• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
Halit Kanak
Halit Kanak
TÜM YAZILARI
22 Haziran 2019

Hatay'ın Kurtuluşu (23 Haziran 1939), Kerkük ve Musul

14Kasım 1914 tarihinde Osmanlı Sultânı ve yeryüzündeki bütün Müslümanların Halifesi V.Mehmed Reşat "Cihâd" çağrısı yaptığı günlerde, Dağıstanlı Mehmed Fâzıl Paşa, Türk Genelkurmayının "seferberlik" emrine uyarak yeniden görev almak için müracaat ettiğinde 70 yaşından gün almıştı.

Mehmed Fâzıl Paşa, Bağdat Valisi ve Ordu Komutanı iken 1910 senesinde 66 yaşında kendi isteğiyle emekliye ayrılarak Bağdat'ta yaşamaya başlamıştı.

1844 yılında Dağıstan'da doğduğunda beşiğinin etrafına top mermileri düşmüştü. 7 yaşına gelincede kendini cihâdın içinde bulmuştu. Kafkasya'da büyük mücahid Şeyh Şâmil'inyanında Ruslara karşı "cihad" eden gerçek bir kahramandı.(Şâmil'in yakın akrabası)

6Eylül1859 tarihinde Şeyh Şâmil ile birlikte Ruslara esir düştüklerinde St.Petesburg'ta Çar Nikola, ayakta karşıladığı kahramanların en küçüğü olan Mehmed Fâzıl'ı göstererek,"getirdiğiniz bu lider kadroyu anladım, ama bu çocuğu niye getirdiniz"diye sormuştu.

Rus Generaller, "Efendim bunun çocuk olduğuna bakmayın, bize çok zayiat verdirdi. Mükemmel bir binici, çok iyi bir atıcıdır" sözüne karşı Çar "ben anlamam bunu derhal okula yazdırın" talimatını vermiş ve askeri okuldan mezun olan Mehmed Fâzıl'ı mahiyetine almıştı.

İlerleyen günlerde bütün askerî uzmanlarca ittifakla dünyanın en iyi silahşoru ilân edilecek olan Mehmed Fâzıl bir müddet sonra Şeyh Şâmil'in Hac'ca gitmek için izin almasıyla kendisine refakat etmek için birlikte yola çıktılar. 31Mayıs1869'daönce halkın büyük sevgi gösterileri eşliğinde İstanbul'a gelmişler, Sultân Abdülaziz Hân'ın kendilerine tahsis ettiği konakta bir müddet kaldılar.Hac farizâsını yerine getirmek için Hicâz Bölgesine geçmişlerdi.

Şeyh Şâmil'in Medine-i Münevvere de 4Şubat1871 tarihinde vefât etmesinin ardından, bundan böyle Osmanlı askeri olarak Türk ordusunda çalışmak istediğini belirterek İstanbul'da kalmış ve Padişah'ın maiyetinde görevlendirilmiştir.

Bu görevi sırasında, Cennet Mekân SultânAbdülhamid Han'a yapılan bir suikastı önlemiş ve Hâkân'dan taltif görmüştü. Suikast planı şöyleydi. Yıldız Sarayı'nda, Afrika Müslümanları tarafından hediye gönderilen iki adet aslan besleniyordu. Sultân Abdülhamid Hân yalnız başına bahçede gezinirken aslanların kafesinin kapısı parayla tutulmuş bir hain tarafından açılmış ve aslanlardan biri bahçeye çıkmıştı. Sultânı aslanlara parçalatarak ortadan kaldırmak istiyorlardı.

Bir anda bahçede aslanla başbaşa kalan Padişâhı gören kalfalardan biri bağırınca Mehmed Fâzıl koşarak gelmiş, aslanı güçlü kollarıyla yakalayarak kafesine kapatmıştı. Abdülhamid Hân hayretle "bunu nasıl yaptın" diye sorunca, Mehmed Fâzıl "efendim ben bunlara alışkınım çünkü evimde iki aslan ile bir kaplan besliyorum"cevabını vermişti.

Mehmed Fâzıl,Türk ordusunda süvari olarak çeşitli görevlerde bulunarak generalliğe kadar yükselmiş, kendisi gibi çok iyi silahşor ve binici subaylar yetiştirmiştir.

Paşa sürekli arzu ettiği şehitliğe ise, gönüllü olarak savaştığı, Mücahidîn Kuvvetler komutanı iken, Irak'ta 50 gün sonra Halil Paşa tarafından bütün asker ve subaylarıyla 29Nisanda esir aldığı İngilizlerin elindeki Kut şehrinin kuzeyinde yapılan Sabis mevkiindeki savaşta atının üzerinde 9Mart1916'da ulaşmıştır.

Bağdat'a götürülerek İmâm-ı Âzâm Hazretlerinin türbesi hâziresine defnedilmiştir.

Kut Zaferini yaşayamamış, Enver Paşa'nın Kut'a gelerek, 7, 9 ve 44. Alay sancaklarına taktığı kahramanlık madalyası törenlerini görememişti. Fakat şehâdetinden sonra Enver Paşa tarafından Mareşallik rütbesi verilmişti.

Çünkü Kut zâferi, çok önemli bir zâferdi ve onun komutanları çok daha önemliydi. Kut zâferini önemli kılan ise İngilizlere 30 binin üzerinde zayiât verdirilerek, 585 subay ile 13.300 askeri esir edilmiş olmasıydı. İngilizlerin târihinde mağlubiyetle ilgili bir tek satır bulunmaz. İngilizler savaş meydanından çok ağır zayiâtlar vererek kaçsalar bile, bunun adına mağlubiyet demez, nasıl başarıyla geri çekildiklerini anlatırlar. Kut'ül Âmâre Zaferi işte bu açıdan önemlidir. Halil Paşa, 45.000 kişilik İngiliz Ordusunu büyük bölümünü imha etmiş, kalanını da teslim aldığından, bu savaş mutlak bir mağlubiyet olarak İngilizlerin tarihinde "KARA" bir leke olarak yer almıştır.

Mehmed Fâzıl Paşa'nın, Hacer ve Hadduç (Hatice) adında iki kızı, Gâzi ve Davut adında iki oğlu vardı. Daha sonra Irak'ta Genelkurmay Başkanlığı yapacak olan Gâzi Bey, babası Mehmed Fâzıl Paşa'nın üzerinde şehid olduğu ve savaş meydanında kendisini terketmeyen atı Vende'nin ismini kızına koymuştur.

Hadduç Hanım, daha sonra Musul'da Kolordu Komutanı olarak görev yapacak olan Türk Subayı Cevdet Paşayla evlenmiş, 1933 yılında kocasının ölümünden sonraTürkiye'ye gelmiş, 1956'da Türk vatandaşı olmuştur. Sıkıntıya düşünce 15Haziran1962 yılında İsmet İnönü tarafından "Şehid Mehmed Fâzıl kızı Hadduç Dağıstan'lıya Vatana Hizmet Tertibinden" maaş bağlanmıştır.

Kızlarından Hacer Hanım ise, mütarekeden sonra Bağdat'ta kalan Osmanlı subaylarından, daha sonra Irak'ta Milli Eğitim ve Maliye Bakanlıklarından sonra Başbakanlık yapacak olan, Hikmet Süleymanile evlenmiş ve bu evlilikten olan kızları Ayser Süleyman'la daProf.Dr. İhsan Doğramacı 1942'de evlenmiştir.

İşte bu rahmetli Prof.Dr. İhsan Doğramacı'nın kayınpederi olan Irak Başbakanlarından (eski Osmanlı Paşası) Hikmet Süleyman, Başbakan olur olmaz yine eski Osmanlı Paşalarından Bekir Sıdkı Paşa'yı Genelkurmay Başkanı yaptırdı. Böylece Irak'ın yönetimini iki paşa ellerine aldılar. Ve akabinde Türkiye ile birleşme planları yaptılar.

Bunun için ilk başta federasyon şeklinde birleşme, daha sora Türkiye'ye ilhak olma planlarını anlatmak üzere Ankara'ya Mustafa Kemal Atatürk'le görüşmeye gittiler.

Bu görüşmelerbüyük bir gizlilik içerisinde yapılıyor, Atatürk ikna edilmeye çalışılıyordu. Son kararı Atatürk verdi. "Hayır biz içinde bulunduğumuz şartlar gereği bunu başaramayız.Çünkü İngilizler gün geçtikçe artan petrol üretimi yaptıkları bu ülkeyi bize bırakmazlar. Ancak söylediğiniz modeli geliştirelim ve 'HATAY' bölgesi için uygulayalım" dedi.

Bunun için öz beöz Türk toprağı olan Hatay'ı kurtarmak için düğmeye basıldı ve plan işlemeye başladı.

Zaten 1921 Ankara Anlaşması ile Hatay, Misâk-ı Milli sınırları içerisinde olmasına rağmen Türkiye'nin dışında kalmıştı.

9Kasım 1936'da Fransa Hatay'daki haklarını (ne hakkı varsa) Suriye yönetimine devrettiğini açıklayınca, Türkiye devreye girerek üst üste iki nota vererek bölgenin bağımsız olması gerektiğini söyledi.

Bunun üzerine Milletler Cemiyeti (Birleşmiş Milletler) şu kararı verdi.İskenderun ve Antakya iç işlerinde tam bağımsız, dış işlerinde Suriye'ye bağlı özerk bir devlettir. Bu açıklamadan sonra bölgede kurulan meclis çalışmaları yürütmüş,1938 Ağustosunda seçim kararı alınıncada, seçimlerin âdil bir şekilde yürütülmesi ve seçim güvenliği için Kurmay Albay Şükrü Kanatlı yönetiminde beş bin kişilik Türk Tugayı 5Temmuz'da Atatürk'ün emriyle Payas ve Hassa'danHatay'a girmişti. 24Ağustos1938'de yeni seçilen meclis 2Eylül'deoy birliği ile Hatay Cumhuriyeti'ni ilân etti ve Tayfur Sökmen Cumhurbaşkanı seçildi.

1939 yılına gelindiğinde Yaklaşan 2.Dünya Savaşı tehlikesiyle Fransa Hatay’daki askerlerini çekerek bölgeyi Türkiye'ye bıraktı. Hatay Cumhuriyeti Mecliside 23Haziran1939 tarihinde oy birliği ile aldığı bir kararlada Türkiye'ye katıldı, Fransa, sınırına yığılmış Alman Nâzi ordularına karşı savunma amaçlı tedbirler almakla uğraşırken, gelişmeler karşısında Hatay'ın Türkiye'ye ait olduğunu kabul etti.

Böylece Atatürk'ün, daha sonra Hatay Cumhurbaşkanı olacak Tayfur Sökmen'e (eski TBMM Başkan Vekili Murat Sökmenoğlu'nun babası) hitâben "Sökmen bugünden itibaren dâvâya resmen el kondu.Antakya, İskenderun ve havalisinin ismi bundan sonra Hatay'dır.Cemiyetinizin adınıHatay Egemenlik Cemiyeti olarak değiştirin ve faaliyetinizi bu isim altında yürütün" diye verdiği talimatın üzerinden çok zaman geçmemişti ki Türk toprağı Hatay yeniden Türkiye'ye dâhil olmuştu. Ancak Atatürk büyük uğraşlar neticesinde kazandığı bu diplomasi zaferinin son perdesine yetişemeden vefât etmişti.

Hatay'ın bu şekilde Anavatana dâhil edilmesi, Irak'ta büyük yankı bulmuş, bu projenin fikir babaları olan Irak Başbakanı Hikmet Süleyman ve Genel Kurmay Başkanı Bekir Sıdkı Paşa yeniden ümitlenmişler ve Irak'ın da Anavatanla bütünleşmesi için yeniden plan yapmaya başlamışlardı. Bu konuyu tekrar konuşmak ve gündeme getirmek için Türkiye’ye Cumhurbaşkanı İsmet İnönü'ye gidilecek ve Irak'ı Türkiye ile birleştirme planlarını tekrar masaya yatıracaklardı.

Bunun için Bekir Sıdkı Paşa'nın ön görüşme için yola çıkması kararlaştırılmıştı. Öylede yaptılar. Bekir Sıdkı Paşa'yı taşıyan askerî uçak Ankara'ya gitmek için Bağdat'tan havalanmış, yolcusunu sivil uçağa aktarmak için Musul'a inmişti.

Tam bu sırada 15-20 saniye süreyle arda arda patlayan çok sayıda silah sesleri duyuldu. Gürültü kesildiğinde kanlar içinde yerde yatan üç kişinin cesedi vardı. Bunlar Irak Genelkurmay Başkanı Bekir Sıdkı Paşa ve iki korumasından başkası değildi.

İngilizler bu plandan haberi olmuş ve paşayı şehid etmişlerdi. Hemen akabinde Başbakan Hikmet Süleymanda tutuklanmış, iki yıl kalacağı Bağdat'ın kuzeyinde bir hapishaneye kapatılmıştı. Plan sekteye uğramış, dosya kapatılmıştı.

Şimdi o dosyanın tekrar açılmasını istiyoruz ve hiç değilse uğuruna inanılmaz bedeller ödediğimiz ve hâlâ Misâk-ı Millî sınırlarımız içerisinde gözüken "KERKÜK ve MUSUL'U" Anavatan'a, lâyık olduğu topraklara yeniden kazandırmalıyız.Bu elzem bir konudur ve Türkiye açısından hayati önem taşımaktadır.

Öz be öz Türk Yurdu olan Kerkük ve Musul'dan çıkan petrollerİngilizlere, Şerif Hüseyin'in çocukları üzerinden Araplara, suni şekilde oluşturulan Kürt Bölgesine, daha sonraları Amerika’ya yıllarca peşkeş çekilmiş ama bir tek gerçek sahiplerine yâni Türklere ulaşamamıştır.

Evet, yüz yıldır bize hasret, bizi bekleyen mazlum, masum, boynu bükük ve mahzun Türk illeri "Kerkük ve Musul" kurtarılmayı bekliyor. Harekete geçmenin tam zamanı.

Şimdi değilse ne zaman..

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23