• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
Halit Kanak
Halit Kanak
TÜM YAZILARI
18 Ocak 2020

Ölümün adı "Nargin Adası" ve Azerbaycan kardeşliği

1915 Ocak ayı içerisinde Nargin Adasına getirilen Türk esirler, Şark Cephesinde Ruslara esir düşen Türk Askerleri dışında, binlerce Türk vatandaşı da, "37 yıldır sizi biz yönettik hâlâ Türklerin tarafını tutuyorsunuz" diyen (1877 - 78 Rus Savaşında kaybettiğimiz bâzı Doğu vilayetleri işgâl altındaydı) Ruslar tarafından köyleri yakılarak çoluk çocuk demeden esir alınan doğu vilayetlerimizin yöre insanıydı. (37 yıldır Rus işgâlindeki Ardahan'da sadece 50 köyü yakıp yüzlerce Müslümanı şehit ettiler.)

Subaylar ve askerlerin bir kısmı kaçmasınlar diyerek Çin sınırında bulunan İrkutsk dâhil Sibirya taraflarına gönderilirken, diğerleri hayvan vagonlarında Ermeni Askerleri eşliğinde binlerce sivillerle birlikte Bakü'ye götürülerek Nargın Adasına hapsedildiler.

Nargın Adası 3.100 metre uzunluğunda, 900 metre genişliğinde üzerinde hiçbir ağacın ve suyun olmadığı, her taşının altında zehirli yılanların kol gezdiği açık hava hapishanesiydi.

Yazları kavuran, kışları ayazdan donduran bu ada Hazar Denizinde Bakü'ye 11 km. uzaklıktaydı.

İlk gelenlere verilen içi saman dolu şilteler yetmez oldu. Barakalara sığabilenler kuru tahtaya razı oldular ama dışarıda kalanlar kazılan çukurlara sığındılar. Çünkü, iki bin kişinin barınabileceği adada gün geliyor sayı 7.200'ü buluyordu. Ancak bu sefer de adanın zehirli yılanları rahat bırakmıyor, yüzlerce ölüme sebebiyet veriyordu.

Dibi balçık tutmuş kazanlarda küflü ekmek eşliğinde yemek diye verilenler, sıcak suda haşlanmış çürük lahanalar ya da üzerindeki toprak parçalarıyla kazana atılmış patateslerden ibaretti. 

Deniz kenarındaki tuvaletler o kadar basit yapılmıştı ki gece kullananlar denize düşüyor, fırtınalı kış aylarında ise barakalardaki fıçılar kullanılmak zorunda bırakılıyordu.

Bu şartlarda tam 45 bin esir gelir geçer 4 yılda ölüm adasında. Her geçen gün ölümler artar. Adanın öbür başına açılan çukurlar, şehitlerimizin mezarlarıdır. Ölü sayısı elli kişiyi bulunca kapatılır çukurlar.

Nice sonra can dostlarımız Azerbaycan Türkleri fark ederler esirlerimizi. Ve bütün şehir seferber olurlar bir şeyler yapmak için.

İlk akla gelen denize ekmek dökmek olur, dalgalar adaya götürsün Türk Kardeşlerimiz yesin diye. Sonra acil "Kafkasya Müslüman Talebeleri Komitesi" kuruldu ve " Cemiyet-i Hayriye" ile birlikte uzun uğraşlardan sonra adaya esirleri ziyâret için bir heyet gönderildi.

Görüldü ki, saydıkları 1.200 hasta ve yaralının dışında, salgın hastalıklardan günde yaklaşık 25 - 30 kişi ölüyor.

Heyette yer alan Dr. Neriman Nerimanov Himmet Gazetesinde şöyle dile getirmiştir. "Keşke bir deri bir kemik bedenleri görmeseydim. Keşke, su yemek isteyen sözleri duymasaydım. Keşke, dudakları soğuktan titreyen, yüzleri morarmış, annesiz ve babasız üstelik çıplak çocuklarla konuşmasaydım. Keşke, başları tuğla üzerinde can veren yiğitlerle karşılaşmasaydım. Bin iki yüz insan evladı ölüm sırasında, altı bini ise buna hazırlanıyor."

Bu durum karşısında Bakü artık her şeyi göze almıştır. Yapılan planlarla Kafkasya Müslüman Talebeler Cemiyeti üzerinden esir askerlerimizi üçer beşer adadan kaçırmaya başladılar.

Bunun için adaya erzak, malzeme taşıyan kayıklar kullanılıyordu. Özellikle gece karanlığında yapılan bu kaçırmalar için dönemin Bakü'nün tanınmış zenginleri başta Hacı Zeynel Tagıyev, Ali Merdan, Nagiyev, Ali Asger ve Kuluyov'lar, İsmail Gacirov ve hanımı Seniha Hanım, Sefer Aliyev olmak üzere servetlerini ortaya koymaktan çekinmediler.

Adaya başta gıda ve ilaç olmak üzere kıyafetler yağmaya başlar. Diğer taraftan kaçırılan asker ve subaylar önce Sona Hanımın başında olduğu Cemiyet-i Hayriye binası İsmailiye'de saklanır. İki üç günlük gıda istirahatten sonra Anadolu'ya yollanırdı.

Kaçırılan esirlerden bir tanesi de, pilot olarak savaştığı Kafkas Cephesinde bir Rus uçağını düşürdükten sonra yara alan uçağıyla yere inen ve Rusların eline geçmesin diye uçağını yakan Vecihi Hürkuş'tur.

(Vecihi Hürkuş, adadan yüzerek esaretten kurtulmuş, Azerbaycanlı kardeşlerimizin yardımıyla da iki buçuk ay yürüyerek Tebriz, Süleymaniye, Musul üzerinden Türkiye'ye gelmişti. Sonra 29 yaşında ilk özel uçağını yaptı. Uçağıyla Anadolu'yu neredeyse il il gezdi yetenekli gençler buldu. Açtığı uçuş okullarında onlarca genç yetiştirdi.)

Bakü'de çıkan Saday-ı Kafkas, Ikdam, Son Haber, Açık Söz, Basiret gibi gazetelerde Nargin Adasında Türk Esirlerin durumu yazılmaya başlayınca Ruslar esirlerin uluslararası haklarını hatırladılar ve esirlere haftada bir gün izin vermeye başladılar.

İşte bu durum Bakü Halkını coşturdu. Tatil günü kadın erkek sahilde toplanır Nargin Adasından kayıklarla getirilen Türkler karşılanır, aralarında pay ederek evlere götürülür, ev ortamında yıkanmaları sağlanır, en temiz çamaşır ve kıyafetler giydirilir, haftaya yeni misafirler beklenirdi.

Esir askerler ise muhafızlar eşliğinde şehire getirilirdi. Subay olanlar, otomobillerle ikişer üçer evlere taşınırdı. 

Fırsat bulunca da Bakülü Türkler en güçlü atlarını vererek onların kaçmalarını sağlarlardı. Yakalanmak kurşuna dizilmek olduğunu bile bile.

Nitekim kaçırma olayında isimleri tesbit edilen Sona Hanım ve Ali Asger bir gece evlerinden alınarak kurşuna dizilirler.

Bu sıkıntılı günler içerisinde vatan aşkı zirve yapar ve aldıkları karar neticesinde Mehmet Emin Resulzâde Bağımsız Azerbaycan Cumhuriyetini 28 Mayıs 1918'de, Bakü Rus ve Ermenilerin işgâli altında olduğu için Tiflis'te ilân eder. İlk tanıyan Osmanlı Devleti olur. Fethali Han Hoyski Başkanlığındaki Hükümet ise geçici olarak Gence'de faaliyete başlar.

Bakü'nün ve diğer toprakların Rus ve Ermenilerden temizlenmesi için Türkiye’den yardım istemek için Nağı Şeyhzamanlı Başkanlığındaki heyet İstanbul'a ulaşınca, Başkomutan Vekili Enver Paşa, kardeşi Nuri Paşa'yı kurduğu Kafkas İslâm Orduları'nın başında Azerbaycan'a gönderir.

Nuri Paşa, bütün Kafkasya'yı çiğner. Göyçay, Salyan, Ağsu, Kürdemir'i süpürür Kurt Kapısından Bakü'ye girer.

İşte Nargın Adasında kalan son esirlerimizde bu hârekatla birlikte kurtulur.

Enver Paşa bununla birlikte Sarıkamış'ta yarım bıraktığı işi tamamlamış ve Sarıkamış'ın rövanşını almıştır.

Enver Paşa bununla da kalmamış, Nargın Adasındaki ağır şartları anlatan mektup eline ulaşınca, Türk Dünyası uzmanı, Türkolog Yusuf Akçura'yı bütün masraflarını karşılamak suretiyle bir süre önce elçi olarak bütün Rusya'daki Türk Esirlerinin tesbiti ve durumlarını araştırmak üzere başta İrkutsk olmak üzere, Samara, Kazan, Novgorod, Nijni gibi esir kamplarının olduğu şehirlere göndermişti.

Yusuf Akçura, 13 ay süren çalışma neticesinde esir kamplarında 65 bin askerimizin tesbitini yapmış, yaklaşık 45 bin askerimizin ise yollarda ve kamplarda bakımsızlık ve işkence sonucu şehid olduğunu rapor etmiştir.

Bu rapor sadece Doğu Cephesinde karşılaştığımız tablolardan bir tablodur. Rabbim bir daha bu Asil Milletin fertlerine esâretlik yaşatmasın inşaallah.

Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.

Yorumlar

Veli Dedesoy

Yazar Özkan Karaca'nın yazdığı "Esarette Kalanlar" isimli kitabını okumanızı tavsiye ederim.Esir düşmenin ve esaret hayatının ne olduğunu çok güzel anlatılıyor.
  • Yanıtla

Ünal

Bu yazdığınız rus moskoflarla kankaniz putinin bir bağı yok demi 
  • Yanıtla

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23

Bip İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23

Bip İhbar Hattı