• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
Halit Kanak
Halit Kanak
TÜM YAZILARI
18 Mayıs 2019

18 Mayıs 1944 Kırım sürgünü ve soykırımı

"Yaşlığıma toyalmadım, Men bu yerde yaşalmadım".

Bu sözler Kırım'lı şarkıcı Cemile'ye ait. Ve şöyle devam ediyor.

Türkiye Türkçesiyle,

-- Yabancılar evlerinize girdiler.

-- Hepinizi öldürdüler.

-- Sonra da biz suçsuzuz dediler.

-- Aklınız nerede?

-- İnsanlık ağlıyor.

-- Kendinizi Tanrı zannediyorsunuz ama

-- Unutmayın herkes bir gün ölür.

2016 yılında İsveç'in Başkenti Stockholm'de yapılan ABD ve Çin dahil 50 ülkede canlı izlenen 61. Eurovision Şarkı Yarışmasında Ukrayna adına yarışan Cemile (Jamala) adlı Kırım Türkü şarkıcı, yukarıdaki sözleri içeren ve Kırım'da yaşanan büyük sürgünü anlatan 1944 adlı şarkısıyla 534 puanla birinci oldu. (İkinci Avustralya 511 puan aldı.)

18 Mayıs 1944'te zâlim Stalin'in Sovyet Rusyası, Kırım Türklerinin tamamını bir günde sürgüne göndermiş, bu sürgünü konu alan pek çok şiir, türkü ve şarkılar yazılmış ağıtlar yakılmıştı.

Fakat Jamala ve ekibinin yazıp bestelediği bir şarkı vardıki bütün dünyayı etkilemiş ve katılmış olduğu Eurovision Şarkı Yarışmasında birinci seçilmişti.

İşte şarkılara konu olan bu sürgün hikayesi 18 Mayıs 1944 günü başlamış, Bahçesaray, Akmescit, Akyar, Gözleve, Karasu, Kefe, Kerç, Mangub, İnkerman, Aluşta, Suğdak gibi yerleşim yerlerindeki evlerinden 15 dakika içinde toplanıp, iki günde 238.500 Kırım Türkü'nün hayvan vagonlarına istiflenerek gönderildikleri yolculukları, Sibirya Steplerinde, Özbekistan'da, Ural dağları Eteklerinde, Kazakistan, Türkmenistan ve Tacikistan'daki toplama kamplarında son bulmuştu.

Tekrar Kırım'a dönmeye başladıkları 1989 tarihine kadar hüzün dolu yıllar yaşamışlar, yollarda ya da gittikleri yerlerdeki olumsuz şartlardan dolayı telef olmuşlar, açıkça soykırıma uğramışlardı. Bu sürgünde 1944-1946 tarihleri arasında 110 bin Kırım Türkü hayatını kaybetmiş, kalanlar da birbirinden koparılarak, parçalanmış aile dramlarına mâruz bırakılmışlardı.

1947 yılından sonra ise yakınlarının hangi kampta olduklarını tesbit edebilenler kamp müdürlerinin izniyle birlikte oturmaya başlamaları ailelere bayram yaptırıyordu.

Sürgün kararı, Stalin'in Başkanlığında toplanan Devlet Savunma Komitesi üyeleri Molotov, Voroşilov, Beriya, Kaganoviç tarafından 11 mayıs tarihinde 5859 sayılı kararnâme ile alınmış ve 18 mayısta da uygulanmıştı.

Sağlıklı erkek nüfus devam eden ikinci dünya savaşından dolayı askerde olduklarından sürgüne yollanan genel olarak kadınlar, çocuklar ve yaşlılardı.

Özel Yerleşimci statüsünde vatandaşlık haklarından mahrum olarak, komünist rejimi altında karın yokluğuna çalıştırılmak üzere değişik yerlerdeki kolhoz ve fabrikalara dağıtıldılar.

Bu sürgünden, Sovyetler Birliği kahramanlık madalyası sahibi Ahmet Han Sultan gibi ya da Partizan Hareketi lideri Mustafa Selimov gibi önemli insanlar ve aileleri kurtulamadığı gibi, pek çok Partizanlar ve Komünistlerde yine bu sürgünden nasibini almışlardı.

1945 yılında ise kâğıt üzerinde kalan Kırım Özerk Cumhuriyeti lağvedilmiş, bölgeye çok sayıda Rus ve Ukraynalı getirilerek Slavlaştırılmıştı.

Geri Dönüş Hareketi:

1970'li yıllarda Kırım'a dönerek vatanlarını yeniden kazanma mücadelesini sürdüren İsmail Yazıcıyev, Zenfira Asanova ve Mustafa Cemilev (Efsâne lider Cemiloğlu, Kırım Milli Meclis Başkanı Abdülcemil Kırımoğlu) gibi işin öncülüğünü yapanlar zindanlarda zulme uğradılar.

İkinci defa Kırım'dan çıkarılan Musa Mamut 23 Haziran 1978'de üzerine benzin dökerek kendini yakmış, beş gün sonra da hayatını kaybetmişti.

İzzet Memedullayev, ajanlık yapması konusunda aşırı baskılara dayanamayarak, size muhbirlik yapacağıma ölürüm demiş ve intihar etmişti.

Cemiloğlu ise yine 1978 yılında atıldığı zindanda haftalar süren açlık grevine başlamıştı. Bir müddet sonra zindanda öldüğü haberi gelince, henüz lise öğrencisi bizler Ülkü Ocakları tarafından hazırlatılan "Cemiloğlu Ölmedi Kalbimizde Yaşıyor" yazan kâğıt afişleri duvarlara asmıştık.

Yedi kere hapse mahkum edilerek hayatının 14 yılını hapiste ve çalışma kamplarında geçiren Cemiloğlu hayatını kaybetmemiş, 1989'lu yıllarda yeniden Kırım'a dönerek "Vatan toprağı sıcaktır insanı üşütmez" dediği üzeri naylonlarla örtülü mezar evlerde mücadelesine devam etmiş ve bir avuç arkadaşıyla Kırım Milli Meclisini kurmuş ve başkanı seçilmişti.

1996 yılında MHP İstanbul İl Başkanı iken kendisini bir konferans vermesi için dâvet ettiğimde, vefât etti zannederek afişlerini nasıl astığımızı anlatmıştım. Gülümseyerek "öldürmeyen Allah (c.c.) öldürmüyor demek ki daha vâdemiz gelmemiş" demiş, yaptığı konuşmayla da herkesi duygulandırmış ve ağlatmıştı.

Kırım Tatar Milli Meclisi önemli kararlar almış ve uygulamıştı. Bu kararlardan bir tânesi, kendisi fakrû zaruret içinde iken bir başka ülke Müslümanları için çıkartmış olduğu karardı.

Kırım Tatar Milli Meclisi'nin Öksüz ve Yetim Çeçen Çocukları'na Dair Kararı:

"Savaş toprağınıza, evlerinize, ailelerinize, pek çoğu öksüz ve yetim kalan çocuklarınıza acı dertler getirdi. Biz bu dertleri içtenlikle paylaşıyoruz. Aldığımız haberlere göre Rus Hükümeti, öksüz ve yetim çocuklarınızı, Rusya'nın iç bölgelerine götürüp, onları kendi halkınıza aykırı gelen kültür ve gelenekler içerisinde eğitmeyi planlamaktadır. Böylece Çeçenistan'ın geleceğini yok etmek istemektedir. Buna asla müsaade edilemez.

Kırım Hanlığı döneminde Kafkas halklarıyla karşılıklı olarak çocukları aileler yanına verme ve yetiştirme geleneğimiz var idi.

Günümüzde atalarımızın tesis ettiği bu güzel geleneği sürdürerek, çocuklarınızı ailelerimize almaya ve onların vatanlarına dönme imkânı oluncaya kadar, kendi evlatlarımız olarak bağrımıza basıp bakmaya ve baba evi sıcaklığı vermeye hazırız.

Kırım Tatar Milli Meclis Kararı 11 Mart 1995 - Akmescit KIRIM

Mustafa A. KIRIMOĞLU

KTMM BAŞKANI"

Et ve tırnak misâli birbirine kenetlenmiş bir yapıda Kırım Türkiye ilişkileri tâ Hüsameddin Bey (Sinop-Kastamonu bölgesinde Çobanoğlu Beyliğinin kurucusu) zamanında, Cenevizlilere ait kıyılara yaptığı fetihlerle başlamıştı. 

Fâtih Sultân Mehmed Hân'ın 1575 yılında Kırım Seferinden sonra savaşta ve barışta birlikte hareket eder olmuşuz, Yavuz Sultân Selim'in Kırım Hân'ı Mengli Giray Hân'ın kızıyla evlenmesiyle akraba olmuşuz, I. Ahmed'in 1613 yılında çıkardığı fermanlada Osmanlı Tahtının direkt vârisi olmuşlar. (Fermanda, Padişâh'a bir şey olur, tahta geçecek Şehzâde de yoksa zamânın Kırım Hân'ı Osmanlı tahtına oturacak diye belirtilmişti. Fermandan sonra Kırım Hânlarının protokoldeki yeri, Padişâh'la Sadrâzâm'ın arasında bir yere oturmuştur.)

İleriki tarihlerde Karadeniz’e inmek isteyen Rusların saldırıları karşısında Osmanlı Devletinin zaman zaman zayıf olduğu dönemlerde işgâllere uğradığı 1774 yılından tâ 1917 Bolşevik ihtilâline kadar, sayıları milyonları bulan miktarlarda Turkiye'ye büyük göç vermiştir.

Bunlardan 1853-1856 Kırım Savaşı Osmanlı Devletinin yıkılma dönemini başlatmıştır. Bu savaşta İngiltere 30 bin askerle yanına Fransa'yı da alarak Fransızların 20 bin ve 60 bin Osmanlı askeri ile toplamda 110 bin askerle Kırım'ı işgâl eden Rusları Kırım’dan atmışız fakat bu savaşta 1950'li yıllarda ancak bitirebildiğimiz borçlanma dönemi başlamıştı. 28 Haziran 1855'te tarihinde ilk defa İngiltere’den % 5 faizle beş milyon İngiliz altını borç aldık. Bu borç, Düyûn-ı Umûmiye ilân ettiğimiz 20 Aralık 1881 yılında başta İngiltere, Fransa ve 93 harbi tazminâtı olarak Ruslara olmak üzere 252 milyon altına yükselmişti. (Abdülhamid Hân'ın dehâsıyla borcun 146 milyonu silinmiş olsa da Adnan Menderes döneminde ancak bitirebildik.)

Kırım, göçlerle büyük oranda boşalmıştı. Yeniden geri dönüşlerle bu oran mevcut nüfusun % 13'üne kadar yükselmişti. Ama Kırım rüyasından, tarihin hiçbir döneminde vazgeçmeyen Rusya 2014 yılında bir kez daha Kırım'ı işgâl etti. (27 Ocak 1995'te Kırım'ın işgâliyle ilgili yıllar önce beyanat veren Cahar Dudayev şunları söylemişti: Üst düzey generaller yaptıkları geniş kapsamlı plan gereği Çeçenistan'ı bitirdikten sonra Kırım'a saldıracaklar. Bunun belgeleri mevcut. Bize yaptıkları gibi aynı senaryo ile Kırım'a saldıracaklar, bunun bütün belgeleri benim elimde bulunuyor.) Göçe zorlanan Kırım Türkü için belirsizlikle birlikte sıkıntılı günlerde başlamış oldu.

Kırım Milli Meclis Başkanı ve çok sayıda Türk sınırdışı edildi. Milli Meclis Başkanı Abdülkerim Kırımoğlu, Ukrayna parlamentosunda milletvekili olarak Kırım'ın asıl sahipleri olan Türklere geçmesi için ilerlemiş yaşına rağmen mücâdelesine devam ediyor.

Bu konuyla ilgili bir TV kanalı iki yıl önce Moskova'da bana sormuştu. Sizce Kırım Ukrayna'ya mı yoksa Rusya'ya mı aittir diye. Verdiğim cevap hiç hoşlarına gitmemişti. Onlara dedim ki, "Kırım ne Ukrayna, ne de Rus toprağıdır. Kırım öz be öz Türk toprağıdır" demiş, Kânuni Sultân Süleyman'ın Kırım'da Kefe Sancak Beyi olarak yaptığı görev de dâhil Kırım'ın kısa bir tarihini anlatmıştım.

Hoşlarına gitmeyen başlıca husus ise, Rusya'nın Kırım'ı işgâline Türkiye'nin tepkisi ve tavrı olmuştur. Bu konuda Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan'ın her platformda ve fırsatta söylediği şu cümle önemlidir. "Kırım'ın yasa dışı ilhâkı kararını tanımadık, tanımayacağız."

Evet, Kırım aslî sahiplerine teslim edilene kadar mucâdele eden ve edecek olan kişi, kurum, kuruluşlara başarılar diliyorum. Allah (c.c.) yâr ve yardımcımız olsun inşallah.

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23