• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
Halit Kanak
Halit Kanak
TÜM YAZILARI

Türkçe’yi ayakta tutan Ali Şîr Nevâi’nin vefâtı (3 Ocak 1501)

03 Ocak 2026
A


Halit Kanak İletişim:

Türkçe’yi ayakta tutan Ali Şîr Nevâi’nin vefâtı (3 Ocak 1501)

HALİT KANAK

Ali Şîr Nevâî, 9 Şubat 1441 tarihinde Herat’ta doğdu. Babası Kiçkine Bahadır Timur’un torunlarının hizmetinde bulunmuş, mevkî sahibi bir zâttı. Emir Timur’un oğlu ve Uluğ Bey’in babası Şâhruh’un, 13 Mart 1447’de  ölümüyle karışıklıklar çıkınca küçük Ali Şîr’i yanına alarak Irak’a gitti. 

5 yıl sonra ortalık durulunca Kiçkine Bahadır Horasan’a döndü. Bu arada Baysungur’un oğlu Ebü’l-Kasım Bâbür Mirza’nın (Şahrûh’un torunu) hizmetine girmiş, oğlu Ali Şir’i de onun himayesine vermişti. Ali Şir’den 3 yaş büyük Hüseyin Baykara’yı da himaye eden Bâbür Han, 1456’da Meşhed’e giderken hem Hüseyin Baykara’yı hem de babası vefât eden Ali Şîr’i beraberinde götürmüştü. 


Ancak Bâbür Hân 1457’de Meşhed’de ölünce Hüseyin Baykara, siyâsî çalışmalar için Merv’e dönmüş, Ali Şîr ise Meşhed’de kalarak tahsiline devam etmişti. Bâbür’ün ölümü ile hâmisiz kalan Ali Şîr’e, âlim ve mutasavvıf Seyyid Hasan Erdeşîr (k.s.) yardım elini uzattı ve bir müddet sonra da Alî Şîr Nevâî’nin hem mürşidi, hem de yakın dostu oldu. 

1464’te Meşhed’den Herat’a gelen Ali Şîr, burada Ebû Said Mirza’nın hizmetine girdiyse de ondan ilgi göremeyince Semerkant’a gitti ve Hâce Celâleddin Fazlullah’ın medresesine devam etti. Arkadaşı Hüseyin Baykara’nın Herat’ta tahta geçmesine kadar da Semerkant’ta kaldı.

HÜSEYİN BAYKARA’NIN TAHTA ÇIKIŞI


Ebû Said Mirza’nın 1469’da Karabağ Seferi’ne çıkması Akkoyunlu Hükümdarı Uzun Hasan’la onu karşı karşıya getirmiş, Uzun Hasan’ın üstünlüğü karşısında geri çekilen Ebû Said’in ordugâhı önce Uzun Hasan tarafından yağmalanmış, ardından peşine düşen askerlerce yakalanarak Baysungur’un oğlu Yadigar Muhammed Mirza’ya teslim edilmişti.


Ebu Said; Yadigar’ın babaannesi, Baysungur’un annesi ve Timur’un oğlu Şâhruh’un karısı olan Gevher Şâd Begüm’ü kendisine ihanet ettiğini iddia ederek yaşı 70’i geçtiği halde 19 Temmuz 1457’de idam ettirmişti. Bu nedenle Yadigar da Ebu Sa’id’i Uzun Hasan’dan teslim aldıktan sonra 5 Şubat 1469’da öldürdü. 

Ebû Sâid’in ölüm haberi üzerine boşta kalan Herat tahtına Hüseyin Baykara 1469 Mart’ın da ordusuyla gelip oturdu. Ardından arkadaşı Ali Şir Nevâi’yi yanına çağırdı. 

Bu kez de Akkoyunlu hükümdarı Uzun Hasan, Hüseyin Baykara’nın Herat’ı ele geçirdiğini duyunca Yadigar Muhammed Mirza’yı, öldürttüğü Ebu Sa’id’in halefi ilân ederek yanına takviye ettiği büyük bir orduyla Hüseyin Baykara’nın üzerine gönderdi. 


Ancak evdeki hesap çarşıya uymadı. Derbend-i Şahan Ovasında Yadigar Muhammed Mirza’yı karşılayan Hüseyin Baykara, Eylül ayında Yadigarı ve ordusunu fena şekilde bozdu.


Buna rağmen Uzun Hasan mutlaka Yâdigâr’ı Herat’ta tahta oturtmak istiyordu. Bu seferde iki oğlu ile yeni takviye birlikler gönderdi. Ordusu güçlenen Yadigar Muhammed Mirza 1470’in Temmuz’un da Herat’ı ele geçirdiyse de Hüseyin Baykara bir buçuk ay sonra Herat’ı yeniden almayı başardı. Yapılan mücâdele de yakalanan Yadigar Muhammed Mirza derhal idâm edildi.

ALİ ŞİR’İN DEVLETTE ETKİSİ BAŞLIYOR 

Bu kesin zaferden sonra Ali Şir Nevâi, doğrudan devlet işleriyle de ilgilenmeye başladı ve ölünceye kadar sadakatle Hüseyin Baykara’ya destek verdi, vatanına-milletine hizmet etti. 

İlk önceleri Timurlu soyunun son büyük hükümdârı olan Hüseyin Baykara’nın Divân Bey’i ve Nedîmi oldu. Bu görevdeyken; ilk yaptığı işlerden biri Hüseyin Baykara’nın bilim yuvası haline getirdiği Herat’taki sarayın da, döneminin önde gelen âlimler ve sanatçıların Hüseyin Baykara tarafından koruma altına alınmasıyla onlarla ilgilenmek olmuştu.


Baş vezirliği döneminde de, “Tezkiretü’ş-Şûâra”nın yazarı Devletşâh, ünlü tarihçiler Seyyid Mirhand (7 ciltlik Ravzatü’ş-safâ fî sîreti’l- enbiyâ ve’l-mülük ve’l -hulefâ isimli tarih kitabını Ali Şir Nevâi’ye ithâfen yazmıştır) Mirhand’ın kızdan torunu Handmir, meşhûr minyatürcü Bihzat, Süheylî, Hâtifî, Hilâlî ve pek çok hattat, bilgin, sanatçı ve şâirleri Herat’taki Devlethâne’de barındırması orayı âdeta Bilimler Akademisine çevirmişdi. 


Nevâi, sadece âlimler ve sanatçılarla değil, Hüseyin Baykara’nın hükümdarlığı döneminde yalnızca Herat’ta öğrenim gören ve sayıları 12 bin’i bulan öğrencilerle de yakından ilgilenir oldu. Ayrıca mürşidi Seyyid Hasan-ı Erdeşîr Hazretleri’ni Herat’a dâvet ederek bütün sorumluluğunu üstlendi ve vefât edene kadar da Şeyhin’den bereketlendi. 

Bir gün Ali Şir Nevâi’nin Herat’ta olmadığı bir günde Seyyid Hasan Erdeşir (kaddasallahu sırrıhu) 73 yaşlarında iken 1489’un başlarında dünyası değişti. Gâzurgâh yolunda Meyân-ı Dücûy’da atasının haziresine gömüldü. Seyyid Hasan Erdeşir Hazretleri’nin cenâze törenine katılamayan Nevâi Herat’a gelince, önce en yakınını kaybetmiş gibi tâziye verdi.


Sonrada, yakın dostu ve mürşidi için şehrin kuzey sınırında havadar ve içinden sulama kanalı geçen dağ eteğinde büyük bir hazire yaptırarak kabrini buraya naklettirdi. 

Yetmedi; sağlığında vekil ve halifesi olan birçok Aziz’in dağınık durumda olan kabirlerini de mürşidinin kabrinin civarına taşıttı. Ne de olsa Hükümdardan sonra yönetimde söz ve en büyük nüfuz onundu. Bu nedenle bâzı niyazmendler Nevâî’nin yaptırdığı bu küçük kabristana “Azîzler Hazîresi” ve “Alî Şîr’in çihâr-bâğı” dediler. 

Nevâi çok sevdiği ve vefâtına çok üzüldüğü Seyyid Hasan Erdeşir Hazretleri için bir de mersiye yazmıştı. Çünkü Nevâi, tâ 33 yıl evvelinden beri Seyyid Hasan’ın sohbetiyle müşerref olmuş, hizmetinden ayrılmaz olmuştu. 

Ahde vefâ ve hizmetlerinden dolayı Ali Şir Nevâî’ye büyük bir saygı duyan Sûltân Hüseyin Baykara 1490’da yayınladığı bir fermanla herkesin bu büyük şâire hürmet etmesini emretti. Ali Şîr Nevâî manzum ve mensur eserleriyle sadece Çağatay edebiyatının değil bütün Türk edebiyatının önde gelen isimlerindendi.


Başta Hüseyin Baykara’nın çocukluk arkadaşı ve baş veziri Ali Şir Nevâi olmak üzere, Tezkiretü’ş-Şûâra’nın yazarı Devletşâh, ünlü tarihçiler Mirhant ile Handemir, meşhûr minyatürcü Behzat, Süheylî, Hâtifî, Hilâlî ve pek çok hattat, bilgin, sanatçı ve şâirler Herat’taki Devlethâne’yi âdeta Bilimler Akademisine çevirmişlerdi. 

Nevâi hayatı boyunca hiç evlenmemiş, ömrünü ilim ve irfana adamıştı. Onun zamanında Herat Kubbet’ül İslâm olarak anıldı. O sadece bir edebi şahsiyet değil, devletin her kademesinde hizmet eden bir devlet adamıydı.


Ali Şir Nevâi’nin en önemli hizmetlerinden birisi de, Türkçe söyleyişin bütün esaslarına ve inceliklerine sadık kalarak zengin bir şiir dili oluşturmasıydı. Bundan sonra şâirler Çağatay Türkçesinin en güzel örneği olan ve “Nevâi dili” de denilen bu Türkçe ile şiir yazmaya başladılar.

Bundan başka Ali Şir Nevai, Muhâkemetü’l-Lügateyn isimli eserinde Türkçe ile anadili kadar iyi bildiği Farsça arasında mukayese yaparak Türkçenin üstünlüğünü savundu. Kaşgarlı Mahmud’dan sonra Türk diline en büyük hizmeti eden kişi olarak anıldı.

Ali Şir Nevâi’nin dördü Türkçe, biri de Farsça olmak üzere beş ayrı divanı vardır. Ayrıca 18 ayrı kitabının yanında Hamse isimli eseri 5.780 beyitlik “Ferhad ile Şirin” ve 3.500 beyitlik “Leyla ile Mecnun”u da içinde barındırır. Nevâi, Anadolu’ya hiç gelmemesine rağmen, eserleriyle bugüne kadar Anadolu Türklerinin hanelerine misafir oldu, bütün Türk yurtlarının ortak atası, Türk kültür ve edebiyatının yıldızı oldu. 


Resmî evrakların altına mühür basmayı bile ondan öğrendik. Mührünü diğer devlet erkânı gibi evrakın üstüne basacağı yerde altına basmış olmasıyla bu usul daha sonra resmî âdet haline gelmiştir. 

Nevâî’ye göre dil, bir milletin temel değeridir. Millî dile sahip olmadan millet olunmaz. Ancak dilin varlığı da millet olmak için yeterli değildir; o dilin işlenmesi ve kullanılması gerekir. Bu düşünceyle “Türkçe konuşup yazmayanları, Türk soyundan olsalar bile Türk saymaz.” 

Ali Şir Nevâî, Türklüğün kendisine ihtiyaç duyduğu bir dönemde yaşamış ve en kritik dönemde Türkçeye sahip çıkmıştır. 

Fakat ömür tükenmektedir. Her fâni gibi Ali Şir Nevâi de ömrünün sonunun yaklaştığını, önce Şeyhi Seyyid Hasan Erdeşir Hazretleri’nin 1489’da vefâtı, ardından çok iyi dostu, büyük âlim Ubeydullah Ahrâr Hazretlerinin Halife’si ve “Nefâhat’ül Üns Min Hazerâtil Kudüs” adlı eserin yazarı Abdurrahman Câmi Hazretleri’ni 1492 yılında kaybetmesiyle anlamıştır.


Son zamanlarda yaşanan bâzı saray entrikaları da onu yormuştur. Hüseyin Baykara’nın, oğlu Bedîüzzaman ile arasının açılması ve bundan olma torunu Mirza Mehmed Mü’min’in yanlış bir fermanla öldürülmesi, sonra bu olayı hazırlayanların idam edilmesi, hem hükümdarı, hem de Nevâî’yi çok sarstı. Bu hadiselerde meselelerin halli daima ona düşmüştü. Fakat o bu saltanat mücadeleleri arasında birdenbire çöktü.


Sağlığı bozulmuştu. Nihayet 31 Aralık 1500’de Hüseyin Baykara’yı Esterâbâd (Gürgan) dönüşünde karşılarken kucaklaştıkları sırada yere yıkıldı. Herat’a getirildikten üç gün sonra 3 Ocak 1501’de Rahmet-i Rahman’a kavuştu. Kudsiyye Camii yanında kendisinin yaptırdığı türbeye defnedildi. Mâkâm-ı Âli olsun inşaallah…

Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.
x

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23