• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
Halit Kanak
Halit Kanak
TÜM YAZILARI
16 Mayıs 2020

ÖLÜM YILDÖNÜMÜNDE SULTÂN VAHİDEDDİN'İ ANLAMAK (16 Mayıs 1926)

Tarihler 28 Nisan 1926'yı gösterirken Suriye'de çok önemli bir gelişme oldu.

Fransa manda idaresi altında ki Suriye'de Fransa Yüksek Komiserliği tarafından Ahmed Nâmi Bey Cumhurbaşkanlığına getirildi.

Ahmed Nâmi Bey Sultân Abdülhamid Hân'ın eski damadı olması sebebiyle çok tanıdık bir isimdi.

Abdülhamid Hân'ın kızı Ayşe Sultân'la 9 Ağustos 1911 tarihinde evlenmiş, Ömer ve Osman adında iki oğlu olmuştu. Ömer Nâmi Bey 1933 yılında, Osman Nâmi Bey 15 Temmuz 2010 yılında vefât ettiler. Abdülhamid Hân hayatta iken doğan son torun Osman Nâmi Bey'in cenâzesi Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan'ında katıldığı törenle İstanbul'da kaldırılmış ve Çemberlitaş'ta dedesi Abdülhamid Hân'ın Türbesinin bahçesine defnedilmişti.

Ahmed Nâmi Bey'in Suriye'de Cumhurbaşkanlığına getirilişi İlâhî bir emrin tecellisiydi. Sürgündeki son Osmanlı Padişahı Sultân Vahideddin'in eceli yakındı ölmeden önce cenâzesi ortada kalmaması için Allah-û Teâlâ öyle murad etmişti.

Beklenen oldu Sultân Vahideddin 16 Mayıs 1926 tarihinde İtalya San Remo'da yokluklar içinde vefât etti.

Bu vefât olayından sadece 18 gün önce 28 Nisan'da göreve getirilen Ahmed Nâmi Bey, kayınpederinin kardeşi Sultân Vahideddin'in cenâzesini ortada bırakmadı. (Türkiye Cumhuriyeti kabûl etmediği gibi, sömürgeleriyle birlikte bünyesinde en fazla müslüman barındıran İngiltere ve işgâl altındaki diğer müslüman devletlerde işgâlcilerinin korkusuyla kabûl etmemişlerdi.)

Önce gemiyle Beyrut'a getirtti, sonra trenle Şâm-ı Şerife naklettirdi. Abdülhamid Hân'ın yaptırmış olduğu mükemmel gar binasında büyük İmparatorlara yapılan protokolle karşıladı. Çok kalabalık bir cenâze namazından sonra II. Selim Hân'ın yaptırmış olduğu Selimiye Camii'nin bahçesine defnettirdi.

Şâm-ı Şerif'te, sabah ziyâretine gideceğim Sultân Vahideddin'in heyecanı sardığı için geceyi geçirdiğim Four Session otelinde uyuyamamış, sabahı zor etmiştim.

Sabah Suriye Türkmenlerinden Abdullah Taha Kardeşim gelipte hadi gidiyoruz deyince heyecanım bir kat daha arttı. Otele çok yakın konumdaki Selimiye Camii'ne gittik Besmele ve Selâmla girdiğimiz bahçede başta Sultân Vahideddin olmak üzere pek çok Şehzâde ve Hanim Sultânları ziyâret ederek okuduğumuz duâlarımızı ecdâdın ruhlarına hediye ettik.

Peki kimdi bu Sultân Vahideddin? Kimilerine göre vatan hâini, kimilerine göre İngiliz İşbirlikçisiydi. Çünkü yıllarca Türkiye'de okutulan tarih kitaplarında vatanı sattı diye yazılmış ve çizilmiş, böylece ecdâdına düşman bir nesil yetiştirilmişti.

Kraldan çok kralcı geçinen Kemalistler, Atatürk'ü bir yerlere taşıma telaşıyla ecdâdı karalama kampanyası başlattılar.

Halbuki, tarihçi Murat Bardakçı'nın "Bir Devlet Operasyonu 19 Mayıs" adlı kitabında belirttiği gibi, geçmişi kötülemeden Osmanlı Devletinin zor şartlar altında isgâldeyken bile nasıl operasyon yaparak Mustafa Kemal'e ülkeyi kurtarma noktasında önünü açtığı, destek olduğu anlatılsaydı, bugün benimde bâzılarını yakınen tanıdığım koca koca insanlar kalkıp Sultân Vahideddine, ecdâdına vatan haini diyemezlerdi.

Dünyada geçmişine düşman olarak yetiştirilmiş başka bir millet bulamazsınız.

Abisi Sultân Mehmed Reşad'ın vefâtıyla 4 Temmuz 1918 tarihinde tahta geçtiğinde 57 yaşını 5 ay geçiyordu.

Bu sırada 1. Dünya Savaşı devam ediyordu. Mustafa Kemal Paşa haberi Avusturya'nın Kaplıcalarıyla ünlü, tatil cenneti Karlovy Very şehrinde Karlsbat Plaza'da aldı. (Sonraları Çekoslovakya sınırları içerisinde kaldı.Bizzat kendisinin kaleme aldığı 30 Haziran - 28 Temmuz 1918 tarihlerini içeren 6 adet defterde hatıralarını yazmıştır.)

Sultân Vahideddin'le 6 ay evvel birlikte Almanya ziyareti yapmışlardı. Filistin Cephesi görevinden 1917 Ekiminde istifâ edince, Enver Paşa geri hizmet olarak Veliaht Şehzâde Vahideddin'in Almanya ziyareti heyetine vermişti. Bunu değerlendirmesi gerekiyordu.

Gerçi Alman ordugâhını ziyâretlerinden sonra Şehzâdeye, Alman Ordusundaki ordu komutanı prensleri göstererek "sizde bir ordu komutanlığı uhdenize alsanız benide kurmay başkanı yapsanız" teklifi, Türk Ordusunda böyle bir gelenek yok diyerek rağbet görmemişti ama şansını denemeliydi. Çünkü Filistin Cephesinden ayrılmasından sonra Enver Paşa kendisine Kıt'a görevi verilmeyeceğini söylemişti.

İstanbul'a geldi Yeni padişah Sultân Vahideddinden randevu aldı. Mâbeyinde beklerken içeriden Enver Paşa çıktı selamlaştılar. Enver Paşa, Mustafa Kemal Paşa'nın görev istemek için geldiğini anlamıştı. Öylede oldu, Mustafa Kemal Paşa Suriye Cephe Komutanlığına atandı.

Filistin-Suriye Cephesinde, üstün ingiliz kuvvetleri karşısında sürekli geri çekilen Ordumuzun daha fazla kırılmaması için istanbul'a da acilen mütareke yapılması gereken telgraflar gönderiliyordu.

Sultân Vahideddin moral olsun, asker dirensin diye Mustafa Kemal Paşa'ya fahri yâverlik nişanı göndermesine rağmen, 7 Ekim 1918'te Mustafa Kemal Paşa'dan âcil mütâreke yapılmasını içeren son telgraf geldi.

Bunun üzerine 30 Ekimde Mondros Mütârekesi imzalandı. Düşman donanması Dolmabahçe önüne demirlemişti.

Mustafa Kemal Paşa, 10 gün sonra İstanbul'a gelince Tevfik Paşa'yı Sadrazamlığa (Başbakanlığa) getirmesini, kendisinede Harbiye Nâzırlığı verilmesini Sultân Vahideddin'ten talep etti. 13 kasımda Ahmet İzzet Paşa istifâ görevden alındı. Yerine Tevfik Paşa getirildi ama Tevfik Paşa Harbiye Nâzırlığınıda uhdesine almıştı.

Fakat Mustafa Kemal Paşa'ya bir kaç ay sonra, daha önemli olan Anadolu'da kurtuluş mücadelesini başlatması görevi verildi. Bunu bizzat Mustafa Kemal Paşa şöyle anlatır; "Yıldız Sarayı’nın ufak bir salonunda Vahideddin’le âdeta diz dize denecek kadar yakın oturduk. Sağında dirseğini dayamış olduğu bir masa ve üstünde bir kitap var. Salonun Boğaziçi’ne doğru açılan penceresinden gördüğümüz manzara şu: Birbirine muvazi (paralel) hatlar üzerinde düşman zırhlıları! Bordalarındaki toplar, sanki Yıldız Sarayı’na doğrulmuş! Manzarayı görmek için, oturduğumuz yerlerden başlarımızı sağa-sola çevirmek kâfi idi.

Vahideddin, hiç unutmayacağım şu sözlerle konuşmaya başladı:

- Paşa, paşa, şimdiye kadar devlete çok hizmet ettin. Bunların hepsi artık bu kitaba girmiştir.

Elini demin bahsettiğim kitabın üstüne bastı ve ilâve etti:

- Tarihe geçmiştir.

O zaman bunun bir tarih kitabı olduğunu anladım. Dikkatle ve sükûnla dinliyordum:

- Bunları unutun, dedi. Asıl şimdi yapacağın hizmet hepsinden mühim olabilir. Paşa, devleti kurtarabilirsin!

...Kendisine basit cevaplar verdim:

- Hakkımdaki teveccüh ve itimada arz-ı teşekkür ederim. Elimden gelen hizmette kusur etmeyeceğime emniyet buyurunuz.

...- Merak buyurmayın efendimiz, dedim. Nokta-i nazar-ı şâhânenizi (görüşünüzü, düşüncenizi) anladım. İrâde-i seniyeniz (emriniz) olursa hemen hareket edeceğim ve bana emir buyurduklarınızı bir an unutmayacağım.

‘Muvaffak ol!’ hitâb-ı şahânesine mazhar olduktan sonra, huzurundan çıktım”.

Sultan Vahideddin bu görevlendirmeyle, görev bölgesinde Mustafa Kemal Paşa’nın emrindeki güçlerden yeri geldiğinde istifadeyi ve yakın bir gelecekte başlayacak olan barış görüşmelerine de arkasında bu gücün varlığını hissettirerek oturmayı planlamaktadır.

Mustafa Kemal Paşa ve arkadaşlarının İstanbul'dan çıkması için İngiliz İşgal Komutanlığı'ndan alınan vizeler oluşturuldu. Murat Bardakçı bu vizelerin alınmasının bir zorunluluk olduğunu, İstanbul Boğazı'ndan geçerek İngiliz Donanması kontrolü altında bulunan Karadeniz'e çıkacak olan deniz vasıtalarının vizesiz olarak seyriseferine izin verilmediğini bunun için vize alındığını anlatır.

İngilizlerden alınan vizelere göre vapurda 79 yolcu, altı at ve bir otomobil bulunmaktadır.

Vapurda Mustafa Kemal ve heyeti 23 kişi, Üçüncü Ordu Kumandanı Refet Bele ile astsubay ve erler 27 kişi, vapur mürettebatı 24 kişi ve beş de sivil bulunmaktadır.

Mustafa Kemal ve arkadaşlarını taşıyan, 1878'de inşa edilen ilk adı Trocadero olan ve 1910'da "Osmanlı Seyrisefain İdaresi" tarafından alındıktan sonra Bandırma adını alan pusulası olan, dümenide gayet sağlam olan vapurdu. 19 Mayıs seferinden sonra eski vazifesi olan posta hizmetine geri dönen Bandırma Vapuru, sonraki yıllarda motoru arıza yapınca ve tamirinin çok pahalıya mal olacağı anlaşılınca Haliç'te hurdacılık yapan İlhami Bey tarafından satın alındı ve birkaç ay içerisinde parçaladı.

19 Mayısta Samsuna çıkan Mustafa Kemal Paşa, milli mücâdele bitene kadar İstanbul'la koordineli çalışmıştır. İstanbul'da meclis işgâlciler tarafından dağıtılınca oradan kaçabilen milletvekilleriyle yeni meclis TBMM 37 gün sonra Ankara'da açılmıştı.

Milli Mücadele sonrası 1 Kasım 1922'de saltanat kaldırılınca, 4 kasımda İstanbul Hükümeti istifâ etti.

13 Kasımda, işgâl kuvvetleri komutanı general Charles Harington Sultân Vahideddin'in can güvenliğini sağlayamayacaklarını, yazılı müracaat yaparsa kendilerini yurtdışına götürebileceklerini yâveri Fahir Beye iletince Sultân Vahideddin ayrılmasının devlet-i ebed müddet açısından faydalı olacağını düşünerek, oğlu Mehmed Ertuğrul ve yakın mahiyetiyle 17 Kasım Cuma günü İstanbuldan ayrıldı.

O gün halife sıfatıyla cuma Selâmlığına katılmayınca halk gerçeği anladı. Ertesi gün yerine Abdülmecid Efendi TBMM'de ki oylamada halife seçildi.

İngilizler, işgâlden sonra Bekirağa Bölüğüne kapattıkları pek çok Paşa'yı, milletvekillerini sürgüne götürdükleri Malta açık cezaevine son olarak Sultân Vahideddini götürdüler.

İngiliz İşbirlikçisiydi olsa herhalde hayatının sonuna kadar müreffeh bir hayat süreceği
İngiltereye giderdi.

Sultan Mehmet Vahideddin Hân 16 Mayıs 1926 günü San Remo’da vefat ettiğinde, Mustafa Kemal Paşa Adana’dadır. Türkiye’nin Roma Büyükelçisi Suat Bey’in “Sultan Vahideddin’in vefât ettiği şimdi haber alınmıştır” şeklinde yazan telgrafı kendisine verilir.

Hamdullah Suphi Tanrıöver’in anlattığına göre, Paşa haberi işitince; “ Allah rahmet eylesin. Bir tarih kapandı.Kim isterdiki böyle olmasını. Çok namuslu bir adam öldü. İsteseydi Topkapı Sarayının bütün hazinesi götürür ve öyle bir ordu kurup geri dönerdi ki.." demiştir.

Ruhu şâd olsun..

Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.

Yorumlar

Cumhur

Bize ne..
  • Yanıtla

Hüseyin Karakahya

Mazlum ve kati Şehid Halifemizdir. Bir cihetten Hz. Osman’a benzer. Kim bu zata hain derse o adamın kati cenaze namazı kılınmaz. O adam melundur. Elbette yakın bir zamanda O zatı muhteremin halefi gelecek ve gereğini yapacaktır. Özat’ı muhtereme sahib çıkmayanlar utansın. 600 kusur yıl bu millete başlık yapmış bir aileyi bir gecede sürgüne gönderircesine kovulması elbette unutulacak değildir. Birde şüheda Hz. Hüseyin’e bir batında benzer. Kahpe Iraklıların çağırdıkları halde elleriyle şehid edip birde ah vah etmeleri gibi. Gerçi onlar, Allah bizi af etmeyecek diye kendilerini dövmekteler. Böylelerini Allah cehennemden çıkarmasın. Çok acı bir olay. Ama gerçekten çok acı bir olay. İçim yanıyor. Allah zalimleri Cehennemle müjdelesin. Aminnnnnnn. Vesselam.
  • Yanıtla

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23

Bip İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23

Bip İhbar Hattı

Yaay İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23