Metrobüs bu, belediyeye benzemez...
Tam insanlar bir şehrin daha kötü yönetilemeyeceğini düşünmeye başlıyor, Ekrem İmamoğlu “Bir dakika” diyor...
Tamam, “İstanbul’u ‘Saldım çayıra, Mevla’m kayıra’ mantığıyla yönetiyorlar” diye anlata anlata dilimizde tüy bitti de, işi “şoförsüz metrobüs”e kadar vardıracaklarını biz de tahmin edemedik...
Meselenin şaka kaldırır yanı da kalmadı.
Bu sefer iş yolda kalmayla falan atlatılmadı, 8 kişi yaralandı...
Neyse ki durumları iyi...
Bakalım Ekrem İmamoğlu ve propaganda bakanı Goebbels...
Yok, neydi?
Hah; bakalım Ekrem İmamoğlu ve sözcüsü Murat Ongun bu işe nasıl bir kulp uyduracak...
Daha Nisan başında aldıkları ve “Metrobüs gibi metrobüs” diye duyurdukları bu araçlar ilk haftadan arıza yapmaya başlamıştı.
Yandaşlarına verdikleri milyarlık bakım ihalesini unutturmaya, arızalara dikkat çekenleri de “150 yıllık bir kurumu çürütme pahasına, adını lekeleme pahasına, ne yazık ki vazgeçmeden, kötü propaganda ve karalama yapma üzerine kurdukları sistemin kamuoyuna dönük bir algısı var” diye susturmaya çalışıyorlardı ya hani...
Ekrem İmamoğlu veya Murat Ongun kamuoyuna açıklasın, 150 yıllık İETT tarihinde böyle bir kaza yaşanmış mı?
Hani atlı tramvay değil ki “Atlar ürktü de kaçtı” diyesin...
Metrobüs bu, metrobüs!
İBB’ye benzemez, “Ben başında duruyormuş gibi yapsam da olur” dersen Allah muhafaza can alır...
Gerçi İBB’nin de CHP elindeyken çöplük patlatıp can almışlığı da vardır ya, çok şükür Ekrem Bey’in böyle bir vukuatı yok... Olmasın da inşallah...
Ama belli ki, ajanslarının seçim dönemi uydurduğu “Bu işler basit işler, İmamoğlu gelsin de siz hizmet görün” algısından hâlâ kurtulamamışlar...
Kurtulmaya da hiç niyetli gözükmüyorlar.
Eh, onların bu saçma ruh halini besleyen medyaları var oldukça, ne kadar kızabiliriz ki?
Sorsan, çok büyük gazetecidir bunlar...
Hatta bir kısmı “Basın Konseyi” diye bir vakıf kurup, kendilerine resmi kurum süsü vererek (Suçtur!) sağa sola “savunma talebi, kınama cezası” falan gönderecek kadar büyük(!) gazetecilerdir ama, mesela anamuhalefet partisi liderinin elektriği açık evi ziyaret edip mum ışığında oturmasına, “Elektrikler dört aydır kesik” diye yalan söylemesine tek kelime laf edemezler.
Not: Geçen hafta yazdığım yazıya, bazı okurlarımız, “Selvi Kılıçdaroğlu’nun bin 200 liralık kazağını yazacağına Emine Erdoğan’ın Hermes çantasını yaz” yorumunu yapmış...
Şu saçmalığa cevap vermek bile mürekkep israfı ya, boşta kalmasın...
Arkadaşım, Selvi Hanım isterse bin 200 liralık değil, 12 bin liralık ya da 120 bin liralık kazak giyebilir... Kemal Bey geceliği 100 bin liralık otelde kalırken, buna şaşırmayız...
Ama Selvi Hanım o kazakla gaz lambası ışığında, “Fakirin halinden anlamak için karanlıkta oturuyoruz” pozlarına girerse, kusura bakmayın, yazarım...
Emine Hanım’ın da bir gün “varlık içinde yaşadığı halde yokluk edebiyatı yapıp halkı aptal yerine koyma”ya kalktığını görürsem, merak etmeyin, onu da yazarım.







