Umursamıyoruz...
“Özgürlük” diye diye ülkeyi öyle bir hale getirdiler, milleti öyle aykırılıklara alıştırdılar ki, öyle yoldan çıktık ki, artık çözüm için önerilen her şey “ayıp” derecesinde radikal olmak zorunda kalıyor.
Son yazıda “Bütün medya kuruluşları gelen giden parasını kalem kalem internet sitelerinde yayınlasın” demiştim, mesleğimden utanarak...
Şimdi de “Trafikteki bütün araçlara kamera zorunluluğu gelsin” diyorum, bu sefer insanlığımdan utanarak...
Hatta artırıyorum; Araba sahiplerinin başına bela olan “muayene”ler artık iki yılda bir değil, her yıl yapılsın ve hatta ticari araçlar için bu süre üç ay olsun.
Freni bitik, lastiği kabak ve hatta kaplamalı araçlara, öyle “Sana düzeltmek için üç gün izin” falan da değil, direkt bağlama kararı verilsin. “Git, çekiciyle gel al aracını, tamire götür” denilsin...
Öbür türlü kimsenin uslanacağı yok çünkü.
Aşırı hız, aşırı yük, bakımsız araç...
Sonra?
“Bir günde 35 kişi öldü...”
Niye?
“Fren patlamış...”
Ne olmasını bekliyordunuz ki?
Bir defa bu meret öyle bir anda patlamaz.
Bu “Freni patlamış” haberlerinde gördüğünüz araçların neredeyse tamamının freni yanlış kullanım sebebiyle, aşırı ısınmadan tutamaz hale geliyor.
Diyelim tutacak durumda...
Bu sefer de işin içine şoförlerin eğitimi giriyor.
Gaziantep’teki kazada otobüsün bir arızası yoktu, problem otobüsün hız sınırının üzerinde gitmesiydi.
“Hız sınırı 100’müş, o 130’la gidiyormuş, o kadarcıktan ne olur” diye düşünüyorsanız, yüksek hızı da boşverin, duran ve saatte 30 kilometreyle ilerleyen ortalama 15 tonluk iki kütle arasındaki enerji farkını düşünün, yeter...
Hayatında hiç otobüs kullanmamış olan ben biliyorum da bunu, o otobüsün şoförü bilmiyor mu?
Biliyor ama umursamıyor.
Çünkü ona “Şoför olur” ehliyetini verenler, onun umursamamasını umursamıyor.
Bu “psikoteknik” belgelerinin, kırtasiye masrafı çıkarmaktan başka bir faydası olduğuna gerçekten inanıyor musunuz?
İş ağır vasıtayla da bitmiyor...
İstanbul’da yaşayanlara sorun; emniyet şerinde giderken, katılım şeridine girmeden sapmak için anayolu tıkarken gördükleri araçların yüzde kaçı şahsi araçmış.
Neredeyse tamamı servis ve taksi.
Sorsan, “Biz şoför esnafıyız, hayatımız yolda geçiyor, ben bu trafiği çekemem” diyecekler.
Şeridinde efendi gibi giden insanları sağından solundan sıkıştırmasalar trafik olmayacağını anlamaları çok mu zor?
Peki taksicileri ne yapacağız?
Yolcu seçen, yol seçen, turist dolandıran, trafiği birbirine katan onlarca taksici nasıl ayıklanacak aralarından?
•
Bilmeyenleriniz vardır, ticari araçlara kamera zorunluluğu aslında var ama, araç sahiplerine tanınan süre önce Aralık 2020’den Aralık 2021’e, sonra Aralık 2022’ye uzatılmıştı.
Peki, sizce bu uygulama başladığında yeterli olacak mı?
Eğer sistemi çevrimiçi yapar da rastgele zamanlarda rastgele araçlara denetleme yaparsanız, çalışır.
Yoksa, bizimkiler onun da etrafından dolanmanın bir yolunu bulur.







