• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
Halit Kanak
Halit Kanak
TÜM YAZILARI
28 Eylül 2019

29 Eylül 1911 Türk - İtalya Savaşı ve Libya'nın İşgâli

Trablusgarb ve Bingâzi'nin kendisine terkedilmesini isteyen İtalya'nın gönderdiği "nota" 23 Eylül'de Sadrâzâm İbrahim Hakkı Paşa'ya ulaştığında, Sadrâzâm İtalyan Robilan Paşa ve Eşiyle briç oynuyordu.(Robilan Paşa güyâ jandarmanın ıslâh edilmesi için Türkiye'deydi.)

Sadrâzâm Hakkı Paşa bir müddet getirilen zarfı açmadığı gibi cevabıda geciktirdi. Bunun üzerine İtalya 28 Eylül'de 24 saat içinde cevaplandırılmak üzere ikinci nota'yı verdi ve savaş ilân edeceğini duyurdu. 

Hakkı Paşa alelacele kendi konağında kabineyi topladı olmadı gece yarısı saraya taşındılar sabaha karşı hazırlanan cevapta "İşgâlden vazgeçildiği ve Osmanlı Devleti'nin toprak bütünlüğüne saygı gösterildiği takdirde İtalya'ya daha fazla ticâri ve siyasî imtiyazlar verileceği" bildirildi. 

Buna rağmen İtalya 29 Eylül'de Türkiye'ye savaş ilân ettive Trablusgarb'ı bir gün boyunca denizden bombaladıktan sonra, üç bölük askerin koruduğu Trablusgarb'a girdi. (Yemen isyanı için Mahmut Şevket Paşa takviye asker isteyince buradaki tümen oraya sevkedilmişti.) 

Bu durum büyük bir infiâle yol açmtı. Sadrâzâm Hakkı Paşa, "Vaktiyle benim durumuma düşen Sadrâzâmların padişahlar tarafından binek taşlarında boyunları vurdurulurdu" diyerek istifa etti. Yerine 30 Eylül'de Said Paşa atandı.

Bu kritik ortamda Berlin'de Askerî Ataşemiliter olarak görev yapan Kurmay Binbaşı Enver derhal İstanbul'a gelerek Türk Hâkânı ile görüşmüş ve yanında Fuat Bey (Bulca) (amcası Halil Bey Paşa), Ekrem Bey, Kendi kardeşi Nuri Bey(Paşa) olduğu halde gizlice Libya'ya Cephe'ye koşmuştur. Paris askerî ateşesi Ali Fethi Bey ise Tunus üzerinden Libya'ya ulaşmıştı.

Ancak bu kolay olmamıştır.Mısır İngilizlerin elinde olduğu için Libya ile kara bağlantımız yoktu, denizde ise İtalya Donanması göz açtırmıyordu.

Enver Paşa planlamasını yaptı. Kılık değiştirerek İskenderiye üzerinden kara yoluyla Libya'ya geçilecekti. İlk önce, daha sonra Teşkilât-ı Mahsusa'nın başına geçireceği en güvendiği subaylardan ÇerkesKuşçubaşı Eşref'e haber saldı ve güvendiği subaylarla İskenderiye'ye hareket etmesini istedi.

Kuşçubaşı Eşref haberi aldığında Hamidiye Alayından bir subayla Bitlis, Muş, Van arasında dolaşıyor yetkililerle bölgenin durumunu görüşüp rapor ediyordu.Derhal telgrafın başına geçti.

İtalyanların Libya'ya saldırdıkları haberi telgraf tellerinde süratle dolaşmaya başladı. İlk haberi Edirne'de askeri okuldan beri arkadaşı olan Bağdat'taki Süleyman Askerî'ye ulaştırdı sonra diğerlerine.

Süleyman Askerî yanında subay arkadaşlarından Cemil, Tevfik ve Fehmi Bey'ler olduğu halde medrese öğrencisi kılığında İskenderiye'ye ulaştığında, Kuşçubaşı Eşref'de Mustafa Kemal, İzmit'li Mümtaz, Ömer Naci, Yakup Cemil, Sapancalı Hakkı, Nuri Conker, Çerkes Reşid (Çerkes Ethem'in kardeşi), Selanikli Nazım, Beşiktaşlı Niyâzi, Şeyh Salih Tunusî, Cezayirin milli kahramanı Abdülkadir Cezayiri’nin oğlu Emir Ali Paşa ile 29 Ekim'de İskenderiye'ye gelmişlerdi. 

Grubun Trablusgarb'a doğru yolculuğu Kasım Ayı ortalarında başladı. İngiliz devriyelerine yakalanmamak için Kuşçubaşı Eşref herkesi küçük gruplara ayırmıştı, fakat bu arada Mustafa Kemal hastalanınca O'nu Rum doktor Çaçatis'e teslim etmişlerdi. Mustafa Kemal, Enver Paşa'nın komutasında Derne'de görev almak için ancak 1 Aralık 1911'de yola çıkabildi. Savaş'ın başlamasından dokuz hafta sonra Sireneykaya'ya sızmayı başardığında askerlerin Enver'in topu ‘midfa'i Enver’ dedikleri top seslerini duymaya başladı. Savaşın en hararetli döneminde gözünden ciddi şekilde yaralandı.Libya dönüşünde Kuşçubaşı Eşref tarafından Viyana'da tedavisi yaptırıldı.

Enver Paşa daha 19 Ekim'de Libya'ya varmış Derne'de ve diğer bölgelerdeki direnişi teşkilatlandırmaya başlamıştı. Kısa sürede 20 bin kişilik yerel güce ulaşmış ve kendi adına para bastırmıştı.

Ekim sonunda ise Mısır ile Tunus arasındaki 1.320 km'lik sahil İtalyan'ların eline geçti. Ancak iç kesimlere birkaç km. dahi giremediler çünkü Kurmay Binbaşı Enver Bey ekibiyle gelmiş kurduğu özellikle Senûsiler'den oluşan gönüllü birliklerle şiddetli bir direniş göstermişti. Senûsî'ler 80 yıldır (1830'da Mekke'den gelmişlerdi) faaliyet gösteriyordu ve başlarında Seyid Ahmed Senûsî bulunuyordu.

Bu direniş Enver Bey'den sonrada 1939 yılına kadar sürmüş, ancak İtalya'da iktidara gelenMussolini hava kuvvetleri desteğiyle bu direnişi kırabilmişti. Senûsi âilesi (tarikatı şeyhi) bütün Kuzey Afrika'ya hâkimdiler. Senûsi Şeyhini Enver Bey ve ekibi sık sık ziyâret ediyor hayır duâsını alıyordu. Mustafa Kemal burada tanıştığı Seyid Ahmed Senusî'ye milli mücadeleye destek içingeldiği Anadolu'da halifelik teklif etmiş fakat Seyid Ahmed Senûsî "halife mutlaka Osmanlı Hânedânından olmalıdır" deyince TBMM 19 Kasım 1922'de Sultân Abdülaziz'in oğlu Abdülmecid Efendiyi halife seçmişti.

İstanbul ziyaretinde Eyüpsultan Camii'nde kitâbe yazdıran (hâlen caminin iç avlusunda bulunan Türkçe mermer kitâbe) Libya Kralı İdris Senûsî (I.İdris) bu ailedendi.

Libya'yı, sayısı sürekli artan 60 bin asker, 48 sahra topu, 24 dağ topu ve muazzam donanması ile bir hafta içinde ele geçireceklerini zanneden İtalyanlar, Enver Bey ile bütün şehirlerde bulunan 5.200 Türk Askeri ve O'nun organize ettiği yerli halkın şiddetli direnişi karşısında sahilde çivilenip kaldılar. Bu cehennemî direnişi çözmek için İtalyanlar farklı yollara başvurdular. 

Önce nisan başında Beyrut'u bombaladılar ardından 389 yıl 4 ay 7 gündür elimizde olan birer bölük askerin jandarma görevi yaparak koruduğu Rodos ve oniki adayı 26 günde tamamını işgâl ettiler.(24 Nisan - 20 Mayis 1912). Üstelik birde Çanakkale'den geçmeye kalktılar.1912'nin 18 Temmuz gecesi boğazı zorladılar ama beceremediler.

Ancak İstanbul'da durulmayan sular sık sık değişen hükümetler ve 8 Ekim'de patlak veren Balkan savaşı İtalya ile anlaşmayı zorunlu kıldığı için 1 yıl 17 gündür devam eden savaştan sonra 15 / 18 Ekim 1912'de İsviçre'de Leman Gölü kıyısında bulunan Ouchy'de (Uşi'de) yapılan anlaşmayı Türkiye adınaFahreddin ve Mehmed Nâbi Bey'ler imzaladılar.

Buna göre, Turgut Paşa'nın Saint -Jean Şövalyelerinden fethederek topraklarımıza kattığı Trablusgarb ve Bingâzi 360 yıl 1 ay 11 gün sonra İtalya'ya bırakılacak, İtalya ise Rodos ve oniki adayı boşaltarak Türkiye'ye verecekti. Ancak bu hiç bir zaman gerçekleşmedi.Adalar bir ve ikinci dünya savaşları sırasında Yunanistan İtalya İngiltere Almanya arasında gitti gitti geldi ama gerçek sahibi bizlere hiç gelmedi. Sadece Almanlar ikinci dünya savaşından sonra Ege'den çekilirken gelin adalarınızı alın dedi fakat muhatap bulamadı.

Bu anlaşmaya rağmen Enver Bey ve arkadaşları cepheyi terk etmemişlerdi. Anlaşmayı tanımayan Enver Bey "bağımsız bir devlet kurarım yinede bu toprakları İtalya'ya bırakmam" diyordu.Fakat İtalya'ya yardım için Türkiye'ye göz açtırmak istemeyen Avrupa ve Rusya'nın kışkırtmasıyla çıkartılan Balkan savaşlarında Türk Subaylarına daha fazla ihtiyaç olunca yurda döndüler. Direniş ise yukarıda belirttiğimiz gibi1939'a kadar sürmüş, Sultân V. Murad'ın torunu Şehzâde Fuat Osman Paşa Libya Kuvvetleri Komutanı olarak 1.Dünya Savaşı boyunca ciddi savaşlar vermişti. Enver Paşa yine bu süreçte kardeşi Nuri Paşa'yı savaşması için Alman denizaltısıyla bir miktar silah ve cephaneyle ikinci kez Libya'ya göndermişti.

Libya'da İtalyanlara karşı savaş devam ederken, Harbiye Nâzırı ve Başkumandan Vekili Enver Paşa, Şeyh Seyid Ahmet Senûsî'yi Teşkilât-ı Mahsûsa elemanı Hüsamettin (Ertürk) Beyle İstanbul'a dâvet etti.

30 Ağustos 1918'’de İstanbul'a gelen Seyid Ahmed Senûsî, o sıra vefat eden Sultân Mehmed Reşat'ın yerine tahta çıkan Sultân Vahdettin'e Eyüpsultân'da kılıç kuşattı. Kendisi bizzat Enver Paşa tarafından Topkapı Sarayı'nda misafir edildi, ayrıca Paşalık verildi.

Mondros mütârekesinden sonra Sultân Vahdettin tarafından Anadolu halkını vaaz ve sohbetlerle işgâllere karşı zinde tutmak için Bursa'ya gönderildi. Orada Ali Fuat Cebesoy ve Celal Bayar ile görüştü.Bursa 8 Temmuz 1920'de Yunan işgâline uğrayınca Konya'ya, 15 Kasımda Ankara'ya geçti.

Ankara'da Mustafa Kemal Paşa'ya mücevherlerle donatılmış kılıç ile âyet-i kerimelerle donatılmış kemer hediye etti ve bu mücadelenin zaferle sonuçlanacağını gördüğü rüyâyı anlatarak müjde verdi.

Yine Mustafa Kemal'e 29 Kasım 1920'de Hakimiyet-i Milliye Gazetesinde de yayınlanan şu telgrafı Eskişehir'den gönderdi. "Din ve vatanın muhafazasını gâye edinen zât-ı âlilerinin ve Büyük Millet Meclisi'nin nihâyi saadete erişmesini niyaz ederim."

Şeyh Seyid Ahmed Senûsî milli mücadeleye yardım etmek amacıyla 18 Şubat 1921'de Sivas'ta Büyük İslâm Konferansına başkanlık etti. Kongredeki konuşması Sebilürreşad Mecmuasına yayınlandı.

Zaferden sonra ise, "Düşmanın bozguna uğrayarak perişan olduğunu evvelce rüyâ âleminde görmüş ve bunun müjdesini zât-ı devletlerine arzetmiştim. Biz tek bir şahıs gibiyiz aramızda ayrılık görmüyorum. Mahsus gözlerinizden öper, arz-ı hürmet eylerim" şeklinde telgrafını göndermişti.

Lozan Antlaşmasından sonra çıkmaza giren Musul konusunda destek olmak için Musul'a gitmek üzere Diyarbakır'a hareket ederken Ankara'dan Başbakan Rauf Orbay, Savunma Bakanı Kâzım Özalp yolcu etmişti. Ancak 1926 senesine gelindiğinde Osmanlı Hanedân üyeleri ile görüşmeleri devam ediyor gerekçesiyle Hükümet, Türkiye’den ayrılmasını isteyince Şâm-ı Şerife geçti. 

Bu seferde gördüğü ilgiden rahatsız olan Fransa kontrolündeki hükümet sınırdışı etti.Filistin'e geçti Filistin’de İngilizler rahatsız oluncada Mekke'ye geçti. Bu seferde Kral İbni Suud istemedi.

Bir müddet Yemen sınırında kaldı ve nihâyet 10 Mart 1933'te Medine-i Münevvere de vefât etti.

İtalya işgâlinden sonra  Libya'yı tekrar Türkiye'ye bağlanmak için çeşitli faaliyetler olmuş hatta birde parti kurulmuştu, kurulan siyâsî parti 1950'lerde Türkiye'den yüz bulamadığı için yanlış dış politikamız gibi oda çökmüş ve Libya bağımız kopmuştu.

Hiçbir zaman tasvip etmediğimiz Libya'da çıkan karışıklık ortamı, istemesekdeinisiyatif almamız gerekliliğini ortaya koymuş ve hükümetimizin attığı cesur adımlar sayesindeLibya'da ay yıldız bayrak yeniden dalgalanmış ve işin bir tarafında hep olmuşuz.

Bundan sonra yapmamız gereken, şartlarına hiçbir şekilde uyulmamış bir anlaşma ile elimizden alınan Rodos dahil 12 Ada karşılığında İtalya'ya bırakılan Trablusgarb ve Bingâzi,12 Ada bize verilmediği için tarafımıza iade edilmelidir teziyle bu çalışmayı yürütmektir. 

Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.

Yorumlar

Tata Tonga

bırak kalsın... bir zamanlar da emevi camisinde namaz kılınacaktı. sonra bilmem kaç milyon suriyeli göçmen besleniyor ve suriye de başa bela oldu. şimdi güvenli bölge nasıl olacak, şöyle mi olacak öyle mi olacak derdi var. en zayıf anımızda hatay ı sınırlarımıza katılmı, montrö sözleşmesi ile boğazları alınmış ve boğazlarda sınırlı da olsa (ticari gemileri ve savaş durumu hariç askeri gemiler engelleyemiyor) hakimiyet sağlanmış. şimdi güçlüyüz ama egede karasuları sınırını halledilemiyor, sözleşme ile kayıt altına alındığı halde adaların silahlandırılması engellenemiyor. giriti, rodosu nasıl ele geçirecek? daha kıbrıs halledilemedi. birileri yes be annem diye bas bas bağırmış. dış politika hamasetle değil gerçeklerle yürür. rakı içen insanlar daha ayık geziyor...
  • Yanıtla

mustafa bozdemir

Güzel bir tarihi değerlendirme.Yeniden hatırlama.Bir yıla yakın Trablus da yaşamış biri olarak hüzünlendim.Ama tarihi gerçeklerden kaçamıyoruz.Yeniden diriliş ,yeniden reorganizasyon bizlere inşallah Reise nasip olacak.Şu an da özel kuvvetlerimiz İtalyanların ve amerikanın ,Mısırın köpeği Halife Hafteri Trablus 'un önlerin de durdurdular..görelim mevlam neyler neylerse güzel eyler. 2...Tata Tanga mahlasıyla yazan ayyaş herife ne oluyor ki...Sen rakını içmeye devam et dostum anlamadığın ve seni ilgilendirmeyen işlere de yorum yazma..fitne fesat çıkarma...Rakını yudumlamaya devam et..hiç uyanma emi.!!!!!
  • Yanıtla

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23