Kıbrıs'ın Fethi (1 Ağustos 1571) ve Barış Harekâtı (20 Temmuz 1974)

21 Temmuz 2019 Pazar

Dîvân, Sultân II. Selim Hân'dan "Fermânımdır Kıbrıs fethedilsin" emrini aldığında bu kararın altında Şeyhülislâm Ebussuud Efendi'nin meşhur fetvâsının olduğunu biliyordu.

Ebussuud Efendi Kıbrıs Seferinin meşruluğu hakkında fetvâsını verirken, 3. Haçlı seferinde Aslan Yürekli Richard tarafından Bizanslılardan alınmadan önce Emevîler ve Abbasîler devrinde yüzyıllarca İslâm toprağı olduğunu vurgulamış, gerekçe olarak da hâlen Venediklilerin elinde olan adanın korsanlık faaliyetlerinde bulunduğunu, son olarak içinde Mısır Defterdârı’nın da bulunduğu geminin Venedikliler tarafından zaptedilmesini göstermiştir.

Dîvân önce sulh yoluyla adanın devrini istemek üzere Selim Hân'ın yaverlerinden Kubad Çavuş ile Divân-ı Hümayun'un ikinci tercümanı Mahmud Ağa'yı Venedik'e yolladı.

Venedik Senato'su bu teklifi reddetti. Bunun üzerine Piyâle Paşa'nın emrindeki Türk Gizli Teşkilâtı, Avrupa'nın en büyük tersanesi olan Venedik Tersânesinin barut deposunu havaya uçurmuş çıkan büyük yangın limandaki gemilere sirâyet etmişti.

Buna rağmen Venedik, Avrupa'dan aldığı yardımlarla oluşturduğu 204 parçalık Hristiyan Donanmasını alelacele Kıbrıs sularına sokmuş ve savunmaya geçmişti.

Tarihler 1570 yılının 15 Mayısını gösterdiğinde Türk Ordusunu taşıyan donanma Kaptân-ı Deryâ Ali Paşa komutasında İstanbul'dan hareket etti. Donanma 400 gemiden ibaretti ve şimdiye kadar Akdeniz böyle bir donanma görmemişti. Kaptân-ı Deryâ Ali Paşa, yine denizci olan 3. Vezir Piyâle Paşa'nın emrine verilmişti. Serdâr-ı Ekrem olarak 6. Vezir Lâlâ Mustafa Paşa ordunun başında idi. (3. Vezir Piyâle Paşa, 6 Vezir Lâlâ Mustafa Paşa'nın emrinde olmasını dert edinmemiş, son derece uyum içerisinde görev yapmıştır.)

Barbaros Hayrettin Paşa'nın Türbesi önünden duâlarla ayrılan donanmaya Sultân II. Selim Hân Yedikule açıklarına kadar eşlik etmişti.

1 Temmuz 1570' de Limasol limanına asker çıkartmaya başlanan fetih hareketi, tam 13 ay sonra çok çetin muhasaraların ardından Magosa'nın düşmesiyle 1 Ağustos 1571'de tamamlanmıştır.

1 Ağustos 1571 yılında Sultân II. Selim Hân tarafından fethedilen Kıbrıs, 4 Haziran 1878'e kadar Türk toprağı ve Türk beldesi olarak kaldıktan sonra bu tarihte İngiltere tarafından tek bir mermi atılmadan gasp edilmiştir.

 9 ay 7 gün süren 1877-78 Osmanlı Rus savaşını bitiren ateşkes antlaşması 31 Ocak 1878'de Edirne'de imzalanmış ve bu antlaşmayla Ruslar elini kolunu sallayarak Yeşilköy'e gelip yerleşmişlerdi. (Ateşkes antlaşması olmasa Ruslar İstanbul'a gelemezlerdi. Çünkü son derece savunma tedbirleri alınmıştı. Ruslar ise çok zayiat verdikleri gibi savaşacak güçleri kalmamıştı.)

Barış görüşmeleri 3 Mart 1878 Ayastafanos Antlaşmasıyla noktalandı. 29 maddelik bu antlaşma gerçekten çok ağırdı. Buna göre Makedonya, Bulgaristan, Batı Trakya, Dobruca, Kırklareli, Batum, Kars, Ardahan, Doğu Bayazıt elimizden çıktığı gibi, Ruslar en yeni 6 zırhlı savaş gemisini dahi istemişlerdi.

Sultân II. Abdülhamid Hân diplomatik dehâsıyla bu antlaşmaların hiçbirine uymadı. Ruslar antlaşmaları yerine getirmeyen Türklere karşı çok ezilmiş ordusuyla yeni bir savaşı göze alamadı ve 4 ay 11 gün sonra Berlin'de yeni bir antlaşma için masaya oturmak zorunda kaldı.

İşte bu Berlin görüşmeleri başlamadan önce 4 Haziranda İstanbul'da İngiltere ile bir antlaşma imzalandı. Buna göre Kıbrıs hukuken Sultân'a ve Türkiye'ye bağlı olmakla birlikte, geçici olarak bütün idâresi İngiltere'ye bırakılıyordu. Bunun karşılığında ise İngiltere, Berlin görüşmelerinde Türkiye'nin yanında yer alma sözünü veriyor, ayrıca Rusya doğuda işgâl ettiği Kars, Ardahan, Batum'dan çekilince o da Kıbrıs'ı iâde edecekti.

Böylece İngiltere Kıbrıs'a dolayısıyla Doğu Akdeniz'e adımını sağlam bir şekilde atmış oldu. Rumlardan daha fazla olan Türk nüfus yönetimin el değiştirmesiyle Anadolu'ya göçmeye başladılar.

Ruslar 1918 yılında Brst-Litovsk Antlaşmasıyla Batum, Kars ve Ardahan'ı boşalttığı halde, İngiltere sürekli yaptığı şeyi tekrarlamış ve sözünü yiyerek Kıbrıs'a el koymuştur.

Lozan'da ise imzaladığımız antlaşmanın 20. maddesiyle hiçbir talep ve teklifimiz olmadan Kıbrıs'ı İngiltere'ye terk ettik. ("Türkiye, Britanya hükümeti tarafından Kıbrıs'ın 5 Teşrinisâni 1914'te (5 Kasım 1914) ilân olunan ilhakını tanıdığını beyan eder.)

1950'lere gelindiğinde ise adadaki Rumlar adayı tamamen Yunanistan'a bağlamak amacıyla örgütlenip İngiliz unsurlarına ve Türklere karşı saldırıya geçince önce yerel önlemler alınmaya çalışılmış, (Türk Mukavemet Teşkilâtı 1 Ağustos 1958' de bu dönemde kurulmuştur) yeterli olmayınca Şubat 1959'da İngiltere, Yunanistan ve Türkiye arasında garantörlük anlaşması imzalanmıştı.

Fakat bu da Rumların saldırganlığını önlememiş 15 yıl boyunca onlarca Türk Köyü basılarak binlerce Türk şehid edilmişti. Bu da yetmemiş Yunanistan'da darbeyle yönetimi ele geçiren askerler 15 Temmuz 1974' te Kıbrıs'ta da darbe yaparak hükümeti yıkmışlar ve Türk varlığını adadan temizlemeye başlamışlardı.

Türkiye bu duruma daha fazla seyirci kalmadı. Garantörlük hakkını kullanarak 20 Temmuz 1974'te Kıbrıs'a asker çıkartarak hem Kıbrıs'taki, hem de Yunanistan'daki darbecilerin yönetimlerden uzaklaştırılmasını sağlamış, akabinde kurulan KKTC ile de adadaki Türkler rahat bir nefes almıştı.

Fakat Türkiye açısından zorlu mücâdele o tarihten sonrada bitmemiş, günümüzde de Kıbrıs etrafındaki yeraltı kaynaklarının keşfi ve paylaşımı noktasında değişik bir hâl alarak devam etmektedir.

Doğu Akdeniz’de hâlen tesbiti yapılmış olanlarla, bulunmayı bekleyen gaz kaynaklarının kıyıdaş ülkeler arasında paylaşılması beklenirken, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi Akdeniz'de en uzun kıyı şeridi olan Türkiye'yi ve KKTC'yi yok sayarak abilerinin talimatıyla Münhasır Ekonomik Bölgeler oluşturarak; 2003'te Mısır'la, 2007'de Lübnan'la, 2010'da İsrail'le anlaşmalar imzalayarak tehlikeli işler yapmaya çalışmakta, güyâ Rumları destekleme adına da başka ülkelerde bölgede boy göstermeye başlamaktadırlar.

Rumlar, Münhasır Ekonomik Bölge ilân ettikleri sözde 13 parseli arama ve sondaj yapılması için bölgeyi tek taraflı olarak çok uluslu şirketlere açarak olayı germişlerdir. Zaten bu 13 parselden 2, 3, 8, 9, 12 ve 13 nolu parseller Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin hak ettiği alanlarla; 1, 4, 5, 6, 7 nolu parseller ise Türkiye'nin kıta sahanlığıyla çakışmaktadır.

Bu durumda hangi ülke ne yapıyor bakalım:

İSRAİL: Doğu Akdeniz’de sınırı var. Amerikalı Noble Energy şirketiyle, kendi şirketleri Delek ve Avner'i ortak yaptı. 2010 yılında İsrail açıklarında yaklaşık 800 milyar metreküp gaz buldular. Aynı konsorsiyum Kıbrıs'ta sözde 12. parselde bulunuyorlar. İsrail, Akdeniz'in altından boruyla Yunanistan üzerinden gaz ihracı yapmak istiyor.

LÜBNAN: 2007'de Rumlarla sınırlandırma anlaşması yaparak KKTC'yi yok sayan gayr-ı hukukî girişime destek veriyor. Zaten 2003 yılında da karasularını 12 mile çıkardığını duyurmuş, 2018'de ise Fransız Total, Rus Novatek ve İtalyan ENİ şirketlerinden oluşan konsorsiyuma arama izni vermiştir. Ancak İsrail'le deniz sahasında 11 km.'lik çakışma olunca, İsrail bu konsorsiyuma verilen izinleri tanımadığını açıkladı.

ABD: Sözde Münhasır Ekonomik Bölgede bulunan Afrodit sahasında 130 milyar metreküp sahası keşfettiğini açıklamış, fakat aynı bölge KKTC'nin Türkiye Petrollerine arama ruhsatı verdiği bölgelerle kesiştiği için Türkiye haklı olarak karşı çıkıyor.

İTALYA: İtalya şirketi ENİ de Calypso sahasında yaptığı aramalarda yaklaşık 200 milyar metreküp doğal gaz sahası bulduğunu açıkladı Türkiye, Güney Kıbrıs Rum Kesiminin verdiği tek taraflı ruhsatı haklı olarak tanımıyor.

MISIR: Doğu Akdeniz’de gaz arama çalışmaları yapan bir diğer ülke olan Mısır, Akdeniz kıyısındaki doğal gaz sıvılaştırılma tesisine sahip. İsrail ve Rumlar boru hatlarıyla bu tesisler üzerinden ihraç etmek istiyorlar.

GKRY: Rumlar, KKTC'yi yok sayarak bir oldubitti ile bölgede bulunan doğal zenginliklere Avrupa Birliği'nin yardımıyla konmak istiyorlar. Ayrıca pek çok, çok uluslu şirketlere tek taraflı ruhsat vererek Türkiye ile bâzı devletleri karşı karşıya getirmek ve bulanık suda balık avlamak peşindeler.

Bunların dışında, Ftansız Total, İngiliz BP, Katar Petroleum, Güney Kore'nin Korea Gas Corporation şirketi de çalışmalarını sürdürüyor. Ayrıca bir takım sahalardan hisse satın alan, Rus Rosneft, Birleşik Arap Emirlikleri yatırım fonu Mübadele'de bölgede etkili olmaya çalışıyorlar.

TÜRKİYE: Türkiye ise garantörlük haklarını kullanarak Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin ve kendi haklarını korumak için çok yönlü çalışmalarını yürütmektedir.

Bu çalışmalar yeri geliyor, Türkiye'yi Akdeniz’de kuşatmak ve Kıbrıs'la bağını koparmak isteyenlerle, kendisinin hakkı olan enerji kaynaklarını gasp etmeye çalışanlara karşı sertleşiyor.

Doğu Akdeniz’in sahip olduğu enerji kaynakları hakça paylaşılmadığı sürece, bu mücadele Türkiye tarafından verilecektir.

Bunun için, Barbaros Hayreddin Paşa sismik araştırma, Yavuz ve Fatih sondaj gemileriyle, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Devletinin vermiş olduğu ruhsatla, tespit edilen A, B, C, D, E, F ve G bölgelerinde arama ve sondaj çalışmalarına Türk Silahlı Kuvvetlerine ait deniz ve hava muharip güçleri de refakat etmektedir.

Kıbrıs, bizler için önemli bir toprak parçasıdır. Dolayısıyla uluslararası hukuktan kaynaklanan haklarımızı savunmak adına hiç bir fedâkarlıktan kaçınmamamız gerektiğini dosta ve düşmana göstermeye devam etmeliyiz.

Günün Özeti

YORUM YAZ

  • tabii, olaylar ancak bu kadat çarpıtllabilirtabii, olaylar ancak bu kadat çarpıtllabilir29 gün önce
    1924' ü müteakiptir; topraklarımıza hızla abazanlar için gnlevler, akşamcılar için şaraphaneler ve rakıistanlar kazandırılmıştır; yalan değil..
  • Olaylar ancak bu kadar carpitilir Olaylar ancak bu kadar carpitilir 1 ay önce
    Kıbrıs'ı kaybeden 2.abdulhamittir ne kadar yazılarda eğip bukseniz de Osmanlı toprağının yaklaşık yarisi çok ovdugunuz padişah zamanında kaybedilmiştir nokta . Kahraman arıyorsaniz Fatih Sultan mehmede yavuz sultan selime Atatürk'e gazı Osman paşaya ve daha nicelerine bakabilirsiniz
  • Allah hidayet nasib etsinAllah hidayet nasib etsin1 ay önce
    Kıbrıs hz. Osman zamanında fethedilmiştir. Ardından hz. Muaviye tarafından yeniden kontrol altına alınmıştır. Kanuniye kadar bu bir kaç kez böyle yinelenmiş fakat Kıbrıs' ın inatçı hristiyan halkı topyekün İslama girmemiş olduğından hep problemli olmuştur. Kanuniden sonra ll. Selim zamanında yeniden zabtedilmiştir. Şu an Kuzey Kıbrısta varolduğu sanılan müslümanların kahir ekseri; abdestsiz, namazsız, oruçsuz, cumasız, itoğlu itin tekidirler.
  • takiitakii1 ay önce
    Bir zamanlar annan planını kabul eden kimlerdi etmeyen kimlerdi
  • EmeklEmekl1 ay önce
    Selim zamanında bu kaynaklar bilinmiyordu ancak Kıbrıs şaraplarıyla ünlü bir ada idi dönüp dolaşıp her şeyi lozana bağlıyorsunuzOsmanlı 3milyon m2 toprağı kaybettiğinde lozan yoktu MKemal ise yoktu doğmamıştı 3milyon m2 toprağın kaybedilen bir kısmında ise çocuktu eğer birilerini lozanla suçlamak istiyorsak tarihin derinliklerinde yüzmek gerek lozana hangi sebepler şartlar altında geldik eğer hanedanın gibi düşünüp Sevr kabul etseydik bugün kimler suçlanacaktı
  • MuzafferMuzaffer1 ay önce
    Çok zor diye bişey yok kardeş, savaş bizim düğünümüzdür. Çok olmaları düğünü uzatır. Yeter ki siyasilerimiz Erbakan dirayetinde olsunlar. Dünyayı yakar külünde boğarız bu şerefsiz kan emicileri Allah ın izniyle. Eğer o hatayı yaparsalar, kimse gelmesin londradan telavivden, washıngtondan, paristen,, berlinden, romadan Türkiye ye savaşmaya; gül muhammed ve molla ahmedim gibi her biri bulunduğu yerde bomba olsun patlasın küfrün üzerine. Görelim bakalım Türk mü yaman, bu piçlermi yaman.
  • Çok zorÇok zor1 ay önce
    Bire karşı bin! Yine işimiz çok zor. Allah yardımcımız olsun.

Günün Özeti