Yapamadık...
Dünya hayatına dair neye talip olsanız, muhakkak karşılığında sizden bir şey istenir. Nefesin bile sadece birincisi bedava, yenisi için eskisini geri vermek zorundasınız.
Olayı Araf Suresi’nin 54. ayeti ya da termodinamiğin birinci kanunu nazariyesinden değerlendiriyor olmanız, başınıza gelecek olanı değiştirmez.
Ama insanoğlu hem kifayetsizdir hem de muhteris, dünya hayatında eline tutuşturulan her şeyin er ya da geç geri alınacağına inanmak istemez...
Kimse kusura bakmasın, belki zamanı da değil ama, Türkiye’de son bir ayda yaşadıklarımızı ben afet olarak göremiyorum.
Talip olduklarımızın tam karşılığını vermek istemediğimiz için başımıza geliyor bütün bunlar.
Yatağına bina yaptığınız derenin, bir gün yatağını geri alabileceğini hesaplamak zorundasınız...
“Ama vatandaşın parası yok, mecbur...”
Hani bunu söyleyenler, devlet ucuz konut yaparken cıngar çıkarmayı boşver, o vatandaş para kazansın da daha iyi şartlarda yaşasın diye taş taş üstüne konulduğunda ağzından salyalar akıtıp sağa sola saldırmasa, yine eyvallah...
İnsanları yokluğa mahkum etmek için ellerinden geleni yapan da, o yokluğun üzerinden ideolojik mücadele yürütenler de yine kendileri...
Hani bazen hastaları zehirleyen bir sağlık çalışanı ya da yangın çıkaran bir itfaiyeci yakalanır da, neden böyle yaptıkları araştırılınca, ilgi görmek ve takdir edilmek için, müdahale edip ortadan kaldırabilecekleri tehlikeli durumlara sebebiyet verdikleri anlaşılır. Maalesef Türk muhalefeti de bu psikozla hareket ediyor. Kendi arzularını olmayan bir sorunun çözümü gibi gösteriyor; böylece hem kendini pazarladığını, hem de gerçek sorunlardan uzaklaştırdığı rakiplerine zarar verdiğini düşünüyor.
Cumhuriyet Mitingleri, e-muhtıra, kapatma davaları, Gezi olayları, 17-25 Aralık ve 15 Temmuz darbe girişimleri, kur operasyonları ile araya serpiştirilmiş “Erdoğan hasta mı”, “Niye Melih Bulu atandı”, “128 milyar dolar nerede”, “Erdoğan’ı ziyaret eden CHP’li kim”, “Kaz Dağları”, “FETÖ’cüler çıplak aranıyor” ve benzeri saçmalıklarla kaybettiğimiz vakit ve insan gücüyle, neler yapılırdı bu ülkede?
Orman yangınlarını çıkaracak bir tane hain kalır mıydı?
Ya da kazara bir yangın çıktığında, söndürmemiz bu kadar sürer miydi?
Peki yokluktan dere kenarına yapılmış evde oturmak zorunda olan kaç vatandaşımız kalırdı?
O evleri yapmaya cesaret edecek kaç müteahhit bulabilir miydik?
En kötüsü ne biliyor musunuz? Yapıyor, yakalıyorsun, yaptığını yüzüne vuruyorsun, utanmıyor, tekrar yapıyor...
Şimdi, tekrar, “HES yıkılmış” veya “Baraj kapaklarını açmışlar” diye işi sulandırmaya, gerçek sorunun gündeme getirilip çözülmesini engellemeye çalışıyorlar...
Bakalım kaç yılımız, kaç canımız daha kaybolduğunda insafa gelecekler...







