta yerleştirilmeli ve yeni konutlara başlanılmalıdır.

Bugüne kadar PKK/YPG/PYD'nin satarak parasıyla terör estirdiği Deyrizor'daki Fırat'ın doğusunda elinde bulundurduğu (Fırat'ın batısındaki petrol sahaları rejimin elinde) El- Ömer, Cafra, Carnuf, Kevâri, Afra, Galban, Tanak, Kahar, Arzak ve Şueytat'taki petrol kuyularından elde edilen gelirle bu işler halledilebileceği gibi, bugüne kadar gerek mültecilere yapılan masraflar, gerekse güneyden gelen terör neticesi uğradığımız zararlar, ABD'nin Irak'ta yaptığı gibi buradan giderilmelidir.

Ancak elimizi çabuk tutmamız gerekiyor çünkü Türk ordusu kuzeyden güneye inmeden, rejim sürekli askerî yığınak yaptığı Deyrizor'a girebilir, yine Haseke'deki petrol sahalarına bizden önce ulaşabilir.

Allah (c.c.) kahraman ordumuza güç ve kuvvet versin inşaallah. Askerlerimiz Türk ve İslâm coğrafyasının milyarlarca gönülden yapılan duâlarında dün vardı, bugün de var, yarın da olacak.

Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.

Yorumlar

Süer Ateş

Günümüz tarihe realist bir bakış..Vatan sevdası ile dolu bir anlatım..Hocam yazılarınızı zevkle okuyorum..Tebriklet
  • Yanıtla

aklı selim düşünceler

Geçen atatürk' le ilgili bir yazı yazıcam dediğinde yazara internetten girip baktım; evet mhp' li; ancak ittifaka aldırış etmeden mansur ve ekreme oy veren mhp' lilerden değil; atsızcı dinsiz mhp' lilerden hiç değil; cumhurbaşkanına saygılı, ölçülü bir kişi. Harekatın yanında ve bizlerle de aynı duyguları taşıyan biri. Bu nedenle de Akit onu yazar kadrosuna ilave etmiş, bu da iyi. Ama yılmaz özdil' in okuyacağı atatürk yazıları yazarsa, ki özdil akit olduğu için böyle bir yazıyı girip elbette okumayacaktır. Bizde de karşılık bulmayacak yazılara hiç girmemesi temennilerimle..
  • Yanıtla

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23