• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
Halit Kanak
Halit Kanak
TÜM YAZILARI
23 Ocak 2021

Ridâniye Zaferi ve Hilâfet'in Türklere geçmesi (22 Ocak 1517)

Yavuz Sultân Selim Hân 9 Ocak 1517'de Gazze'nin güneyinde bulunan Deyru'l Belâh'a geldiğinde kendisine Vezir Hüseyin Paşa tarafından kapsamlı bir brifing verildi. 5 Haziran 1516'da Üsküdar'dan hareket edildikten sonra yapılan bütün faaliyetler, savaşlar, fetihler bir bir anlatıldı...

Vezir Hüseyin Paşa'nın son cümlesi "Sultânım, Memlûk İmparatorluğuna ait Asya kıtasındaki bütün topraklar fethedilmiştir. Önümüzdeki Sina Çölü son yerdir. Burayı da hiç bir hükümdar ordusuyla geçememiştir. (M.Ö. 332'de Büyük İskender askerinin bir kısmını denizden bir kısmını sahilden yürüterek geçebilmiş, bir de 400 yıl sonra Kanal Harekâtını yapan Cemal Paşa 11 günde geçecektir.) Mısır'ın Fethinin ancak denizden Afrika'ya asker çıkarmakla mümkün olacağından Asya'daki seferimiz bitmiş bulunmaktadır. Arzederim" olmuştu.

Vezir Hüseyin Paşa'nın sözü biter bitmez hayatı da bitti. Yavuz Selim Hân sahra çadırında bütün ordu komutanlarının önünde derhal boynunu vurdurdu. Bunu gören ve aynı düşüncede olan komutanlardan bir daha ses çıkaran olmadı.

Yavuz kararlıdır Sina geçilecek, Kahire'deki  fitne yuvası dağıtılacaktır. Çünkü Osmanlı Devleti kurulduğu günden itibâren Anadolu üzerinde tehditleri hiç bitmemiş, Çukurova'yı ellerinde tuttukları gibi, yeri gelmiş  Kütahya'ya kadar sarkmışlar, nice vezirler ve beylerbeylerini şehit etmişlerdi. Ayrıca Kahire'de bulunan Abbasi Halifesini, Anadolu Beylikleri ve onların tebâları  üzerinde kafa karıştırıcı şekilde kullanmaya çalışıyorlardı. Gerçi 4 ay, 17 gün önce Mercidâbık'ta Yavuz Memlûk Ordusunu fena şekilde bozmuş Sultân Kansu ölmüş, Halifeyi ve halifeliği himâyesine almış, Halep'te kendi adına hutbe okutmuştu ancak, Sultân Kansu'nun yerine Tumanbay Kahire'de tahta geçmiş, Halife III. Mütevekkil'in selefi ve babası Müstemsik'i halife vekili ilân etmişti.

Bunun için Yavuz, Mercidâbık’ta yarım kalan işi, İslâm Birliğinin tesisi için halifeliğin kesin bir şekilde elde ederek tamamlamaya kararlıydı. Yola çıktı.

Gündüz kuma gömülen ayakkabıları kavuran,  gece sıfır dereceye düşerek donduran bu ısı farkına rağmen ordu; sinek, akrep ve yılanlardan başka canlının yaşamadığı çöle 9 Ocak'ta girmiş ve 11 Ocak'ta son bedevî köyü El-Ariş'e varmıştı. Bundan sonrası daha çetindir. Bazı günler hızlı, bâzen yavaş Sinâ 13 günde geçilmiştir. 

Hele Katıyye - Kantara mevkii arasındaki 50 km'lik yol geçilirken, orada bir sürü mânevî hâller zûhur etmiştir. İşte o arada Yavuz atından inmiş,  kendisine "Sultânım bu şekilde gidemezsiniz ata binmelisiniz" diye uyaranlara "Peygamber Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) önümde yürürken ata binmek bize yakışmaz, sesinizi çıkarmayınız tefekkürle beni takip ediniz" diyerek devam etmiş ve 50 km’lik yolu bir günde geçmiştir.

21 Ocak'ta Kahire'nin kuzey doğusundaki Ridâniye Bölgesine gelindiğinde, önden 6 bin atlı ile giden Sinan Paşa tarafından Kahire ve Memlûk Ordusu hakkında tafsilatlı bir sunum yapıldı.

Buna göre, Memlûk Ordusu kendisini Âdiliye'de karşılamaya hazırdı. 200 sahra topuyla Osmanlı Ordusunu püskürterek yıpratacağını, ardından imha edeceğini planlamıştı. Ancak sahra toplarının hepsi yere çakılarak sabitlenmişti. Sinan Paşa bunu rapor edince Yavuz yeni bir taktik uyguladı.

Âdiliye'de göstermelik üç alay asker bıraktı ve Mukattam Dağını dolaşarak Memlûk Ordusunun arkasına düştü. Kendi icâdı olan yivli ve seyyar topları beraberindeydi. (Avrupa'da yivli top ancak 1868'te yapılabilmiştir.)

Bu durum karşısında Memlûk Sultânı Tumanbay geriye döndü savaş düzeni aldı. Savaş, Kahire'nin banliyösü konumundaki Ridâniye'de yapılacaktı.

Yavuz ordunun merkezinde Yeniçeriler ve Azab'larla birlikteydi. Sağ tarafta Türk atlı tümenleriyle Vezir'i Âzam Sinan Paşa, Anadolu Beylerbeyi Mustafa Paşa, Dulkadır Beylerbeyi Ali Paşa, Pulur Sancak Beyi Ferahşâd Bey ile Lübnan Sancakbeyi olan kardeşi Mehmed Bey bulunuyordu.

Sol kanatta Rumeli Beylerbeyi Küçük Sinan Paşa, Ramazanoğlu Mahmud Bey, Kırım Hânlığından Yavuz'un kayınbiraderleri Mübârek Giray ile kardeşi Saadet Giray (daha sonra 8 yıl Hân'lık yaptı), Anteb'in Memlûk Valisi iken yenilince Antep Sancak Beyi yapılan Yunus Bey bulunuyordu.

22 Ocak sabahı bizzat Sultân Tumanbay, yanında Alanbay ve Kurtbay'ın idare ettiği ağır zırhlı birliklerle hücuma geçti. Doğrudan Yavuz'un olduğu merkeze yüklendi. Hedefinde Yavuz vardı. O'nu imha edebilirse mutlak zafer onun olacaktı. Fakat zırhlı birlikler topçu ateşine dayanamadı püskürtüldüler. 

Diğer taraftan Canberdi Gazâli'de, Filistin Han-Yunus'ta yenildiği Sinan Paşa'yı hedefine koymuştu. Saldırısı şiddetli oldu ve Sinan Paşa'yı şehit etti. Sağ kanat dağılmıştı. Sol kanatta da ise Ramazanoğlu Mahmut Bey, Antep Sancakbeyi Yunus Bey ile Mübârek Giray şehit olmuşlardı.

Yine iş Cihangir Sultân Yavuz'a düştü. Bütün gücüyle atıldı. Müthiş vuruşuyor gözü bir şey görmüyordu. O'nun yiğitçe saldırması bütün askeri galeyana getirdi. Çok geçmeden Memlûk ordusu bozuldu komutanlarının tamamına yakını ile 25 bin Memlûk Askeri savaş meydanında öldü. Tumanbay'ın ordugâhına girilince Yavuz ancak durabildi. 

23 Ocak'ta şehitler için defin işlemleri yapılırken sertliğiyle bilinen Yavuz Selim Hân bile Sinan Paşa, Mübârek Giray ve diğer şehitler için karargâhında ağlıyordu. Ertesi gün 24 Ocak'tı Osmanlı Askeri  Kahire'ye girdi. 

Bu arada; Yavuz'un talimatıyla bin deve yükü  Memlûk hazinesi Halife III. Mütevekkil ve Mercidabık'ta ölen Sultân Kansu'nun oğlu Mehmed Bey'le birlikte İstanbul'a yollandı.

Kahire'de Yavuz'un şehre girişi için son düzenlemeler yapılıyordu. Ancak şehirde acayip huzursuzluk vardı. Tumanbay kolay pes etmek niyetinde değildi. Halkı kışkırtmış, şehirden Osmanlı askerlerini atmak için fırsat kolluyordu.

Ve beklenen oldu 28 Ocak'ta Tumanbay savaş meydanından kaçabilenlerden oluşturduğu 10 bin kişilik bir kuvvetle güneşten önce Kahire'ye girdi ve âni bir baskınla az sayıdaki Osmanlı askerini kılıçtan geçirdi.

Yunus Paşa yeniden Kahire'ye girdi bu büyük şehirde halk sokak sokak, ev ev hatta oda oda çete savaşı verdi. Ancak Tumanbay şehri terkedince ortalık duruldu.

Yavuz Sultân Selim Hân 15 Şubat'ta büyük bir törenle Kahire'ye girdi. Bir süre sonra da Yavuz, 26 Mart'ta Nil'in batısına geçerek takibe çıktı ve 30 Mart'ta Tumanbay yakalandı.

Yavuz Tumanbay'ı, Memlûkların Osmanlı'ya sâdâkatinden dolayı Kahire'de Züveyle Kapısına astığı Şehsûvar Bey'in oğlu Dulkadıroğlu Ali Paşa'ya teslim etti. Ali Paşa aynı kapıda Tumanbay'ı astı ve 16 Nisan'da cenaze töreninde Yavuz âdet olmadığı halde tabutun altına girdi omuz verdi.

19 Mayıs'ta ise Yavuz Selin Hân, İskenderiye'ye gelen donanmayı teftiş için 28 Mayıs'ta Kahire'den ayrıldı, Nil üzerinden İskenderiye'ye geldi. Yanında getirdiği Mısır'ın ileri gelenlerinden Ezher Medresesinin bütün ulemâsını, Halifenin amcaoğulları Ebû Bekir ile Ahmed'i, ayrıca Şâfiî Kadıları dâhil önemli şahsiyetlerinden 1.800 kişiyi donanmayla İstanbul'a gönderip geri döndü.

Temmuz ayına girildiğinde Yavuz hâlâ Kahire'de bulunuyor, o güne kadar Yemen, Sudan elçileri gelip biat ettikleri halde, biat etmeyen Mekke Emiri Şerif II. Berekât'ı bekliyordu. Yoksa o tarafa yönelecekti. Nihayet 6 Temmuz günü Mekke Şerifinin oğlu Ebû Numeyy gelip huzura çıktı. Yanında Mekke - Medine'nin anahtarlarıyla birlikte Kâbe ile Ravza-ı Mutahhara'nın anahtarlarını, Hırka-ı Şerif ve Sancak-ı Şerif'inde içinde bulunduğu kutsal emânetleri ayrı ayrı takdim etti.

Yavuz, Bingazi'den Yemen'e idârî ve askerî teşkilâtı tamamlayarak Suâkin Adası dâhil, bütün Kızıldeniz kıyılarını kendine bağladı. Kızıldeniz Türk gölü haline gelmişti. Sudan'ın Nubya Eyaletine göçebe Türkleri yerleştirdikten sonra dönüşe geçti. (Şu anda Sudan'da yaşayan Brâbre Kabilesi Türklerin çocuklarıdır. Yemen'de zâten Hassa Alayı Selçuklu Türklerinden oluştuğu için oraya sadece Çerkes İskender Paşa'yı ilk Yemen Beylerbeyi atadı. Hicaz Beylerbeyinin merkezi olarak Cidde'yi belirledi. Ancak Mekke ve Medine'de sınırlı sayıda Türk Askeri bulunacaktı.)

7 ay, 23 gün kaldığı Kahire'den 10 Eylül’de ayrıldı. 7 Ekim'de Şâm-ı Şerife geldi. Bir mânevî hâlde burada yaşandı. Muhyiddin Arabî Hazretlerinin ölmeden önce kendisine "Efendim sizi linç ederek ağır yaralayan gözü dönmüş bu gûruh, kabrinizi de yok edeceklerini söylüyorlar buna çok üzülüyoruz" diyen yakınlarına, "merak etmeyin Sin Şın'a girince kabrim ortaya çıkar" diye onları teselli etmişti. Öyle de oldu Sin Şın'a yâni Selim Şam'a girince rüyasında gösterilen çöplüğü kazdırdı kabir ortaya çıktı. Bütün bölgeyi temizletti. Bizim de ziyâret etme imkânı bulduğumuz çok güzel bir türbe ve câmi yaptırdı, 5 Şubat 1518'de duâlarla açtı ve 22 Şubatta İstanbul'a hareket etti.

Ancak Halep'te iki ay kaldı, Antep'e uğradı derken 25 Temmuz'da İstanbul halkının akıl almaz karşılama törenini öğrenince gece yarısı sessizce bindiği kayıkla Topkapı Sarayı'na çıktı.

Önce Ayasofya Camii'nde, sonra da Eyüpsultân Camii'nde yapılan törenlerde III. Mütevekkil Yavuz Sultan Selim Hân'a kılıç kuşatıp hil'at giydirdi.

Sonra Mısır'dan getirilen Ezher Medresesi (Üniversitesi) ulemâsı ve kadılarıyla ortak bir toplantı yapılarak İslâmiyet’in birliği ve dirliği için Halifeliğin Yavuz'a devri kararlaştırıldı. Böylelikle Hz. Abbas'ın (radıyallahu anhûma) 29. kuşak torunu olan III. Mütevekkil'den Osmanlı 9. Hükümdârı Yavuz Sultân Selim Hân'a İslâm Halifeliği geçmiş oldu. Yeryüzünde bölük pörçük dağınık vaziyette onun bunun elinde oyuncak olan İslâm ülkeleri bir hilâfet bayrağı altında birlik olmaları günümüz dünyasında şart oldu.. (Vatikan, dünyayı idâre ederken İslâm düşmanları buna karşı çıkacaktır.)

NOT: Yazdığı eserlerle bizlere tarih şûru veren Yavuz Bahadıroğlu Hocamız'a Cenâb-ı Allah'tan (c.c.) rahmet diliyorum. Mekân-ı Cennet olsun inşaallah..

Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.

Yorumlar

Mutmaine

Allah razı olsun.....çok iyi hazırlanmış bir yazı.....Halifelik niye kaldırıldı herkes çok iyi biliyor ama konuşamıyor......müslümanların bir önderi yok , Halife düşmanlığı yapan ve müslümanım diyen çok....
  • Yanıtla

Hz. Abbas (radıyallahu anhûma)?

... Mesele: Hz. Abdullah ibni Abbas dediğiniz zaman (radıyallahu anhûma) diyebilirsiniz, çünkü burada baba ve oğul iki kişi zikrediliyor. Hz. Abbas dediğinizde ise (radıyallahu anhü) dersiniz, çünkü bir kişi var.
  • Yanıtla

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23

Bip İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23

Bip İhbar Hattı

Yaay İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23