• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
Halit Kanak
Halit Kanak
TÜM YAZILARI

İspanya Kralı I. Carlos’un Cezayir’de Hasan Reis tarafından bozguna uğratılması (24 Ekim 1541)

23 Ekim 2021


Halit Kanak İletişim:

İspanya Kralı Charles Quint (I. Carlos-V. Şarlken-Kutsal Roma Cermen İmparatoru), deniz korsanı olarak gördüğü Barbaros Kardeşler tarafından Cezayir’in yutulduğunu hazmedemiyor, Cezayir’de elinde bulunan garnizonların ardı ardına yenilerek şehirleri bir bir kaybettiği yetmiyormuş gibi, gönderdiği güçlü donanmaların ve orduların nasıl hüsrâna uğradığını, savaş artığı olanların bile topraklarına zar zor gelebildiğini çaresizlik içerisinde izliyordu.

Cezayir genel valisinin Türklerle başa çıkamayacağını anlamış, üstelik birde Barbaros’un bütün İspanya’yı heyecana boğan Valansiya Limanını basması bardağı taşırmıştı. Charles Quint, Cezayir meselesini bizzat eline almaya karar verdi. Ancak bu mücadele beklediği gibi bitmeyecekti. Bitmedi de.

Papa ile birlikte kurduğu dünyanın en büyük donanmasının Preveze’de uğradığı bozgunun ardından üç yıl geçmişti. Charles Quint, bükemediği bilek Barbaros Hayreddin Paşa’ya gizlice gönderdiği elçiler Alonço de Alarcon, Kaptan Vergara ve Doktor Romeo ile açıkça işbirliği teklif etti.

Buna göre; eğer Barbaros İstanbul’la alakasını keserse kendisini Kızıldeniz’den Atlas Okyanusu’na kadar olan bölgede Afrika Kralı yapacaktı. Barbaros bu teklifi kesin bir dille reddetti. Yetmedi elçilerden birisi Cezayirli yahudi Türk tebâsı olduğu için tutuklayıp İstanbul’a gönderdi ve Yedikule Zindanına hapsettirdi.

Charles Quint pes etmedi. Barbaros İstanbul’a dönünce onun yerine vakâlet eden evlatlığı Hasan Reis’e el attı ve aynı teklifi yaptı. Hasan Reis durumu İstanbul’a Divân’a bildirdi.

Divân, Hasan Reis’e verdiği cevapta Avrupa’da İspanya ve Almanya İmparatoru olarak hüküm süren, fakat Kânûni Sultân Süleyman’ın karşısına çıkmaya çekinerek meydanlardan kaçan Charles Quint’in teklifini kabûl etmiş gibi görünerek İmparatoru Cezayir’e çekmeyi sağlamasını istemişti. Bu bir emirdi. Divân verdiği bu emirle Avrupa’da yakalayamadığı ezeli düşmanı Charles Quint’i Cezayir’de yakalayarak imha etmek istiyordu.

Hasan Reis derhal emrin gereğini yerine getirmek için Kont Alkodet’le buluştu. Kont’a; “Kendiliğimden İstanbul’a baş kaldıracak güçte değilim. Ancak İmparator Charles Quint bizzat gelerek Cezayir’e asker çıkarırsa İstanbul’dan koparak irtibatımı kesebilirim” dedi. Hasan Reis’in sözleri harfiyen İmparatora ulaştığında, İmparator bunu derhal kabûl etti ve hazırlıklara başladı.

Hasan Reis, “tamam Cezayir’e geleceğiz” mesajını aldığında durumu Divân’a bildirmişti. Fakat ne Divân, ne de Hasan Reis İmparator’un ne zaman harekete geçeceğini bilmiyordu. Sadece İstanbul’da bulunan Barbaros Hayreddin Paşa’ya donanmasını hazırlayarak Cezayir’e gelecek olan İmparator Charles Quint’u yakalayıp imha etme emri verilmişti.

İmparator Charles Quint hemen aynı sonbaharda topladığı 276’sı harb gemisi olmak üzere 516 gemi ile Cezayir Kıyılarında gözüktü. Preveze’de ağır yenilgi alan Cenevizli Amiral Andrea Dorya donanma komutanlığı yapıyordu. Emrinde 12.500 denizci ve 25.000 kara askeri vardı. Cezayir Şehri Limanının doğusunda bulunan Harraş Çayı’nın ağızına çıkarma yaptı.

Hasan Reis gâfil avlanmıştı. Çünkü ortada ne Barbaros, ne de Türk Donanması vardı. Üstelik yanında 600 Levent ile 2.000 Arap gönüllü süvarisinden başka askeri yoktu. Ama Cezayir’i de bırakamazdı. İmparator ise yanında; Sicilya Kral Nâib’i Prens Fernando Gonzaga, Prens Camillo Colonna, Meksika’yı işgâl ve talan eden vali Hernando Cortes, Alba Dukası General Georg Frundsberg, Papa’nın Generali Virginius Urbido, General George Schilling ile Ispanyol, Alman, İtalyan asilzâdeleri olduğu halde şehre yaklaşmaktaydı.

Yetmezmiş gibi zafer alayı olarak gördükleri bu seferi kaçırmak istemeyen düşesler, konteslerin yanısıra Avrupa yüksek sosyetesinin madam ve matmazelleri de İmparatorun yanında bulunuyorlardı.

Tarihler 23 Ekim 1541’i gösterdiğinde önden şehre gelen elçilik heyeti Hasan Reis’i şehrin anahtarları ile İmparatoru karşılaması için dâvet etmişlerdi ki, İmparatora farklı bir karşılama yapacakları kendilerine söylendiği gibi tekme tokat kovuldular. Arkalarından da Barbaros Hayreddin Paşa’nın yaklaşmakta olduğunu söylemeyi ihmal etmediler.

Bu durum Charles Quint’u çok kızdırdı ve bu kez de bizzat yazdığı “mektubum sana ulaştığında şehrin anahtarlarını hemen bana getir belki bu şekilde seni affederim..” şeklindeki mektubunu gönderdi. Cevap yine olumsuz olunca ordusunu derhal savaş düzenine soktu ve gemilerden indirdiği top ve askerlerle hareket emri verdi. Hasan Reis de boş durmadı. Topları karaya çıkaran 10 nakliye gemisini top atışlarıyla daha kıyıdayken batırdı.

Charles Quint’un topları surları dövmeye başlarken, düşman askerleri de stratejik Küdyetu’s-Sabûn tepesini ele geçirmişti. Hasan Reis karşılık vermede gecikmedi. 23 Ekim’i 24 Ekim’e bağlayan gece öyle bir taarruz etti ki düşman askerleri bozulduğu gibi, korkudan çadırlarını da terk ederek çıplak arazide sabahladılar. Bu saldırıda 3.000 kayıp vermişlerdi.

Ertesi sabah İlâhi yardım gecikmedi. O güne kadar oralarda görülmeyen şiddetli bir yağmur başladı. Giderek hızını artırdı, göz gözü göremez hâle geldi. Önüne geleni süpüren seller ve göller açık arazideki askeri perişan etti. Bütün barutları ıslandığı için ateşli silahları çalışmadı. Neye uğradığını şaşıran orduya emir Charles Quint’tan geldi. “Askeri Matifo (Kantaru’l-Afrûn) burnunda toplayın. Andrea Doria sen de askerleri oradan acele gemilere al.”

“Birazdan Barbaros donanmayla gelirse kökümüzü kazır.” Bu düşüncesini söyleyemedi ama kalbine yer etmişti. Allah (c.c.) kalplere bir kez korkuyu salmıştı. Bir an önce gemilere can atmak için söylenen istikamete gitmeye çalışan askerler sellerde ve balçıklarda boğuluyor, çamurlara bata çıka ilerlemeye çalışanların geride kalanları araziyi çok iyi bilen Türk Levent’lerinin palaları altında can veriyordu.

Denizde ise öyle bir fırtına kopmuştu ki, gemileri kütük gibi sahile savuruyordu. Donanmanın yarısı karaya oturdu. Askerler birbirlerini ezerek gemilere çıkmaya çalışıyor, tam bir can pazarı yaşanıyordu. Bu ortamda Hasan Reis Charles Quint’u esir etmek istemiş fakat şövalyeler İmparatoru güçlükle kurtarabilmişti.

Arta kalan haçlı gemileri uzaklaşırken 100 km. batıda bulunan Şerşel’e kadar olan kıyı düşman cesetleri, parçalanmış gemi artıkları ve hayvan leşleriyle dolmuştu. Hayatta kalabilenler zâten “Mayna Sinyör” diyerek teslim olmuşlardı. Kafileler halinde hapishanelere ve korunaklı evlere götürüldüler. Esirler arasında büyük komutanlar, amiraller, prensler, sosyetenin ünlü isimleri vardı.

İmparator kaçış yolunda kendine geldiğinde üzüntüsünden bizzat Papa’nın taktığı başındaki altın taç’ı kaldırıp denize fırlattı. Kânûni’ye geri plandan kafa tutarken sıradan bir Türk Komutanına fena yenilmişti.(Bu acıklı tabloyu Fransız tarihçi Alexadre de Laborde çok güzel anlatıyor.) Kânûni Sultân Süleyman ise 27 Kasım’da 9. seferinden İstanbul’a döndüğünde zafernâmeyi dinledi çok mutlu olmuştu. Kalktı şükür namazı kıldı. Önüne Divân’dan gelen Hasan Reis’in Oramiral yapılarak Cezayir Beylerbeyliğine atandığına dair fermanı imzaladı.

Onun torunları bugün yine Akdeniz’de tarih yazmaya devam ediyorlar.. Rabbim denizcilerimizi ve denizlerimizi her dâim korusun. Ordularımızı muzaffer eylesin inşaallah..

Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.

Yorumlar

Abdulhamit Aydin

Amin, yazarimiza muteşekkiriz, tarihten bizleri mustefit etti, yureginine sihhat
  • Yanıtla

Dr. Orhan Şahin

Teşekkürler ve tebrikler hocam, Saygılar Dr. O. Şahin
  • Yanıtla

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23

Bip İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23

Bip İhbar Hattı

Yaay İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23