• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
Halit Kanak
Halit Kanak
TÜM YAZILARI
02 Kasım 2019

Kadim Türk şehri Halep

Halep Kalesi yakınlarında Deli Hüsrev Paşa'nın 1545'te yaptırdığı Hüsreviye Câmii'nde akşam namazını kılmıştım ki omzuma bir el dokundu.

Yavaşça döndüm. Elin sahibi Ahmed isminde bir Türkmen idi. "Benimle gel" dedi. İçerde arkadaşım olduğunu söyleyince, eliyle Yavuz Özgün abiyi gösterdi "arkadaşın bumu", evet deyince hep birlikte yola koyulduk.

Esnafın tamamen çekilerek büyük bir ıssızlığa bürünen eski Halep Çarşısının taş döşeli dar sokaklarında ilerliyoruz. Bir ara Yavuz abi "nereye gidiyoruz biliyormusun?" diye sordu.

"Tanıdığı bir âlim zât varmış onu ziyârete gidiyormuşuz" dedim.

Dar ve karanlık sokaklardan bir müddet daha gittikten sonra isminin Kerimiye Dergâh Camii olduğunu öğrendiğimcaminin bahçesinden içeri girdik. Ahmed "bekleyin" dedi. Döndüğünde, bahsettiği âlimin yanında doktorların ziyârette olduğunu söyleyerek biraz bekleyeceğiz ama bu arada gelin ayak suyu içelim dedi.

Şaşırdık, gerçekten ayak suyumu içecektik. Şaşkınlığımızı gizleyerek Yavuz abiyle beraber Ahmed'in peşinden camiye girdik.

Ahmed bizi direkt mihraba doğru götürdü ve ucunda küçük bir musluk takılı içinde su bulunan cam fânusu göstererek "Besmele ile için" dedi.

Cam fânusa yaklaştım birde ne göreyim. Fânusun içinde mihrabın hemen yanıbaşında Kıble duvarına monte edilmiş Peygamber Efendimiz'in (s.a.v.) mübârek ayak izi.

Mübârek ayak izlerinin hemen üstünden sızan bir su bütün ayak kalıbının tamamını yalayarak geçiyor ve fânusun içine birikiyor.

İşte o biriken suyuda insanlar, zincire bağlanmış metal bir taslafânusun ucundaki musluktan doldurup içiyorlar bunada ayak suyu diyorlar. 

Önümdeki iki kişiden sonra sıra bana gelmişti. Metal tası aldım, musluğa doğru uzattım diğer elimle tam musluğu açacakken bir el kolumu yakaladı "lâ lâ" diye bağırarak müdahale etti.

Birden durdum. Acaba bir âdâpsızlıkmı yaptım diyordumki, koluma yapışarak beni engelleyen yaşlı amca Arapça birşeyler söyleyerek yanımdan hızla uzaklaştı.

Ne diyor demeye kalmadan Ahmed anlatmaya başladı. Amca demişki; "Sen Türk'sün musluktan içemezsin. Buranın sahibi sizsiniz onun için içeriden göze'den içeceksin bekle fânusu açacağım."

Hızla anahtarı almaya gitmiş ve oranın görevlisiymiş. Elinde küçük bir anahtarla döndü cam fânusun kilitli küçük penceresini açtı.(Eski hâli öyleydi sonradan düz camlarla kapatmışlar.) Elimdeki tası pencereden içeri uzattım suya daldırıp içtim. 

Ahmed'in mihmandârlığı ve tercümanlığı sâyesinde Âlim mübârek zât-ı da ziyaret ettikten sonra huzurla döndük.

Bölgenin yerlilerinin dahi bizi o diyârların gerçek sahibi gördükleri Halep'e gitmek için;

Kilis Öncüpınar sınır kapısından direkt aşağıya inerseniz 66 km sonra Halep'e ulaşırsınız. Halep'ten düz batıya giderseniz 63 km. sonra Cilvegözü sınır kapısını geçip Reyhanlı’ya varırsınız. Yayladağı ilçemiz ise Halep'ten daha güneyde kalır çünkü Reyhanlı’ya 86 km. mesafededir. (Halep daha içeride Anadolu’nun parçası görümündedir.)

Bütün bunları niye yazıyoruz. 1055'lerden sonra yoğun bir Türkmen iskânı yaşayan Halep'in kadim Türk şehri olduğunu anlatmak için. Evet, asırlardır Türk hâkimiyetinde kalmış, 26 Ağustos 1516 yılından itibâren Osmanlı sınırlarına dâhil olmuş Halep, Suriye'de olaylar başladıktan bir müddet sonra, rejim askerlerince kuşatma altına alınarak göçlere ve saldırılara maruz bırakılmış. Âdetâ bir şehir olmaktan çıkarak harabeye dönmüş, şimdi ise Rus vahşetinin kurbanları yaşıyor.(On binlercesi toprak altında.)

Halep'in, Rus hava saldırıları sonucu yaşadığı yıkım yüzde sekseni geçmiştir.

Sadece Rusya mı, İran ve ABD de Halep üzerinde aynıyıkımaortaklar. Amaç ne? Kargaşa ortamından yararlanarak Sünni Müslümanları acımasızca imha etmek.

Sadece insanları değil, bilinçli olarak medeniyetimizide imha ettiler. İzlerimizi sildiler. Halep'teki eserlerin yüzde yetmişi Osmanlı eseriydi. 

Eşi benzeri olmayan sokaklarının uzunluğu 12 km.'yi bulan Kapalıçarşı’yıyerle bir ettiler. Zekeriya Aleyhisselam'ın medfun olduğu Emeviye Câmii'ni kısmen tahrip ettikleri gibi, camiye Selçukluların yaptığı minareyi yıktılar. 

Yetmedi Deli Hüsrev Paşa'nın Mimar Sinan'a yaptırdığı Hüsreviye Câmii'ni (yukarıda bahsetmiştim) ise bir vahşet örneği sergileyerek bütün temeline dinamit döşemek sûretiyle parçaladılar.

Bütün bunları yaparken bir hesapları vardı. O hesap, son cereyan eden olaylar karşısında sahaya inen Türk askeri, İdlib’in kuzeydoğusunda, Afrin'in güneydoğusunda kalan Halep'e uğrarda burası zâten misâk-ı milli sınırlarımız içerisinde derse telaşıyla ortaya konan hesaptı.

Daha önceleri her iki sınır kapısını kullanarak defalarca gittiğim, daha sonra THY'nin açtığı hatla havayolu ile yine birkaç kez ziyâret ettiğim Halep artık ölü bir şehir.

402 yıl Osmanlı Devleti sınırları içerisinde kaldıktan sonra 23 Ekim 1918'de elimizden çıkan Halep'in, kurtarılması için kurulan Kuvva'yı Milliye teşkilâtı Anadolu’daki kadar karşılık bulmuştur.

Anadolu'da kurulan Kuvva'yı Milliye Teşkilatı benzeri teşkilatlar aynı tarihlerde hayata geçirildi. "Suriye - Filistin Müdafaa-i Kuvvâ'yı Osmaniye Heyeti" adı verilen teşkilât ise kısa zamanda Halep'in dışında Şam, Beyrut, Hama ve Humus'ta yaygınlaştı. 

Yine Halep merkezli İstikbal gizli cemiyeti kurulduğu gibi, Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti’ninmerkezide Halep'ti.

Kadim Türk Şehri Haleb'i kendisine merkez edinmiş Vatan Kurtuluş Cemiyeti de milli bir kuruluş idi. Bunun yanısıra yine Halep'te faaliyet gösterenve Büyük Millet Meclisine bağlı olarak çalışan "Milli Halep Partisi" vardı ki, Halep merkezli"Milli İsyan Partisi" ile birlikte çalışıyordu. 

Faaliyet amaçları Haleb'in, Anadolu'nun bir devamı olduğunu dosta düşmana göstermek ve Türkiye’den kopmamaktı.

8 Mart 1920'de Eşraf Kongresi'nde taç giyerek krallığını ilân eden Faysal, Fransızların söz verdiği halde Sykes-Picout anlaşmasıyla Suriye'yi işgâl etmesi karşısında şaşkına dönmüştür.

Arap Hükümet üyeleri ise yukarıda bahsettiğimiz cemiyetlere birer ikişer üye olmuş bir şekilde direnişe başlamışlardı.

Bunlardan bâzıları şunlardı. Savunma Bakanı Abdülhamid Paşa, Eğitim Bakanı Haşim Bey, Adalet Bakanı Celâl Bey ve onlarca üst düzey resmi görevliler. Bunlar, Mardin'de bulunan Nihat Paşa ile sürekli irtibat halinde idiler vemücâdeleleri 1938'lere kadar sürmüştür.

Zayıflayan direnişi güçlendirmek ve Hatay'ın Türkiye'ye yeniden kazandırılması için Fransızlara karşı faaliyet yapmak üzereasker kökenli, dini konulara hâkim Halil İbrahim Bey sivil olarak bölgeye gönderilmiştir.

Halep ve köylerinde faaliyet gösteren Halil İbrahim Bey kısa zamanda etrafına binlerce mürit (müridan hareketi) toplamayı başarmış, ancak bölgedeki çoğu aşiret ağaları Fransızları desteklediği için çatışmalar yaşanmıştır.

Çatışmalar şiddetlenince Fransız ordusu aşiret milisleriyle birlikte 1938 mart nisan aylarında müridan hareketine karşı taarruza geçmiş, çarpışarak geri çekilen Halil İbrahim Bey komutasındaki müritler, sınırda konuşlanmış Türk Birliklerinin ateş desteğiyle sınırı geçerek Türkiye’ye girmeyi başarmışlardır. 

Bu olaylar neticesinde pişman olan aşiret ağaları biz dindaşlarımızın yanında yer alsaydık Hatay gibi Halep'te Türkiye'ye geçerdi itirafında bulunmuşlardır.(Şimdi hatalarını telafi edebilirler.)

Sultân Alparslan'ın emriyle Anadolu'yu baştan sona fethederek Anadolu Fâtihi unvanını kazanan, ancak Melikşah'ın kardeşi Tutuş'tan almak isterken kaybettiği ve hayatına mâl olan Halep.

1260'da Hülâgü'nün, 1400 yılında Timur'un yıktığı Halep.

1548'de Venediklilerin, 1557'de Fransızların, 1586'da İngilizlerin, 1925'te kaybettikten sonra bizim ilk konsolosluk açtığımız Halep.

Yavuz Sultân Selim Hân'ın cuma namazında hutbe okuyan imama "Mekke Medine’nin Hâkimi değil Hâdimi" (hizmetçisi) diyerek müdahale ettiği Halep.

Kanunî Sultân Süleyman'ın evladı Şehzâde Mustafa'nın acısını dindirmek için oğlu Bayezid ile iki yıl boyu İstanbul'a dönmeyip avlanarak avunduğu Halep.

1924 tarihinde TBMM'nin yayınladığı yeni yıl takviminde misâk-ı millî sınırlarında gösterilen Halep, umudumuz odur ki, inşaallah aslına dönerek yeniden Anadolu'nun bir vilâyeti olaraközlediği günlere dönecektir.

Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.

Yorumlar

SÜER

Sevgili yazarımız çok açık anlaşılir ve arada ki anekdotlarla Kardeş Halebimizin tarihini yazmış.Anlamayanlara duyrulur..Neymiş Halep bir Yozgat bir Trabzon bir Konyaymış..Satanlar utansın..
  • Yanıtla

Abdulhamit Aydin

İnşaAllah yazinin nihayetinde yazarimizin belirttigi gobi Halep sınırlarimiz dahilinde tatihe en kisa vakit geçer
  • Yanıtla

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23