Lekelenmeme hakkı, masumiyet karinesi, suçta şahsilik ilkesi
Lekelenmeme hakkı, masumiyet karinesi, suçta şahsilik ilkesi
ALİ KARAHASANOĞLU
Peşinen söyleyeyim..
Bu kavramlarda muhatap kişi kim olursa olsun, durduğumuz yer aynı olmalıdır.
“Lekelenmeme hakkı” kavramını, Ali Karahasanoğlu’nda nasıl anlamlandırıyor ve kullanıyor isek..
Ekrem İmamoğlu’nda da aynı anlamda kullanmalıyız.
“Masumiyet karinesi”ne hangi anlamı veriyorsak, ilgili kişi Murat Ongun da olsa Ali Karahasanoğlu da olsa, değişiklik yapmamalıyız..
“Suçta şahsilik” prensibini suç işlediği iddia edilen kişinin adı ve soyadına bakarak, farklı yorumlarla uygulamamalıyız. Ali Karahasanoğlu’nda hangi anlam geçerli ise, Ekrem İmamoğlu’nda da aynı anlam geçerli olmalıdır..
Haydi buyrun laboratuvarda testlerimizi yapalım..
Haydi buyrun sahaya inelim.
Haydi buyrun, somut isimler üzerinden bu kavramları irdeleyelim..
Haydi buyrun..
Bakalım solcu kemalistler, nasıl fırıldak olmuşlar.
Tayyip Erdoğan düşmanı bizim muhafazakarlar, kavramların içini bazen nasıl boşaltmışlar, bazen gerektiğinden fazla doldurmuşlar..
Hukuk kavramlarını nasıl dansöz gibi kıvırttırmışlar, lastik gibi istedikleri şekilde uzatıp, kısaltmışlar..
Karar gazetesindeki Ahmet Taşgetiren ağabeyden başlayın..
Babası müftü Yusuf Ziya Cömert’ten devam edin.
Hafız Mehmet Ocaktan ile, babası ilahiyat profesörü Akif Beki ile, İstanbul eski müftüsü Prof. Mustafa Çağrıcı ile bu mahallenin isimlerini bitirelim..
Bunların idolleri konumundaki Cumhuriyet gazetesinde M. Alev Coşkun ile başlayalım, Orhan Bursalı ile devam edelim.. Arasıra yazılar kaleme alan Hamdi Yaver Aktan, Suna Türkoğlu isimli yüksek yargıçlarla noktalayalım..
Kendi sosyal medya hesaplarından paylaşım yapıp, “Alo Cumhuriyet. Erdoğan karşıtı paylaşımım var. Size yarar” diye gündeme girmek isteyen Akademisyenlerden Adem Sözüer ile başlayın, Prof İzzet Özgenç ile devam edin..
Sözcü ve onun yavrusu gazetelerdeki genel yayın yönetmenlerinden yazarlarına kadar hepsini gözünüzün önüne getirin..
Lekelenmeme hakkını bu isimler nasıl izah ediyorlardı?
Hemen soracaksınız, “Hedef alınan ismi söylemezseniz, bu isimlerin lekelenmeme hakkını nasıl anlamlandırdıklarını söyleyemeyiz.”
El hak, doğru diyorsunuz.
Önce hedef alınan kişinin adını soyadını söylemeliyiz ki.
Bu adamına göre hukuk üreten isimler de, o kişinin kendilerine yakınlığına göre, size “lekelenmeme hakkı”nın ne anlama geldiğini söylesinler..
Muhatap Ekrem İmamoğlu mu?
Asrın yolsuzluğuna imza atmış Ekrem İmamoğlu ile ilgili bir suçlama mı var.
Bu isimlerin hepsi, bağıra çağıra şunları söyleyeceklerdir.
Yanlış oldu..
Söylemişlerdir:
“Lekelenmeme hakkı, hakkında suç şüphesi bulunan bir kişinin, kesinleşmiş bir mahkeme kararı olana kadar, onur ve şerefinin korunmasıdır. Suçlu gibi gösterilmemesidir.”
Ekrem İmamoğlu’nda lekelenmeme hakkı böyle.
Diyorlar ki: “Ekrem İmamoğlu için, şu an bir mahkemenin verdiği rüşvet veya ihaleye fesat karıştırma suçlarından kesinleşmiş mahkumiyet kararı var mı?”
Hepimiz aynı cevabı veriyoruz: “Yok..”
Ekrem İmamoğlu’nun fonladığı isimlerin hepsi, “O halde Ekrem İmamoğlu suçlu imiş gibi bir anlam çıkaracak, lekelenmeme hakkını ihlal edecek ifadeler kullanılamaz” diyorlar..
Dedikleri husus, gazeteciler için geçerli bir kural değil ama.. Ayrıntıya girmeyelim..
Peki diyelim..
Masumiyet karinesine geçelim..
Bu kavrama da, eğer sözkonusu olan Ekrem İmamoğlu’nun devasa rüşvet suçları ise.. Muhataplarımız şöyle anlam verecekler:
“Ekrem İmamoğlu, masumiyet karinesi gereği, toplum nezdinde asla suçlu gibi gösterilemez. Kural olarak herkes masumdur.. Suç, mahkeme tarafından tespit edilir, ceza verilir ve kesinleşirse, o dakikadan sonra suçlu muamelesi yapılabilinir.”
Buna da “peki” diyelim..
Gelelim, “Suçta ve cezada şahsilik prensibi”nin uygulamasına..
Eğer sözkonusu olan isim Ekrem İmamoğlu ise, ister 1 milyar TL’lik görülmemiş bir rüşvet suçlaması sözkonusu olsun. İster, bu suçtan elde edilen paralarla işlenen ikinci suçlar, aile yakınlarına yapılan kazanımlar olsun..
Fonlanmış her bir isim, emekli yargıcından, gazetecisine kadar hepsi şöyle diyecekler: “Ekrem İmamoğlu ayrı. Oğlu ayrı. Babası ayrı.. Oğlunun fiilinden dolayı baba suçlanamaz. Babasının fiilinden dolayı oğul sorumlu tutulamaz.”
Buna da “peki” dedik..
Şimdi sıkı durun..
Şimdi, Ekrem İmamoğlu’na isnat edilen suçların yanında, bahsini edeceğim iddialar, solda sıfır mesabesinde bile değil..
İddiaların kemiyeti de, keyfiyeti de, ilgilisi ile hedeflenen kişilerin farklılığı ile kıyaslanabileceği hiçbir benzerlik yok ama.
Arkadaşlar bir bardak suda fırtına kopartmaya meraklılar..
Her türlü iftirayı atarlar, yazarlar, çizerler, konuşurlar..
Saygı Öztürk, Cem Uzan gibi bu ülkenin 20 milyar dolarını iç etmiş bir hırsızın işçisi olmuş adam bile, Melih Gökçek için “suç örgütü” isnadında bulunur..
İddiaları ne.
Gelini, Almanya’da bir taşınmaz almış..
Bana sorarsanız, ben almam..
Ama, Ekrem İmamoğlu’na 143 eylem isnat edildiği halde, lekelenmeme hakkı, masumiyet karinesi, suç ve cezada şahsilik diye “Suç örgütü ifadesini kullanamazsınız” diyenler..
Şimdi kendileri, ortada 143 değil, 100 değil, 43 değil, suç olup olmadığı belirsiz “gelinin yurtdışına para transfer edip, oradan taşınmaz alması” üzerinden, devasa suçlar icat ediyorlar. Suç örgütü kuruyorlar.. Destekledikleri CHP’yi, Ankara Büyükşehir’de sandıkta 5 defa eze eze yenen Melih Gökçek’ten kendilerince intikam alıyorlar..
Melih Gökçek’in kendisine de değil.
Gelini üzerinden Almanya’daki taşınmaz alımını, daha savcı ifade bile almadan, mahkumiyet kararı çıkmış, kesinleşmiş, Melih Gökçek için de bu karar kesinleşmiş gibi manşetler atıyorlar.
Sadece solcular değil..
Yıllarca Melih Gökçek ile oturup kalkan, onunla yol yürüyen muhafzakar isimler bile, aynı insafsızlığı yapıyorlar..
Gökçek’in kendisinin değil, oğlunun bile değil, gelinin para transferini, kayınbabadan soruyorlar.
Ama biliyorum.
Ekrem İmamoğlu ve avanesindeki gibi, Melih bey “Gelinime sorun” demeyecektir. Bildiği ne varsa, hepsini savcılğıa anlatacaktır..
Biri çıkıp da derse ki, “Aynızsını siz Ekrem İmamoğlu için yaptınız. Ona da yapılmamalı idi. Melih Gökçek’e de yapılmamalı idi.”
Önce solcuların riyakarlığını tescilleyelim. Bunda mutabık olalım..
Sonra Melih Gökçek’e de, Ekrem İmamoğlu muamelesi yapılması gerekir mi sorusuna cevap verelim..
Gökçek’e isnat edilen 1 ise, Ekrem’e isnat edilen 143.
Siz 143 eylem isnat edilene reva görmediğiniz uygulamayı, Gökçek’e uyguluyorsunuz.
Sonra da bizden, “143 eylemin sanığına dokunmayın” diyorsunuz..
Söyleyin, nerde görülmüş bu yoğurdun bolluğu?
(Konunun, Yargıtay içtihadları gereği, iddianame düzenlenmiş olma şartı ile, gazetecilere verilen iddianamedeki ifadelerin tekrarlanması hakkı -yorum hakkı çerçevesinde değerlendirmemizi, bir başka zaman yapalım.)