• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
Halit Kanak
Halit Kanak
TÜM YAZILARI
25 Ocak 2020

23 Ocak 1913 Bâb-ı Âli Baskını

İtalya'nın Libya'yasaldırmayasıyla Berlin'de askeri ataşe olarak görev yapan Enver Paşa, İstanbul'a gelerek Sultân Reşat'la görüşmüş, Türk Hâkânı'nın emir ve müsâdeleriyle güvendiği bir avuç subayla Libya'da İtalyanları sahile çivilemişti.

Bütün zorlamalarına rağmen amacına ulaşamayan İtalyan'ın Libya'yı işgâlini kolaylaştırmak için büyük devletler Balkanlar’ı patlattılar.

8 Ekim 1912'de Karadağ Prensliği abilerinin desteği ile Osmanlı Devletine savaş açtı. 18 Ekimde Bulgaristan ile Sırbistan, bir kaç gün sonra ise Yunanistan saldırıya geçti. Arnavutluk zaten içten içe kaynıyordu.

İstanbul'da Başbakanlık makamında Gâzi Ahmet Muhtar Paşa makamını ele geçirmeye çalışan Kıbrıslı Kâmil Paşa ileŞeyhülislam Cemalettin Efendi ve yandaşlarının oyunlarına karşı koymakla uğraşıyordu.

Nihayet fazla dayanamadı ve Şeyhülislam Cemalettin Efendi'nin desteğini alan 82 yaşındaki Kâmil Paşa iktidarı ele geçirerek Sadrâzâm (Başbakan) oldu.

Başkomutan vekili ise "ordular" yönetecek kabiliyette olmayan Nâzım Paşa'ydı.

Nitekim her yönden yapılan Sırp, Bulgar ve Yunan saldırıları neticesinde yüzlerce yıl sonra, gayretle direnen İşkodra, Yanya ve Edirne dışında Balkanlar’ı kaybettik.

Bulgarlar, ikinci ordularıyla kuşattıkları Edirne'yi geride bırakarak, birinci ve üçüncü ordularıyla Başkent İstanbul'a doğru akmaya başladılar.

Kırklareli, Lüleburgaz, Malkara, Çorlu ve Silivri'yi kolay geçen Bulgar Orduları Çatalca hattında zor durduruldular.

Terkos Gölü ile Büyükçekmece Gölü arasında savunma hattını kurmuştuk. Başbakanlıktan indirilenGâzi Ahmet Muhtar Paşa'nın oğlu Mahmut Muhtar Paşa babasına yapılanlara rağmen ve savunduğu Terkos hattında ağır yaralanması pahasına müthiş bir direniş gösterdi.

Başkomutan Vekili (Başkomutan Türk Hâkânıydı) Nâzım Paşa ise tren yolunun geçtiği Halkalı'nın az ilerisinde vagonkarargâhından savaş yönetiyordu.

Kapısındaki nöbetçi askerlerden biriside büyük tarihçi Yılmaz Öztuna'nın babasıydı. Sabaha kadar vagon pencerelerinden atılan boş içki şişelerini oğluna anlatmıştı.

İşte böyle bir ortamda 3 Aralık 1912 tarihinde ateşkes imzalandı. Ateşkes şartları başta Kurmay Yarbay Enver Bey (Paşa) ve arkadaşlarını çileden çıkarttı.

Çünkü ateşkes anlaşmasının içeriğinde akılalmaz maddelerden birisi şuydu: "Bulgarlar kuşatma altında tuttukları Edirne'den tren geçirtmek suretiyle Çatalca önlerinde bulunan askerlerine her türlü yiyecek yardımı yapabilecek, ancak Türkler Edirne'de direnen Şükrü Paşa'ya trenle yiyecek gönderemeyecekti." (Nitekim Şükrü Paşa yeterli cephanesi olmasına rağmen açlığa yenilmiş ve 5.5 ay sonra teslim olmak zorunda kalmıştı.)

İşte ateşkes anlaşmasındaki bu madde ve arkasından 16 Aralık'ta İngiltere Dışişleri Bakanı Edward Grey'in başkanlığında Londra'da toplanan barış görüşmelerinden netice alınamadan 6 Ocak 1913'te dağılması ve sonrasında Başbakan Kâmil Paşa'nın, Domabahçe'de toplanan Şûara üyelerine, başta İngiltere olmak üzere zamanın büyük devletlerince gönderilen "Edirne'yi Bulgarlara verin, Adalar sizde kalsın" notasına çözüm bulalım demesibardağı taşıran son damla oldu.

Tarihler 23 Ocak 1913 tarihini gösterdiğinde İstanbul'da karakış hüküm sürüyordu.Bulgarlar Edirne'yi kuşatmış, ayrıca Çatalca önlerinde pusuya yatmış, yeniden saldırmak için 3 Şubatta bitecek olan ateşkes anlaşmasının süresini bekliyorlardı. Hükümet "Edirne'yi Bulgarlara verin, adalar sizde kalsın" (adalar zaten hukukî olarak bizdeydi) notasına cevap vermek için Bâb-ı Âli'de toplanmıştı.

31 yaşındaki Kurmay Yarbay Enver Bey, bindiği beyaz atıyla Nuruosmaniye Şeref Sokaktan çıkarak şimdiki İstanbul Valilik binası olan Başbakanlık Binasına doğru hareket ettiğinde yanında yaya olarak yürüyen 8 gözü kara fedâi vardı.

Küçük grup ana kapıya geldiğinde silahına davranan 8 nöbetçi er ilebinanın içinde Başbakanlık Başyâveri Nâfiz Bey'le, Harbiye ikinci yâveri Tevfik Bey derhal vuruldular. Ancak küçük çatışmada fedâilerden Mustafa Necip de ölmüştü. Sağa sola rastgele açılan ateşler avizeler ve camları aşağı düşürürken oldukça gürültü çıkartıyordu.

Hükümet Toplantısı için binada bulunan Başkomutan Vekili Nâzım Paşa bu gürültüler ve silah sesleri üzerine bağırarak dışarı çıktı. Ama konuşmasına fırsat verilmeden Cemil Yakup tarafından başından vuruldu.

Enver Bey ve arkadaşları Başbakanın odasına daldılar. 82 yaşındaki Başbakan Kâmil Paşa, Padişahın emirlerini tebliğ için gelen Saray Başkatibi Ali Fuat (Türkgeldi) Bey'le görüşüyordu.

Üzerine doğrultulan silahlara ve önüne konan istifa mektubuna baktı sadece şunu söyleyebildi: "Devlet tarihi boyunca gördüğü en felâketli günler içerisinde bulunuyor. Böyle bir durumda hükümetten çekilirsem felâket dahada artacaktır." Ama fazla direnemedi istifa mektubunu imzaladı.

Enver Bey mektubu aldı, Şeyhülislam Cemalettin Efendi'nin arabasıyla yanında Saray Başkâtibi Ali Fuat Bey olduğu halde Saraya gitti Padişaha mektubu sundu.

Elinde, Mahmut Şevket Paşa'nın Sadrâzâm olarak atandığı padişah fermanı olduğu halde Başbakanlık Binasına geldi. Olayı duyarak bina önünde toplanan kalabalığa hatip Teğmen Ömer Naci nutuk çekiyordu.

Enver Bey bina girişinde kendisine yol açan kalabalığa doğru "Padişahım çok yaşa" diye bağırdı. Halk aynı nakaratı tekrarlarken içeri girdi.

Talat Bey ise kendi kendini İçişleri Bakan Vekili ilân etmiş, bu sıfatı kullanarak bütün valilere telgraflar çekerek emirler vermeye başlamıştı. Gece geç saatlerde Mahmut Şevket Paşa Başbakanlığa gelerek göreve başladı.

İttihatçılar Büyük Türk Hâkânı Sultân Hâmit'ten sonra ilk defa hükümete girme imkânı buldular.Çünkü Mahmut Şevket Paşa bir kaç İttihatçıyı Kabineye almakla beraber, tamamen tarafsız bir hükümet kurmuştu. (Enver Paşa, Sultân Abdülhamit Hân'ı tahttan indirdi sözü gerçeği yansıtmamaktadır. Mithat Paşa artıklarının yapmış olduğu azlettirme olayı İttihatçılara yıkıldı.Eğer darbeyi İttihatçılar yapmış olsalardı 1909 Nisanından itibâren hükümet onlar olurdu. 1913'te darbe yapmaya gerek duyulmazdı.)

Yeni Hükümetin ilk icraatı Çatalca'yı Bulgarlardan temizlemek ve Trakya’yı boşaltacak formül bulmaktı. Ama 30 Mayıs 1913'teiçinde Edirne'nin Bulgarlara bırakılmasını içeren anlaşma Dışişleri Bakanlığını üstlenen Sait Halim Paşa'ya dikte ettirildi.(Mahmut Şevket Paşa bunu daha sonrahayatıyla ödedi)

Bu sefer de Enver Bey buna çözüm aramaya başlamıştıki ikinci Balkan Savaşı patladı ve Bulgarlar kendisinin çok fazla toprak kazandığını iddia eden diğer Balkan Devletlerinin saldırısına uğrayınca, kuvvetlerinin önemli bir kısmını çekmek zorunda kaldı.

Bunu fırsat bilen Enver Bey, kurmuş olduğu 4 bin kişilik özel kuvvetlerle harekete geçti. Kuşçubaşı Eşref ise 300 kişilik seçme kuvvetiyle Tekirdağ ve Ereğli'ye çıkarma yaptı ve Lüleburgaz'da 1.200 kişilik Bulgar birliğini pusuya düşürdü.

Yapılan Londra anlaşmasında dayatılan Midye - Enez hattını sınır olarak tanımayan Enver Bey, birleştiği Kuşçubaşı Eşref'le23 Temmuz 1913'te panik halinde bekleyen Edirne'ye girdi.

Büyük devletler Meriç'in geçilmesini savaş sebebi sayacaklarını ileri sürerek tehditte bulundular. (Kısa bir sürede Balkanlar’da Osmanlı sınırları değişemez diyenler, bu seferde Türkler Balkanlar’a giremez demeye başladılar.)

Ama bu Enver Bey'i durdurmaya yetmedi. Kıyafetlerini değiştirdiği 3.000 kişilik bir kuvvetle Süleyman Askeri'yi güneyden, Kuşçubaşı Eşref'i ise yine 116 kişilik özel kuvvetlerle yerel milisler hüviyetinde kuzeyden Batı Trakya'ya soktu.

Böylece şiddetli çarpışmalardan sonra Koşukavak, Kırcaali, Mestanlı, Dimetoka, Iskeçe, Gümülcine geri alınarak, Yunanistan'ın verdiği Dedeağaç'la birlikte Batı Trakya Türk Cumhuriyeti ilân edildi.

Ancak bu seferde, bir prensin vurulmasını bahane ederek1914 temmuzunda Birinci Dünya Savaşı'nı çıkarttılar. Topraklarını kendi aralarında paylaştıkları Osmanlı Devletine saldırdılar.(Biz savaşa girmesek de bu saldırıyı yapacaklardı.) Bu saldırılar ne ilkti, nede son olacaktı.

Günümüzde hâlâ bu saldırılar olanca hızı ve kiniyle devam etmektedir.Ancak karşılarında savunan Türkiye değil, üzerine gelindikçe taarruza geçen bir Türkiye var.

Bizlere düşen ise, İslâm’ın son kalesini sonuna kadar savunmak ve müdafaa etmektir.

Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.

Yorumlar

Mithat paşa artıkları diye bir tabir ilk defa duydum!

Biz sağ kesime anlatılan Turgut Özal dahil.. İmparatorluğu ittihat gafiller cemiyeti nin yıktığı idi.! Yoksa o damı yanlış..? Jön salaklar ve ittihat gafiller cemiyeti nin ilk icraatı şahsi tapuları iptal etti var siyonist lerin ne kadar talebi varsa uyguladı ortada olan gerçek Filistin ve Osmanlı nın özgürlük, kardeşlik, palavraları ile yıkıldığıdır..!
  • Yanıtla

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23

Bip İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23

Bip İhbar Hattı