İran’da yeniden toplumsal çalkantı
İran’da yeniden toplumsal çalkantı
AHMET VAROL
İran’da zaman zaman bazen siyasi bazen ekonomik sebeplerden dolayı toplumsal çalkantılar yaşanıyor. Bu çalkantılarda içeride hakim sistemle toplumsal taban arasındaki uyumsuzluğun gittikçe büyümesinden dolayı siyasi muhalefetin taraftar kitlesinin artmasının ve İran’daki yönetimi kontrol için kullanılabilecek kartları kaybetmek istemeyen dış güçlerin tahriklerinin, yönlendirmelerinin de önemli rolü olduğu söylenebilir.
Bundan önce de Eylül 2022’de, tesettürle ilgili kurallara riayet etmemekten dolayı ahlâk polisi tarafından gözaltına alınan, İran Kürdistanı ahalisinden 22 yaşındaki Mehsa Emini (Batı medyasında Mahsa Amini diye yazıldığı için Türkiye medyası da böyle yazdı) isimli genç kızın henüz gözetim altında sorgulaması devam ederken hayatını kaybetmesi büyük çalkantılara neden olmuştu.
Böyle bir olay İran’da zaman zaman bu tür toplumsal kalkışmaların olması için fırsat kollayan dış güçler için bulunmaz bir fırsattı. İçeride sistemle ciddi uyumsuzluk yaşayan kesim açısından da, halkın harekete geçirilmesi ve siyasi otoritenin zayıflatılması için değerlendirmeye gayet uygun olarak görülüyordu. O yüzden tepkiler çok kısa sürede geniş bir alana yayıldı.
2022’deki olaylarda devlet başlangıçta, nispeten ihtiyatlı davranarak hadiselerin kendiliğinden yatışmasını sağlamak amacıyla Mehsa Emini’nin ölmesi olayının soruşturulacağı ve suçluların cezalandırılacağı vaadinde bulundu. Fakat hem içerideki muhaliflerin hem de olaylara dışarıdan müdahale edenlerin toplumdaki tepkiyi güçlü bir kalkışmaya dönüştürme çabası göstermesi üzerine devlet de polis gücünü daha fazla devreye sokarak olayları bastırmayı başardı.
Bunda bizim gördüğümüz kadarıyla iki önemli hususun büyük etkisi olmuştu. Birincisi İran’da her ne kadar toplumun geniş bir kesimi sistemin uygulamalarından rahatsız olsa da örgütlü bir muhalefet mevcut değildir. Ayrıca İran’daki sistem Arap Baharı sürecinde yaşanan tecrübeleri de değerlendirerek meydanlara çıkan kitlelerin örgütlü bir yapılanma içine girmesini önlemek için bütün tedbirleri aldı. Bu amaçla en başta internetin kullanılmasını engelleyerek sosyal medya üzerinden yatay örgütlenme sağlanmasının önüne geçmeye çalıştı.
İkinci önemli husus ise İran’ın böyle bir kalkışmaya karşı hazırlıklı olmasının ve bu amaçla güvenlik organlarını yapılandırmasının yanı sıra aynı zamanda hakim sistemi sahiplenen, korunması için çalışılması gerektiğine inanan bir toplumsal taraftar kitle oluşturabilmiş olmasıdır. Bu kesim zaman zaman yönetime eleştirel yaklaşsa da ülkede hüküm süren sistemi inanç ve değerlerle irtibatlandırmakta, onun korunmasını bir sorumluluk olarak görmektedir.
Şimdi, zaten ambargo yüzünden ciddi ekonomik sıkıntılar yaşayan İran’da birden ulusal paranın değerinin düşürülmesi yeni bir kalkışmanın fitilini çeken gelişme oldu.
Olayların patlak vermesinin hemen ardından işgalci siyonist rejim, meydanlara çıkan kitlelerin arkasında durduğuna dair açıklama yaparken ABD de İran’a, göstericilere müdahale etmemesi yönünde tehditte bulundu. Oysa siyonist işgal rejimi ve ABD’nin desteği bu ülkedeki muhalif unsurların imajını yıpratırken, yönetimin olayların arkasında İran’a tuzak kuran dış güçlerin bulunduğu yönündeki söylemlerini, dolayısıyla polis müdahalesiyle olayları bastırma yöntemini daha etkin bir şekilde devreye sokmanın gerekçelerini güçlendirmektedir. Siyonist işgal rejimi ve ABD’nin bunu tahmin etmelerine rağmen yine de söz konusu açıklamaları yapmış olmaları muhtemeldir. Bunu belki birtakım siyasi hesaplarla yapmış olabilirler. Ancak siyonist işgal ve ABD’nin desteği İran’daki muhalefetin bileğini güçlendirmez bilakis zayıflatır.
Ekonomik sebeplerden kaynaklanan bu son hadiselerin ne kadar sürebileceği ve hakim sistemi ne kadar zorlayabileceği konusunda kesin bir şey söylememiz şimdilik zor. Ama ambargonun devam etmesiyle doğrudan ilişkili ekonomik sorunların devam etmesi toplumda şu anki kalkışmaya mesnet oluşturan vakıanın da varlığını sürdürmesi demektir.