Azerbaycan’da Devlet kuranlar.. Behbud Han Cevanşir’in İstanbul’da şehâdeti (18 Temmuz 1921)
Azerbaycan’da Devlet kuranlar.. Behbud Han Cevanşir’in İstanbul’da şehâdeti (18 Temmuz 1921)
Halit Kanak
Karanlıktan cüret aldı bir sırtlan
Onun pençesinde can verdi bir şir
Bir yığın kemiktir toprakta kalan
Cennete yükseldi Behbut Han Cevanşir.
Yolcu bu gördüğün bir makber değil
Zulme zebun olan hakkın heykeli
Geçme dur önünde hürmetle eğil
Lanetle an hakka saldıran eli.
Erozan
Azebaycan işgâl altında iken Mehmet Emin Resulzâde ve bir avuç arkadaşı tarafından 28 Mayıs 1918’de kurulan Azerbaycan Cumhuriyeti’nde hem İçişleri, hem de Ticaret ve Sanayi Nazırı olarak önemli rol üstlenen devlet adamlarından biri de Behbud Han Cevanşir’dir.
Devlet kurulduğu ilk dönemlerde Şeyh Zemanlı başkanlığında bir heyet İstanbul’a Türk Hâkânı’ndan yardım istemek üzere gönderilir. Harbiye Nazırı Enver Paşa Türk Hâkânı’nın derhal yardım edilsin talimatıyla Kafkas İslâm Ordusunu kurar başına geçirdiği kardeşi Nuri Paşa’ya Bakü’nün Ermeni, Rus ve İngilizlerden temizlemesini ve hükümet merkezini oraya taşımasını emreder.
Emir Nuri Paşa tarafından harfiyen yerine getirilir. Bizim de ziyaret ettiğimiz Gence’deki karargâhında aldığı karar gereği Nuri Paşa düşmanı süpüre süpüre bir bayram sabahı 15 Eylül 1918’de Bakü’ye girer. Böylece Azerbaycan Hükümeti Başkent ilân edilen Bakü’ye taşınır.
Fakat kısa bir süre sonra imzalamak zorunda bırakıldığımız Mondros Mütarekesi ile Bakü’den çekilince İngilizler … komutasında Bakü’ye girerler. Cevanşir’in şehâdetine giden yolda burada başlar.
Üniversiteyi Almanya’da bitiren mühendis Behbud Han Cevanşir, yeni kurulan hükümet tarafından Almanya ile ticâri ilişkileri geliştirmek, petrol karşılığı çeşitli ürünler ithal etmekle görevlendirilir. İlk durak yeri İstanbul’dur. Bir nevî Almanya ile yapacağı ticâri işlerin üssü İstanbul olacaktır. Bu nedenle eşi ve iki kardeşiyle İstanbul’a gelir, geçici olarak Pera Palas Oteline yerleşir.
Ancak Ermeni terör örgütü Taşnakçıların kurduğu, adını intikam tanrıçasından alan Nemasis’in merceğine takılır. Cevanşir’in önemli bir görev için İstanbul’a geldiği Bakü Ermenilerince ihbar edilmiştir. Ermeniler o sıralar İstanbul’daki işgâl kuvvetlerinin himayelerinde terör estirmeye devam etmektedirler. Zâten İngilizler Ermeni tehcirinde parmağı olanların peşindedir.
Tehcir bahanesi ile Boğazlıyan Kaymakamı Mehmet Kemal Bey 10 Nisan 1919’da, Erzincan jandarma komutanı Hayran Baba lakaplı Hâfız Abdullah Avni Bey 22 Temmuz 1920’de, Urfa Mutasarrıfı Mehmet Nusret Bey de 5 Ağustos 1920’de idam edilirler.
Ayrıca Ermenileri incittiğine inanılan Azerbaycan Cumhuriyetinin ilk Başbakanı Fetali Han Hoyski 19 Haziran 1920’de Tiflis’de, Azerbaycan Parlementosu eski başkan yardımcısı Hasan Bey Agayev 19 Temmuz 1920’de Tiflis’de, 24 Nisan 1915’teki tehcirden sorumlu tutulan Osmanlı-Türk Devletinin dâhiliye nâzırı Talat Paşa 15 Mart 1921’de Berlin’de ermeni teröristler tarafından şehit edilmiştir.
İşte öyle bir ortamda Ermeniler, İngilizlerden aldıkları cesaretle işledikleri cinayetlere bir yenisini eklemek için, Behbud Han Cevanşir’i sözde Bakü’de Ermenilere karşı kötü davrandığı gerekçesiyle cezalandırmak için harekete geçtiler.
Harekete geçenler Osmanlı Devletinin zorla teslim alındığı Mondros Mütarekesi’ni fırsat bilerek, önceden beri “Ermeni Devrim Federasyonu” isimli terör örgütünü kuranlardı.
Hem de bu örgütün merkezini işgâl altında ki İstanbul’da çıkardıkları bir gazetenin binasında faaliyete soktular. Yetmedi bir de aynı binada Ermeni Devrimci Federasyonuna bağlı olarak infaz bürosu katı kurdular ve başta Enver Paşa, Talat Paşa, Cemal Paşa, Başbakan Said Halim Paşa, Dr. Nâzım, Dr. Bahaddin Şâkir, İsmail Canpolat, Vali Cemal Azmi Bey olmak üzere 41 kişiyi gıyaplarında yargılayarak öldürme kararı aldılar. (Yukarıda ismi yazılanlar infaz edildi.)
Aynı infaz bürosunun hedefinde bu kez Behbud Han Cevanşir vardı. Karanlık plan Cevanşir’in İstanbul’a geldiği haberinin ulaştırıldığı, görünürde gazete binasındaki infaz bürosu katında alındı.
Bu iş için seçilen katil Trabzon Ermenilerinden Agop Torlakyan’ın oğlu ve aynı zamanda Taşnaksütyun terör örgütü fedâilerinden Misak Torlakyan’dı. Ve takvimler 18 Temmuz 1921 Pazartesi gününü gösterdiğinde faaliyete geçti. Kendisine sonuna kadar yardım eden diğer Ermeni militan Hovaness Amadouni tarafından Cevanşir’in yakınlarıyla Taksim Tepebaşında bir çay bahçesinde oturduğu bilgisi verildiğinde oraya geldi göz hizasında takibe başladı.
Gerçekten de Behbud Han Cevanşir; yanında hanımı, Sürhad ve Cemşid adlı iki erkek kardeşi olduğu halde akşam yemeğinden sonra geldikleri Pera Palas Oteline yakın Haliç’e nâzır çay bahçesinde oturmaktaydılar.
Saat 23:30’a geldiğinde hep beraber kalktıklarında katil Torlakyan’da peşlerine takıldı. Cevanşir yakınlarıyla önde, katil Torlakyan arkada Pera Palas Oteli’ne doğru yürümeye başladılar. Tam antikacı Haim’in dükkânı önünden otele doğru geldikleri sırada Torlakyan revolverini çekerek Cevanşir’e kalleşçe arkadan ateş etmeye başladı.
Ölümcül yara almasına rağmen Cevanşir hızla döndü elleriyle Torlakyan’ın tabancalı elini yakaladı. Katilin elinden silahı almaya çalışırken bir yandan da ne olduğunu anlamaya çalışan şoka girmiş kardeşlerine, “Bu beni vuruyor, tutun bırakmayın” diye bağırmaya başladı.
Bu arada Torlakyan, Cevanşir’in bâtın bölgesine iki el daha ateş etmeyi başardı. Buna rağmen Cevanşir düşmeden önce son gücüyle Torlakyan’ı tramvay yoluna fırlattı. Bunun üzerine kısa şoku üzerinden atan kardeşi Cemşid, Torlakyan’ın üzerine atladı.
Canhıraş arbede kısa sürdü. Torlakyan son kurşunu Cemşid’e sıktıysada Cemşid eliyle vurarak namlunun dengesini bozmayı başarmış, revolverden çıkan kurşun Cemşid Bey’in sol gözünü sıyırarak otelin ikinci penceresinin pervazına saplanmıştı.
Bu arada Sürhad Bey’de yetişmiş Torlakyan’ı güçlü kollarıyla sıkıca kavramıştı. Tamamıyla hareketsiz kalan Torlakyan’ı galeyana kapılan Cevanşir Bey’in hanımı bir süre şiddetle tokatladı.
Bu sırada yakında devriye gezen Galatasaray Merkez Karakolunda görevli 205 yaka numaralı Polis Ali yetişmiş ve katili derdest etmiştir. Polisin yetişmesiyle Cemşid Bey ağır yaralı Behrud Han Cevanşir’i derhal kucağına alarak polisin yoldan çevirdiği otomobile bindi ve hızlıca yakındaki İngiliz hastanesine doğru yola çıkıldı.
Cevanşir Bey yolda bir taraftan şoföre “Yüreğim çok yanıyor, beni tez hastaneye yetiştir, yüreğimden kurşunu çıkarsınlar” derken, diğer taraftan da kardeşine “Benim hiçbir şahsi düşmanım yoktur. Benim milletime ettiğim hizmet, Ermenilerin hoşuna gitmediği için Ermeniler beni vurmuştur” diyebilmiştir.
Hastaneye gelindiğinde; “Efendiler, şu pencereleri açınız, hava alayım, havasızlık beni boğuyor” dedikten sonra son isteği “Zevcemi yanıma getiriniz, söyleyeceklerim vardır” olduysa da buna izin verilmez. Biraz sonra da Cevanşir ruhunu teslim eder..
Bu arada Torlakyan’ı yakalayan Türk Polisi tabancasıyla beraber katili Beyoğlu Polis Merkezi’ne sevk etmeye hazırlanırken, olay yerine gelen Fransız polisleri tarafından zorla Türk Polisinin elinden alınarak önce Fransız Karakolu’na ardında da Kumkapı Hapishanesi’ne gönderilir.
Son kararı İngilizler verir ve bir zamanlar Grand Hotel Kroecker ismiyle hizmet veren, ancak İstanbul’un işgâliyle İngilizler tarafından el konularak İngiliz istihbarat merkezi ve hapishaneye çevrilen Beyoğlu Meşrutiyet Caddesi 58 numaralı binaya getirilerek İngiliz himayesine alınır.
(Şimdilerde Beyoğlu Öğretmen Evi ve Akşam Sanat Okulu olarak faaliyet gösteren binada, işgâllere karşı çıkan yüzlerce vatan evlâdı korkunç işkencelerden geçmiştir.)
Ancak katil Torlakyan, Osmanlı vatandaşı olduğu için Türk mahkemesinde yargılanması gerekmektedir. Adliye Nâzırlığı vakit kaybetmeden Hariciye Nâzırlığına başvurarak Torlakyan’ın yargılanması için itilaf makamlarına başvurularak iâde talebinde bulunulmasını istediyse de, 10 Ağustos’ta İngiliz ve Fransız işgal güçlerine yapılan müracaatlar reddedildi.
Göstermelik mahkeme, General Harrington’un katilin yargılanmasına başlansın talimatıyla Harbiye Mektebi binasında güya başlar. İngiliz Alay Komutanlarından Binbaşı Freezy başkanlığında ki mahkeme heyeti; Yüzbaşı Berkeley, Teğmen Oconur ve Savcı Miralay Ballar’ın Yaveri Teğmen Rickatson Hatt’dan oluşmaktaydı.
Torlakyan’ın avukatları Dikran Barsamyan, Hamayak Hüsrevyan ve Maltalı Doktor Miçi Efendi olmak üzere hazır bulundular. Cevanşir Ailesi’nin avukatlığını Haydar Rıfat Bey üstlenirken, tercüman olarak Reşad Danyal, kâtibe olarak da Ahmet Ağaoğlu’nun Mekteb-i Hukuk’un öğrencisi olan kızı Süreyya Ağaoğlu eşlik etmekteydi.
İlk duruşmada Behbud Han Cevanşir’in kardeşi Cemşid ile Behbud Han’ın eşinin ifadeleri alındı. Akabinde devam eden süreçte Ermeniler olayı, bir intikam alma davasına dönüştürerek meseleyi tehcirden itibaren, Kafkas İslam Ordusu’nun Bakü’ye girişini de dâhil ederek cinayeti siyasi bir konuma taşıdılar.
Aslında beratla sonuçlanacağı belli olan dâvâ, Ermenilerin siyâsi şov yapmasına imkan vermek için uzadıkça uzadı celseler birbirini kovaladı.
Mahkemede iddia makamının öne sürdüğü Torlakyan’ın akli dengesinin bozuk olduğu iddiasını, ruh ve sinir hastalıkları uzmanı Dr. Mazhar Osman Bey çürüttü. Hatta; Mazhar Osman Bey, arkadaşlarıyla birlikte Torlakyan’ı muayene ettiğini, verdiği cevaplarına istinaden de olay anında şuurlu bir şekilde cinayeti işlediğini ve cezai ehliyeti bulunduğunu tıbbi delillerle ispat etti. Konu hakkında hekim arkadaşları Lütfi Akif, Ahmet Şükrü, Şükrü Hazım ile birlikte hazırladıkları bir raporu da “Tıbbî Etüd” adıyla mahkeme heyeti’ne sundu.
Bütün bunlara rağmen katil, Berlin’de Talat Paşa’yı vuran Tehliryan gibi suçu hemen kabullenmesine rağmen, İstanbul’u işgâl eden ingiliz askerî mahkemesince “Suçlu ama sorumlu değil” diye saçma bir kararla beraat ettirildi.
Sonrada katil Misak Torlakyan, Yunanistan ve Romanya’da bir süre misafir edildikten sonra ABD’ye götürülür ve 1968 yılında 76 yaşında California’da ölür.
Behbud Han Cevanşir ise en güzel şekilde cenâze namazı kılındıktan sonra İstanbul’un en güzide ve mânevi havası yüksek yerlerinden biri durumundaki Yahya Efendi Dergâhı haziresine defnedilir ve vatan topraklarında sonsuza dek misafirimiz olarak kalır. Ruhu şâd olsun.