• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
Halit Kanak
Halit Kanak
TÜM YAZILARI
14 Aralık 2019

14 Aralık 1995 Dayton Anlaşması ve Bosna - Hersek'in geleceği

"Dayton Anlaşması'nın bu haliyle Bosna Hersek'in geleceğine yönelik bir çözüm üretemediği bugüne kadar geçen sürede ortayaçıkmıştır. Bununla ilgili olarak BM'ninyeniden devreye girmesi ve burada çok daha güçlü bir adımın atılması gerekir."

Yukarıda ki sözler Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan'a aittir. Keşmekeşliğin düzenlenmesini, karışıklığın giderilmesini, Bosna Hersek'in tam bağımsız ve güçlü bir yapıya kavuşturulmasınıiçeren yerinde bir taleptir.

Buna neden ihtiyaç olduğunu da Dayton Anlaşması’nın içeriğini bilenler yada aşağıda okuyanlar hak verecektir.

Dayton Anlaşması, Hırvatistan, Sırbistan ve Bosna - Hersek heyetlerinin 1995'in Kasım ayında 21 gün kaldıkları ABD'nin Ohio Eyaletinde dünyaya kapalı Wright Patterson Hava Üssü’nde hazırladıkları 150 sayfa ile 11 ek sayfadan oluşan taslağın 14 Aralık 1995 tarihinde Paris'te attıkları imzalarla dünyaya duyurulmasıyla hayata geçmiş bir anlaşmadır.

Komünist sistemin bütün dünyada çöküşüyle 1 Mart 1992'de bağımsızlık kararı alan Bosna Hersek'e bunu çok görenlerin saldırıları karşısında Boşnak'lar, yiğitçe savaşarak büyük bedeller ödediler.

Ancak istemedikleri bir sonuca imza atmak zorunda bırakıldılar. Dayton'da paraf edilen ve 14 Aralık'ta Paris'te Aliya İzzetbegoviç, Slobodan Miloseviç ve Franyo Tucman tarafından imzalanan bu anlaşmaya ABD'li Richard Halbrooke kıdemli diplomat sıfatıyla aracılık etmişti.

Anlaşmanın imzalanması neticesinde ortaya şöyle bir durum çıktı. Önce Bosna Hersek topraklarının yüzde 49'u (24.840 km2) civarındaki bir alanSırp Cumhuriyeti ilân edildi. Sonra ilân edilen Sırp Cumhuriyetini ortadan ayıran kendi başbakanı ve meclisi olan Brcko Distrik Bölgesinde küçük bir özerk yapı oluşturuldu.

Sonra geriye kalan yüzde elli birlik kısım Hırvatlarla Boşnakların kontrolüne bırakıldı (26.345 km2) ve ne gariptirki bölgede kendi hükümetleri ve meclisi bulunan ayrıca 10 ayrı kanton oluşturuldu. (Una - Sana, Posavina, Tuzla, Zenica - Dobaj, Bosna - Podrinje, Bosna merkez, Hersek - Neretva, Batı Hersek, Saraybosna ve Livno Kantonları.)

Merkezde ise devletin en üst kademesini Boşnak, Hırvat ve Sırp'ları temsilen üçlü devlet başkanlığı Konseyi oluşturuyor ki her biri kendi soydaşlarının oylarıyla seçiliyor. (Konseyin Boşnak ve Hırvat başkanları, Bosna - Hersek Federasyonu'nda yaşayan vatandaşların oylarıyla, Sırp başkan ise Bosna Sırp Cumhuriyeti'ndeki vatandaşların oylarıyla seçiliyor.) 8'er ay ara ile dönüşümlü olarak her biri devlet başkanlığı yapıyorlar. İlk seçilen üçlü Başkanlık Konseyi Üyeleri Aliya İzzetbegoviç, HırvatKresimir Zubak, Sırp Momcilo Krajisnik'dir.

Bosna - Hersek Parlamentosu ise 42 üyeden oluşan Milletler Meclisi ile 15 üyeden oluşan Temsilciler Meclisinden meydana geliyor. 42 üye yine taraflarca 14'er milletvekili ile temsil ediliyor.

Meclis Başkanı ve iki yardımcısı yine dönüşümlü olarak görev yapıyor.

Bakanlar Kurulu yine bir bakan iki yardımcısı şeklinde kurulmuş ve Boşnak, Hırvat ve Sırplar tarafından temsil ediliyor. Bakan Boşnak’sa diğer yardımcıları Hırvat ve Sırp şeklinde.

Meclisten çıkartılması gereken en basit bir kanun Hırvat, Sırp ve Boşnakların onayını gerektiriyor. Karar çoğunluğunda her tarafın en az üçte biri onaylaması şartı var. Yani Boşnak ve Hırvatların 42 oy içerisinde 28 oyu çoğunluk sayılmıyor, Sırp milletvekilleri üçte bir oranında onay vermezler ise karar geçersiz sayılıyor.

Başkanlık Konseyinde de durum farklı değil. Bütün kararlar için mutlaka hepsinin onay vermesi gerekiyor. Buda çok zaman alıyor.Meselâ, Nato'ya girmekle ilgili kararı Sırplar reddettikleri için ülke Nato'ya giremiyor.

Genel yapıyı kısaca şöyle özetleyebiliriz. Ülkede, 3'ü Bosna Hersek Devletinde, biri Bosna Sırp Cumhuriyetinde, 1'ide Brcko Özerk Cumhuriyetinde olmak üzere 5 başkan, yine 10 Kanton, bir Sırp, bir Özerk Cumhuriyet, birde merkezi hükümet olmak üzere 13 başbakan ile bütün yapılarda faaliyet gösteren 130 bakan, yüzlerce milletvekilibulunuyor.

Anayasa Mahkemesi en yüksek yargı organı sıfatıyla 9 üyeden oluşuyor. Bu üyelerin 4'ü Bosna - Hersek Federasyonu Temsilciler Meclisi tarafından her kesimin onayıyla atanırken 2'si Bosna - Sırp Cumhuriyetinin Ulusal Meclisi tarafından, 3'ü de Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi tarafından atanmaktadır.

Bütün bunların en önemlisi ise Avrupa Birliği tarafından atanan "Yüksek Temsilci"( OHR - Office of Hight Representative) varki genel vali demek daha doğru olur. Çünkü Yüksek Temsilci devlet başkanları dâhil herkesi görevden alabilir.

İşte böyle bir yapının içerisinde karar almak ve ülkeyi geliştirmek çok zor. Cumhurbaşkanımızın Dayton Anlaşması’na karşı çıkmakla ve bunun yenilenmesi gerektiğini söylemesinin ne kadar yerinde olduğu gün gibi âşikârdır.

Çünkü bu anlaşma dayatılırken Hırvatlar ve Sırplar ne kadar müdahale ettilerse, başta Rusya, AB ve ABDde o kadar müdâhil olmuşlardır. Ancak Müslüman Boşnaklar lehine hareket edecek ve onların haklarını korumak için müdâhele edecek bir tek Müslüman devlet ortada yoktu.

O tarihlerde biz başımızı kuma sokmuş 24 Aralık 1995'te yapılacak genelseçimlere odaklanmıştık ve hiçbir şey umurumuzda değildi. Müthiş bir nefis yarışına girmiş, seçimde bir oyla dahi olsa öne çıkmanın hesaplarını yapıyorduk.

Böyle bir zamanda her şey oldubittiye getirildi. Avrupa'nın ortasında Müslüman bir ülke istemeyen ismini zikrettiğimiz ülkeler tarafından Dayton Anlaşması Aliya İzzetbegoviç'e imzalatılmış oldu.

Avusturya - Macaristan 5 Ekim 1908'de 51.185 kilometre karelik Bosna - Hersek'i ilhak ettiğiniaçıklamış, halk sokaklara dökülüp aylarca gösteriler düzenleyerek Avusturya mallarını boykot ettilerse de durum değişmedi ve biz 26 Şubat 1909 tarihli İstanbul anlaşması ile Avusturya'nın Bosna - Hersek'i ilhâkını tanıdık.

Böylece, Cennetmekân Fatih Sultân Muhammed Hân tarafından 1462, 1463 ve 1464'te üç yılda üç sefer yapılarak fethedilen Bosna - Hersek, tam 444 yılsonra elimizden çıkmış oldu. 

Ancak bu böyle kalmamalı ve son kullanma tarihi çoktan geçmiş bu anlaşma (Dayton Anlaşması) âcilen hak ve hukuk çerçevesi içerisinde, en az garantör bir Müslüman devletin gözetiminde yeniden ele alınmalıdır. Kamuoyu bu beklenti içerisindedir. Bunun için bu asil millet her türlü bedeli ödemeye hazırdır.

Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23