• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
Halit Kanak
Halit Kanak
TÜM YAZILARI

Bir dönüm noktası Otlukbeli Savaşı 11 Ağustos 1473

12 Ağustos 2023
A


Halit Kanak İletişim:

İstanbul’un fethinin üzerinden henüz 18 yıl geçmişti. Papa IV. Sixtus 6 kardinalini çok özel görevle Avrupa devletlerine göndererek; Sûltân Mehmed’in ortadan kaldırılarak yeryüzünde Haçlı hâkimiyetinin yeniden tesis edileceğini, bunun için Akkoyunlu hükümdârı Uzun Hasan’la anlaştığını, onlar büyük bir orduyla doğudan vururken kendilerinin de eş zamanlı Anadolu’ya denizden asker çıkartacağını, Almanya, Lehistan (Polonya) ile Macaristan’ın Balkanlar’dan giriş yapacağını böylece Osmanlı Türk Devletini imha edeceklerini, bunun karşılığında Balkanlar, Trakya ve İstanbul’a hâkim olacaklarını, Üsküdar’dan başlayan Anadolu topraklarını müttefikleri Akkoyunlu Devletine bırakacaklarını tek tek anlattırarak hazır olmalarını istedi. 

Bunlardan; Rum kökenli olan kardinal Bessarion Fransa, İngiltere ve Burgonya’ya, geleceğin Papa’sı kardinal Alessandro Borgia Kastilya ve Aragon’a, Kardinal Marco Barbo Lehistan, Macaristan ve Almanya’ya gitmiş, diğer üç kardinalde değişik devletlere ziyaretler yapmışlardı. Hatta Ortodoks olan Gürcüler bile bu ittifakın içinde yer almışlardı.

Diğer taraftan Akkoyun’lu hükümdârı Uzun Hasan ise Fâtih Sûltân Mehmed Hân’a gönderdiği mektupta; Fâtih’in Anadolu’da fethettiği yerleri boşaltmasını, yâni kayınpederine ait olan Trabzon Rum İmparatorluğu’nu, ayrıca Karaman ve İsfendiyar Beyliklerinin topraklarını iâde etmesini yoksa savaşın kaçınılmaz olduğunu yazıyordu. 

Fâtih, zâten Vatikan’a yerleştirdiği özel istihbaratçılarından Papa-Akkoyunlu ittifakının haberini almış bütün hazırlıklarını tamamlamıştı. Fâtih; Tuna ile Fırat arasında mutlak hâkimiyet kurduktan sonra, önce Venedik Devletini yok etmeyi, ardından İtalya’nın tamamını fethederek Vatikan’a Türk mührünü vurmayı ve bu fitne yuvasını dağıtmayı kafasına koymuştu. Onun için Uzun Hasan’ın teklifini kesin bir şekilde reddetti.

UZUN HASAN

Karayülük Osman Bey’in torunu, Celaleddin Ali Bey’in oğlu olan Uzun Hasan, Oğuz’un Bayındır Boyundandır. 1423 yılında Diyarbakır’da doğmuş, Emir olan amcası Hamza Bey’in vefâtıyla yerine geçen Ağabeyi Cihangir’le birlikte diğer amcalarına karşı mücâdele etmiş ve başarılarından dolayı Ergâni kendisine ıkta olarak verilmişti.

Bir müddet sonrada Karakoyunlu Devleti ile iki yıl süren savaşlarda yenilerek Karakoyunlu’ya tâbi olan ağabeyi Cihangir’den kopan Türkmen Beyleri, Karakoyunlu hâkimiyetini tanımayan Uzun Hasan’ın etrafında toplanmaya başlayınca güçlenen Uzun Hasan Karakoyunlu ordusunu mağlup ederek Erzincan’ı topraklarına katmıştı.

Öbür yandan ittifak kurduğu Karamanoğulları’nı sıkıştıran Dulkadiroğulları’nın üzerine yürüyerek Aslan Bey’i yendi ve Harput’u topraklarına alma karşılığında sulh imzaladı. Çıktığı iki Gürcistan seferini de zaferle neticelendirdi. Hısn-ı Keyfâ’ya (Hasan Keyf) girerek Eyyübileri ortadan kaldırdı.

Kuzeyde ise kendilerini Fâtih Sûltân Mehmet’ten koruyacağına söz verdiği Trabzon Rum İmparatoru IV. İoannis’in kızı Katherina ile evlenerek akrabalık tesis etti.(Bu evlilikten olan kızından, torunu Şâh İsmail doğmuştur.) Ancak Fâtih’in Trabzon’u fethetmesine mâni olamadı. Bunun üzerine sınır olduğu Osmanlı ile mücâdele etmeye karar verdi. Hızlıca ittifak arayışlarına girdi. Osmanlı’yı yenerse bütün Anadolu’ya hâkim olacağı kesindi. 

Vakit kaybetmeden yukarıda belirttiğimiz gibi can düşman Venedik ile ittifak yapmaktan çekinmedi. Bu arada 30 Kasım 1467’de Çapakçur Meydan muharebesinde hazırlıksız yakaladığı Karakoyunlu Hükümdarı Cihan Şâh’ı öldürüp ortadan kaldırdıktan sonra, bu sükseyle taht şehrini Diyarbakır’dan Tebriz’e taşımıştı.

Üstelik bir yıl sonra Cihan Şâh’ın oğlu Hasan Ali’yi Hemedan’da yenerek hem İran’ı, hem de Irak’ın bir bölümünü topraklarına kattı. Timuroğulları da aynı âkıbete uğramaktan kaçamadı. Üstelik 3 şehzâdelerini Muhammad Bakır, Zeynel ve Muzaffer Mirzaları Uzun Hasan’a esir verdiler.(Aynı şehzâdeler Otlukbeli’nde Fâtih’e esir düşünce İstanbul’a götürüldüler ve vefât edene kadar orada yaşadılar.)

OTLUKBELİ’NE GİDEN YOL

Bundan sonra Uzun Hasan artık dişini, Devlet-i Âliyye’yi Osmâni’ye gösterebilirdi. Öyle de yaptı. Yiğeni Murad Mirza’yı bizzat Fâtih’e göndererek; kendisinin Timur’un vârisi olduğunu, Fâtih’in büyükbabası Sûltân Çelebi Mehmed’in önce Timur’a, daha sonrada oğlu Şâhruh’a verdiği vergileri aynıyla talep ettiğini bildirdi.

Fâtih Sûltân Mehmed Hân, bu akılalmaz cüret karşısında önce şaşırdı, sonra dudaklarından şu sözler döküldü. “Varıp hükümdarına söyle, Fâtih Sûltân Muhammed Hân olarak diyorum ki, Doğu Anadolu’ya geleceğim ve bu vergi meselesini kesin bir şekilde bizzat halledeceğim.”

Uzun Hasan bu cevap karşısında hızlı hareket etmesi gerektiğini düşünerek, hem Fâtih’e aklınca gözdağı vermek, hem de Karaman Beyliğine son veren Fâtih’in hışmından kaçarak yanlarına sığınan iki kardeş Karaman Beyleri Pîr Ahmed ve Kasım Bey’i Karaman tahtına yeniden oturtmak amacıyla, yanında oğulları Zeynel ve Ömer Mirzalar ile veziri Bektaşoğlu Emir Bey olmak üzere büyük oğlu Yusufça Mirza Başkomutanlığındaki Akkoyunlu ordusunu Anadolu içlerine gönderdi.

Yusufça Mirza, Tokat ve Sivas’ı âni baskınla yağmaladıktan sonra Kayseri üzerinden Konya’ya yürüdü. Konya Beylerbeyi Fâtih’in oğlu Şehzâde Mustafa hazırlığını yapmış bekliyordu. Ancak Lalası Gedik Ahmed Paşa aceleyle küçük bir kuvvetle karşısına çıktığı Yusufça Mirza’ya yenilerek geri çekildi.

Topkapı Sarayında şok etkisi yapan haber duyulduğunda Fâtih derhal otağını Üsküdar’da kurdurarak harekete geçmek istedi. Ancak oğlu Şehzâde Mustafa Gedik Ahmed Paşa’ya sağ kanadın, Anadolu Beylerbeyi Davut Paşa’ya sol kanadın komutasını vererek Beyşehir’in az doğusunda bulunan Kıreli Mevkiinde Akkoyunlu ordusunu feci şekilde bozguna uğratınca Fâtih hareketini erteledi ve doğuya yapacağı seferin hazırlıklarına başladı…

Baharın gelmesiyle birlikte 11 Nisan 1473’te Fâtih Sûltân Mehmed Hân, doğudaki Akkoyunlu tehlikesini kesin bir şekilde bertaraf etmek üzere Üsküdar’dan hareket etti. Yerine küçük oğlu Şehzâde Cem’i taht muhafızı olarak İstanbul’da bırakmıştı. Ordusu toplamda 190 bin kişiden oluşuyordu. 

Uzun Hasan Fâtih’in ordusu hakkında bilgiyi almış hazırladığı 300 bin süvârinin 100 binini ihtiyaten Harput’ta bırakarak Fâtih’i karşılamaya çıkmıştı, bir taraftan da müttefikleri Almanya İmparatoru III. Friedrich, Macaristan Kralı Mathias ile Venedik Doç’una birer mektup gönderdi. Mektubunda özetle; Sûltân Mehmed’in büyük bir ordu ile üzerine geldiğini, fakat kendi ordusunun daha büyük olduğunu, bu sefer mutlak surette işinin bitirilmesi gerektiğini, onlarında gecikmeden denizden Anadolu’ya asker çıkarttıkları gibi Balkanlar’ı işgâl etmelerini geciktirmemelerini istiyordu.

Fâtih hareketinden yaklaşık dört ay sonra, doğu sınırı Fırat’a ulaştığında Sadrâzâm Mahmud Paşa Rumeli Beylerbeyi Has Murad Paşa’yı yanına alarak keşfe çıktı. (Murad Paşa, Aksaray Vatan Caddesi başındaki Murad Paşa Camii’ni yaptıran kişidir.)

Murad Paşa emrindeki Akıncı Beyi Turahanoğlu Ömer Bey olduğu halde ihtiyatsız davranarak özel tümeniyle Fırat’ı geçince karşılarında ansızın Akkoyunlu Ordusunu buldu. Tuzağa düştüğünü anladıysa da iş işten geçmişti. Olanca güçleriyle vuruşmaları orantısız güç karşısında neticeyi değiştirmedi. Murad Paşa şehit olduğu gibi, 12 bin kişilik tümenin yarısı şehit ve esir düştü. Esir edilenlerin arasında meşhûr Akıncı Beyi Ömer Bey’de bulunuyordu.

Fâtih’in canı sıkıldıysa da hesap sorma işini büyük buluşmaya bıraktı. Bu olaydan bir hafta sonra iki ordu son kozlarını paylaşmak üzere 11 Ağustos 1473 tarihinde Erzincan ile Tercan arasında bulunan Otlukbeli sahrasında karşı karşıya geldi. 

Güneşin ilk ışıklarında muhteşem bir disiplin ve yürüyüş içerisinde pahalı kumaşlardan yapılmış renkli üniformaları içerisinde hepsi çok iyi eğitilmiş Fâtih’in askerleri olağanüstü gözüküyorlar, göz kamaştırıyorlardı.

Uzun Hasan Fâtih’in Ordusunu, Karakoyunlu ve Timuroğulları ordusundan bir kademe daha üstün olduğunu tahmin ediyordu. Ancak sahradaki orduyu görünce şaşırmaktan kendisini alamadı. Hâlbuki bu ordu; lojistik, istihkâm, sıhhiye gibi konularda bütün dünya ordularından üstündü. 

Sadece geri hizmette disiplinini bozmadan çalışarak iâşesinden-çadırına, binek hayvanlarından silah ve cephane teminine kadar çalışan 90 bin kişilik ayrı bir ordu vardı.(190 bin kişilik ordunun 90 bini destek ordusuydu.)

Fâtih’in yaklaşık 100 bin kişilik muharip ordusu 5 kolorduya ayrılmış; merkezde Fâtih kendi kolordusunun başında bulunurken, sağ kanatta Şehzâde Mustafa ile yanında kurmay olarak Anadolu Beylerbeyi Davut Paşa, sol kanatta Şehzâde Bayezid yanında kurmay olarak Sadrâzâm Gedik Ahmet Paşa, bulunuyordu. İhtiyatları oluşturan iki ayrı kolordu ise ana ordunun gerisine yerleşmiş, verilecek emirleri yerine getirmek için teyakkuzda bekliyordu.

Akkoyunlu ordusunda, 50 yaşına henüz basmış bulunan Uzun Hasan merkezde kolordusuyla Fâtihin karşısında yer alıyordu. Sağ kanatta veliaht şehzâde Uğurlu Mehmed Bey, yanında başta Karamanoğlu Pîr Ahmed Bey olmak üzere Süleyman Bey, Mehmed Bey, Mühürdâr Şeyh Ali Bey ile Velibeyli Ali Bey bulunuyordu. Şehzâde Mustafa’nın karşısında yer almışlardı.

Sol kanatın başında ise Uzun Hasan’ın öteki şehzâdesi Zeynel Mirza vardı. İdâresi altında Timuroğlu Muhammet Bakır Mirza ile diğer kardeşleri Zeynel ve Muzaffer Mirzalar, ayrıca Süleyman Bey, Şâh Mehmed Bey, Rüstem Bey gibi komutanlar bulunuyordu ve Şehzâde Bayezid’in karşısındaydılar.

Ayrıca Uzun Hasan’ın öncü kuvvetlerine Bayındır Tarancı Bey komuta ediyor, yanında Uzun Hasan’ın bir başka oğlu Ali Mirza ile birlikte İbrâhim Şâh, Bürcek, Gâvur İshâk Bey bulunuyordu. 

Bu öncü kuvvet bizzat Fâtih’in komutasında kolayca bozulduktan sonra 8 saat sürecek asıl savaş, Şehzâde Mustafa’nın babasından aldığı işaret üzerine şimşek gibi Akkoyunluların sol kanadına yüklenmesiyle başladı. Zeynel Mirza biraz direnir gibi olduysa da iki nehrin birbirine karışmasını andıran görüntüde Şehzâde Mustafa gâlip çıkan taraf oldu. Ve buradaki şiddetli çarpışmada başta Zeynel Mirza olmak üzere Akkoyunluların bütün komutanları öldürüldü.

Zeynel Mirza’nın cansız bedeni önce Uzun Hasan’ın yanına getirildi, sonra Hasan Keyf’e defnedilmek üzere götürüldü. Bu arada Uzun Hasan’ın sağ kanadı da Şehzâde Bayezid’in kuvvetleri karşısında tutunamayıp çözülmeye başladı. Bu cenahta Akkoyunlu saflarında canla başla savaşan Timuroğulları’nın üç İmparatorluk prensi Muhammed Bakır, Zeynel ve Muzaffer Mirzalar Bayezid tarafından esir edildi ve diğer esir düşen komutanlarla birlikte Amasya’ya sevk edildiler.

Akkoyunlu ordusu, bütün kanatlarına en ince noktasına kadar hâkim olan ve emirleri harfiyen uygulanan Fâtih’in ordusu karşısında saatler geçtikçe erimeye başlamıştı. Zâten Uzun Hasan çok kalabalık orduyu sevk ve idâreden yoksunken, ayrıca komutanlarını bir bir kaybetmesi verdiği emirlerin birliklere ulaşmasını zorlaştırmıştı. Bâzen bu emirler birliklere değil, tümenlere bile ulaşmıyordu. 

Herkes bulunduğu yerde pozisyonunu korumaya çalışır vaziyetteydi. Çok geçmeden Akkoyunlu ordusu bütün hatları ile çözülmeye başladı. Sevk ve idâre edilemeyen ordu tamamen sürüye dönmüştü. Tam bu sırada son darbeyi vurmak için Fâtih’in emri ulaştı. Bu emir doğrudan Şehzâde Bayezid’e geldi. Bayezid, Akkoyunlu birliklerine öyle bir darbe indirdi ki, arkasına bakmadan Uzun Hasan’ın karargâhına kadar girdi. 

Canını zor kurtaran Uzun Hasan dillere destan Arap atına atladığı gibi dörtnala hem gidiyor, hem de kendisini savaşa sokan Karamanoğlu Beylerine; “Behey Karamanoğlu hânedânın harap olsun, mahvolmama sebep oldun. Osmanoğlu ile ne işim vardı” diye söyleniyordu…

Denizde de durum farklı değildi. Birlikte hareket ettiği müttefiklerin 100’ün üzerinde savaş gemisinden meydana gelen haçlı donanması Midilli, İzmir, Antalya limanlarını bombaladıysa da karaya asker çıkartamamış, Otlukbeli hezimetini öğrenince de her devlet kendi gemilerini alarak dönüş yolunu tutmuşlardı. Almanya, Macaristan, Lehistan, Gürcistan gibi devletler de Uzun Hasan gâlip gelirse Osmanlı topraklarına girmek için sınırlara yığınak yapmakla kalmışlar, bu gerçekleşmeyince hüsrana uğramışlardı.

Uzun Hasan’ın bütün hazineleri 170 kadar komutanı ile birlikte Sûltân Mehmed’in eline geçmişti. Fâtih üç gün kaldığı Otlukbeli savaş meydanında şükür namazları kıldığı gibi, parasıyla satın aldığı binlerce esiri şükür nişânesi olarak azâd etmiştir. Ancak bu zaferden sonra, görev yeri Konya’ya dönen oğlu Şehzâde Mustafa’nın ağırlaşan böbrek rahatsızlığından dolayı Niğde-Bor yakınlarında vefât etmesi Fâtih’i pek üzmüş ve Bursa’da Babası II. Murad’ın türbesinin yanına yaptırdığı türbeye defnettirmiştir. 

Uzun Hasan ise Tebriz’de ki sarayı Heşt-Behişt’e (sekiz cennet) döner dönmez başına olmadık felâketin açılmasına vesile olan bütün dâimi Avrupa elçilerini memleketlerine iâde etmiş, yalnızca akrabası olan Venedik elçisi Zeno’yu muhafaza etmişti. Çünkü Catherino Zeno Uzun Hasan’ın zevcesi olan Katherina’nın kızkardeşinin oğluydu.

İleride yeniden Avrupa haçlı birliği ile ittifak denemesine girdiyse de Fâtih’in, Timuroğulları Devletinin hükümdarı Sûltân Hüseyin Baykara’nın Herat’ta bulunan sarayına elçiler göndererek, her iki taraftan yürümek sûretiyle Uzun Hasan’ı haritadan silme teklifi karşısında Uzun Hasan teşebbüslerini geri çekmiştir.

Halbuki Fâtih’in böyle bir niyeti yoktu. Sâdece gözdağı vermek için bir hamle yapmıştı. Zâten kendisi İtalya ve Vatikan’ın fethedilmesi işiyle uğraşıyordu. Sûltân Mehmed’ten vergi isteme cüretkarlığında bulunan Uzun Hasan bu darbeden sonra oğullarına “Sakın olaki bir daha Osmanoğluna ilişmeyesiz” diye vasiyette bulunmuştu.

Ancak Uzun Hasan’ın büyük oğlu veliaht Uğurlu Mehmed Mirza zâten bu gereksiz savaş için babasına isyan etmiş, Fâtih Sûltân Mehmed Hân’da tek kızı Gevher Han Sultan’ı Uğurlu Mehmed Mirza ile evlendirmiş, dâmâdını paşa yapmış, Sivas Beylerbeyliği’ne getirmişti. Bu evlilikten doğan Ahmed Göde ise İran Akkoyunlu Devletinde tahta çıkarak Ayba Sûltân tarafından savaş meydanında öldürülünceye kadar hüküm sürmüştü. 

Onun ölümünden sonra da beş yıl gibi kısa bir zaman içerisinde Akkoyunlu Devleti iç karışıklıklar yüzünden yıkıldı ve yerine Safevî Devleti kuruldu. Rabbim, geçmişten günümüze büyük bâdireler atlatan vatanımızı, milletimizi korusun, ilelebet pâyidar eylesin inşaallah…

Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.

Yorumlar

A.Yücel

Aç olan sadece sensin açım sesi senden geliyor.

Engin yener

geçmişin kökleri geleceğin çiçeklerini açar
x

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23