Sessiz kalabalıklar çağı
Gürültünün hiç bu kadar arttığı bir dönem yaşanmamıştı.
Herkes konuşuyor, herkes anlatıyor, herkes haklı.
Sosyal medyadan televizyon ekranlarına, sokaklardan meclis kürsülerine kadar söz bitmiyor.
Ama garip olan şu.
Bu kadar çok konuşmanın olduğu bir yerde, kimse kimseyi gerçekten dinlemiyor.
Bugün fikir sahibi olmak, düşünmekten çok paylaşmakla ölçülüyor.
Bir meseleye kafa yormadan, arka planını bilmeden, sonuçlarını hesaba katmadan konuşmak marifet sayılıyor.
Sesini yükseltenin haklı, susanın ise yok hükmünde olduğu bir algı oluşturuluyor.
Oysa tarih bize şunu defalarca göstermiştir.
Hakikat her zaman gürültüyle gelmez.
Bu çağın kalabalıkları sessiz değil; ama sessizlik de artık kalabalıkların içinde.
İnsanlar iç dünyalarına çekiliyor, tartışmalardan uzak duruyor, fikir beyan etmenin bedelini hesaplıyor.
Çünkü konuşmak yorucu, anlatmak zahmetli, anlaşılmak ise neredeyse imkânsız hâle geldi.
Her söz ya bir etiketle ya da bir cepheleşmeyle karşılanıyor.
Bu yüzden suskunluk yeni bir tavır olarak karşımıza çıkıyor.
Bu suskunluk bir kabulleniş değil; bilakis bir itiraz biçimi.
Gürültüye karışmamayı, her tartışmaya dahil olmamayı, her provokasyona cevap vermemeyi tercih edenlerin sayısı az değil.
Bu, geri çekilmek gibi görünse de aslında bir duruş meselesi.
Eskiden söz, sorumluluk gerektirirdi.
Şimdi ise hızla tüketilen bir mal gibi.
Bir gün savunulan, ertesi gün unutuluyor.
Böyle bir ortamda ölçülü olmak, susmayı bilmek ve kelimeleri israf etmemek erdem hâline geliyor.
Herkesin bağırdığı yerde sakin kalabilmek, belki de en güçlü tavırdır.
Sessiz kalabalıklar çağında mesele daha çok konuşmak değil; doğru zamanda, doğru sözü söyleyebilmek.
Ve bazen de susarak, bu gürültülü çağın aynasını insanlara tutabilmek.
Çünkü hakikat, her zaman en yüksek sesle konuşanın yanında durmaz.
Allah'a emanet olun ...