HIRİSTİYANLAR VE YAHUDİLERİ MEMNUN ETMEK MÜMKÜNMÜ?
HIRİSTİYANLAR VE YAHUDİLERİ MEMNUN ETMEK MÜMKÜNMÜ?
ALİ SANDIKÇIOĞLU
İslam dininin hükümleri apaçıktır.
Niçin yaratıldık, hayatımız müddetince nasıl yaşayacağız, ehli kitaba karşı nasıl davranacağımız ayeti kerime ve hadisi şerifeler ile bizlere
Şüpheye mahal bırakmayacak şekilde beyan edilmiştir.
Şu bir gerçektir ki, Peygamber Efendimiz (s.a.s) İslam dinini tebliğ etmeye başladığı ilk günden itibaren: hem hıristiyanlar, hem de Yahudiler Peygamberimize ve İslam dinine amansız bir şekilde düşman olmuşlardı. (Günümüzde de aynen devam etmektedir.)
Müşrikler ve ehli kitaba mensup olanlar İslam dinini seçip
Müslüman olanlara Mekke de çok ağır, dayanılmayacak derece de eziyetler yaptılar.
Bunun üzerine Cenabı Hak Peygamber Efendimize (s.a.s) Medine’ye hicret etme izni vermiştir.
Peygamber efendimiz bilindiği gibi Mekke den Medine’ye hicret etmiş ve İslam dinini orada yaymaya başlamıştır.
Müşriklerin ve ehli kitabın Hz. Peygamber Efendimize ve Müslümanlara düşmanlığı hiç eksilmemiş o günden bu güne İslam’a olan düşmanlıkları aynen daha da artarak devam etmektedir.
Çekilen zorluklar, eziyetler sebebi ile ilk Müslümanlardan bir kısmı inandıkları gibi yaşayabilmek için o günün zor şartlarını göze alarak ta Habeşistan’a kadar hicret etmişlerdi.
Daha sonraları birçok Sahabe İslam’ı yaymak için çok uzaklara giderek tebliğde bulundular.
Birçokları doğup büyüdükleri şehirlerden çok uzaklarda ruhlarını Cenab-ı Hakka teslim etmişlerdir.)
Biz ehli kitaba veya başka batıl dinlere sahip olanlara her ne kadar “Dost ve müttefik “desek te, yaklaşsak ta onların içi başka dışı başkadır. Her türlü hileyi yapmaktan geri kalmazlar.
Müslümanları asla sevmezler.
Buradan lütfen yanlış bir mana çıkartmayalım. Bir Müslüman’ın gayri Müslimlerle dünyevi işlerini nasıl hal edeceği, ticaret v.s. Hepsi şeriatımız tarafından açıkça ortaya konmuştur.
Durup dururken bizler dini inançları, renkleri, milliyetleri ne olursa olsun bizler gibi inanmayan insanlara hiçbir şekilde düşmanlık etmez, eziyet etmeyiz, mallarına, canlarına dokunma hakkımız yoktur. (Canım öyle istedi diye şer’i bir sebep yokken hiçbir surette ehli kitaba mensup olanlara veya bizim gibi inanmayanlara eziyet etmeye, zulüm yapmaya hakkımız yoktur. İslam dini bizlere böyle bir izin vermez.)
Fakat inanmayanlar her zaman yer yüzünde fesat çıkarırlar. Zulümler yaparlar.
Kur’anı kerimde Cenab-ı hak: “Onlara, “Yeryüzünde bozgunculuk yapmayın” denildiği zaman, biz sadece düzeltmeye çalışıyoruz diye cevap verirler.”
Şundan emin olun ki onlar bozguncuların ta kendileridir, fakat bunu idrak etmezler.” ( Bakara süresi 11-12)
(Onlara yeryüzünde bozgunculuk yapmayın denildiği zaman :
Yani müminleri aldatmak, sadece sözle uyum gösterip iç hayatlarında onlar aleyhine düşünce ve duygular beslemek, dindaşlarıyla baş başa kaldıklarında, müminlerle alay etmek , onlar hakkında yakışıksız sözler söylemek ve Allah’tan başkasına tapınmak suretiyle.
Hangi bozgunculuk bundan daha büyük olabilir? )
( Tevilatül Kur’an İmamı Matüridi S. 69)
Tarihe bir göz attığımızda ehli kitap özellikle Yahudiler her fırsatta Müslümanlara zulümler yapmışlardır.
Kan dökmüşler, Müslümanlardan esir ettikleri kadın ve erkekleri köle pazarlarında acımasızca satmışlar, türlü türlü zor işlerde kullanarak işkenceler yapmışlardır.
Ancak konuşmalarına bakılınca: dünyanın en adil, en merhametli insanları günümüzdeki ifadeler ile en demokrat ve insan haklarına en bağlı (!) olarak kendilerini takdim etmekten de geri kalmaz hainler..
Tabii bunların hepsi yalan çünkü onlar iki yüzlü içi başka dışı başka hileci insanlardır.
Her türlü insan haklarını çiğneyerek, dünya milletlerini aldatmak için ellerindeki bütün imkanlarını kullanıp kendilerini insanlığın kurtarıcıları gibi takdim etmeye de yüzleri hiç kızarmadan çalışırlar.
Bugünkü dünyayı düşünerek ve ibretle bakalım: Kendilerini demokrat, insan hakları savunucusu diye gösteren müşrikler ve ehli kitap eskiden olan kovboylar gibi nasıl ülkelere saldırdıkları zerre kadar aklı ve izanı olanlar anlarlar.
Afganistan’da, Yemen’de, Irak’ta, Suriye’de, Filistin’de, Gazze’de, Lübnan’da ve daha dünyanın bir çok az gelişmiş ülkelerine (Özellikle Müslüman ülkeler) yer altı servetlerine ulaşmak için bunca masumun kanını akıtanlar, hem de demokrasi nutukları atanlar, insan haklarından bahis eden “Bizimde her fırsatta dostumuz , müttefikimiz” dediğimiz kendilerine yaklaşmak istediğimiz ikiyüzlü, içleri başka, dışlerı başka zalimler, kan emiciler değil midir?
BİZLER MERHAMETLE VE İNSANİ OLARAK YAKLAŞSAKTA:
Müşriklerle, ehli kitap: Hıristiyan ve Yahudilerle dost olmak mümkün mü?
Bu soruya alemleri yaratan Hz. Allah’ın (cc) Kur’an-ı keriminde ki bir ayetinin meali ile cevap aramaya çalışalım:
“Ne Yahudiler ne de hıristiyanlar kendi dinlerine uymadıkça seni asla benimsemeyecektir. De ki, Allah’ın rehberliği tek doğru rehberliktir. Sana yeterli bilgi geldikten sora onların arzu ve heveslerine uyacak olursan, artık kendin için Allah’tan başka ne bir dost ne de bir yardımcı bulunur.” (Bakara ayet 120)
“Aziz ve celil olan Allah Resülüne hitap ederek, dinler hakkındaki anlayış ve iddialarının farklı olması sebebiyle Yahudi ve hıristiyanları memnun etmeye güç yetiremeyeceğini haber vermektedir.”
Hiçbir zaman onların dostluklarına güvenilmez.
Yüzlerce sene devam eden haçlı seferlerini kimler ne için yaptılar?
Neden Anadolu’nun birçok vilayeti batılılarca işgal edilmeye kalkıldı?.
Çanakkale de bunca vatan evladını ne için şehid verdik?
Çanakkale’yi geçmek için çok uzaklardan (Mesela Anzaklar) bizim ülkemize savaşmak üzere niye geldiler?
Hamile kadınları süngüleyip öldürenler kimlerdir?
Tarihi eserleri, mabetleri yakıp, yıkanlar kimlerdir?
“Alo yemendir gülü çemendir giden gelmiyor acep nedendir” ağıtı neden, niçin kimler tarafından, yakıldı?
O keferelerin yüzünden nice güller açmadan soldu. Nice çocuklar yetim, nice hanımlar genç yaşlarında dul kaldılar.
Müslüman Türk evladı neden Yemene kadar giderek oralardaki kızgın kumları kanları ile suladı?
Müslüman Türkün karşı tarafında savaşanlar kimlerdi?
Bugün insan hakları ve demokrat diye nutuk atan dünyayı aldatmaya kalkan sahtekar, batılılar değil miydi?
Bugün zora ki dost olmaya çalıştığımız, hayranları olduğumuz, taklit etmeye çalıştığımız batılılar, ehli kitap sözde demokratlar(!) diye kendilerini dünyaya takdim eden, sözde barış melekleri ta kendileridir.
Biz ne kadar dost olmak istesek de, onlara barış ve merhamet elimizi uzatsak ta onlar hiçbir zaman Müslümanların dostu olmazlar.
Tarih boyu olmadılar, gelecekte de olmayacaklar. Cenab-ı Hakkın beyanı böyle. İnsanların Cenab-ı hakkın hükmünü değiştirmeye güçleri yetmez.
Hala dünyanın birçok yerinde hükümetler devirmeye çalışanlar, Milletleri sömürmeye kalkanlar yine bu insanlar değil mi?
Onların durumlarını en iyi bilen şüphesiz Allah’tır. (cc) Rabbimiz bizi Kur’an-ı kerimindeki ayetleri ile şöyle uyarıyor.
Kur’an-ı kerimde ki bir ayetinde Mevlamız: “Müminler müminleri bırakıp da kafirleri dost edinmesin. Kim bunu yaparsa artık Allah’la olan bağını koparmış demektir. Ancak onlardan gelebilecek bir tehlikeden korunmanız başkadır. Allah kendisi hakkında sizi uyarıyor. Sonunda dönüş Allah’adır.” ( Al-i İmran 28)
Fazla detaya girmeden gayri Müslimlerle münasebetlerimiz nasıl olacağını Cenabı Hak Kur’an-ı keriminde açık olarak beyan etmiştir.
““Allah, dininizden dolayı sizi öldürmeye kalkışmamış ve sizi yaşadığınız yerlerden çıkarmamış kimselere iyilik etmenizi ve değer vermenizi yasaklamaz. Allah değer bilenleri sever. Allah’ın yasakladığı şey sadece, dininizden dolayı sizi öldürmeye kalkışanlara, sizi yaşadığınız yerden çıkaranlara ve çıkarılmanıza destek verenlere yakınlık göstermenizdir. Onlara yakınlık gösterenler yanlış yaparlar.“ (Mumtahane 8–9)
Şu ata sözümüzü hiçbir zaman unutmayalım: “Su uyur düşman uyumaz.” Biz onlara ne kadar iyi niyetli, güzel yüzlü, müsamahakar yaklaşsak da onların ajandalarında her zaman Müslümanlara karşı kötü planlar vardır. Unutmayalım.
Cümleniz Mevla’ya emanet olunuz.
AÇIKLAMA:
Bir önceki yazımda muhterem diyanet işleri başkanımızın soy adı: teknik bir hata soncu Alpaguş olarak çıkmıştır. Doğrusu: ARPAGUŞ olacaktı. Düzeltir özür dileriz.