• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
Halil Kışlacık
Halil Kışlacık
TÜM YAZILARI
11 Kasım 2018

İnsanın kendine ettiği zulüm...

Dünya Sağlık Örgütü’nün istatistiklerine göre, Avrupa’da her 15 kişiden biri majör depresyonla yaşıyor. Depresyonun diğer türleri ve anksiyete bozuklukları da dahil edilirse, her 15 kişiden 4’e kadar çıkıyor rakam... 

Geçtiğimiz günlerde Üsküdar Üniversitesi Rektörü Prof.Dr. Nevzat Tarhan bir açıklama yaptı ve depresyonun ruhsal bir hastalık değil beyin hastalığı olduğunu söyledi...

Tarhan, depresyon hastalıklarında beyindeki kimyasalların azaldığını belirtiyor ve diyor ki; “Bu hastalığı tedavi ederken ruha müdahale etmiyoruz, beyne müdahale edince düzeliyor. Depresyon hastalarında kişinin çeşitli kişilik dengeleri bozuluyor, onu da ayrıca psikoterapi ile tedavi ediyoruz. Depresyon öncelikli olarak beyin hastalığı ama ruhsal boyuttan da tamamen bağımsız değil.”

Depresyon nedense biraz hafife alınıyor. Depresyon hastalarına bir sorun bakalım, “Hepsi kafada bitiyor” lafını ne kadar duyuyorlarmış... Vücudunun başka bir hormon olan insüline tepkisi değiştiği için şeker hastası olan birine niye benzer lafları etmiyoruz peki?

Böyle hafife alındığı için, tedavi de savsaklanıyor. Yine Dünya Sağlık Örgütü’nün araştırmasına göre, Avrupa’da majör depresyon hastalarının sadece yarısı tedavi alıyor. 

Majör depresyon tedavi edilmediği takdirde insana kelimenin tam anlamıyla büyük bir çöküntü yaşatıyor. Aile, sosyal çevre, ikili ilişkiler, çalışma hayatı ve sair aklınıza ne geliyorsa, bu durumdan etkileniyor. Motivasyonsuzluk mutsuzluğu, mutsuzluk motivasyonsuzluğu besliyor...

Her depresyonun ayrı bir sebebi veya sebepleri vardır. Ama depresyonun bu kadar yaygınlaşmasının sebebi, insan fıtratına uymayan bir toplum hayatının bugün norm kabul edilmesi. 

Bugünün insanı, doğduğu andan itibaren hiçbir şeyi zamanında ve gerektiği gibi yaşayamıyor. Çocukları artık telefonlar ve tabletler eğliyor, gençleri sosyal medya yani her anlamda günün modası yönlendiriyor, aile kurmak artık orta yaş meşgalesi... Kimse karakterine uygun bir hayat süremiyor çünkü kimse plan yapıp hayatını şekillendiremiyor. 

Çocukları 6 yaşında okula alıp en erken 18 yaşında bırakıyoruz. Üniversiteydi, iş bulmaydı, tecrübe kazanıp yükselmeydi, kenara biraz para koymaydı derken yaşlar 30’a dayanıyor... Sonra? Sonrası zaten hayat gailesi...

İnsanlar haftada ortalama 40 ila 48 saat çalışıyor ama artık insanın temel ihtiyaçlarını karşılamak için değil, modernitenin dayattıklarını yaşamak için harcıyoruz insan gücünü. 

Hem bu dayatmaların temalarını üretmek için, hem de bu temaları satın almak için harcıyoruz mesaimizi...

Telefonumuz, arabamız, evimiz, kılık kıyafetimiz hatta bedenimiz bile hep en iyisi olmalı çünkü modern toplum bunlara sahip olduğumuzda daha iyi bir çevreye sahip olacağımızı, daha çok saygı göreceğimizi, bize daha iyi davranılacağını, kısacası daha mutlu olacağımızı vaadediyor. 

Bunlardan biri eksik kaldığında biz de eksik kaldığımızı zannediyoruz, mutlu olacağımıza olan inancımızı kaybediyoruz. Bunlara sahip olmak için hayatımızı harcadığımızda ise pişmanlıklarımız yakamızı bırakmıyor. 

Kısacası, her iki durumda da mutlu bir hayat süremiyoruz...

Bu kadar mutsuz bir toplumda da bu tip rahatsızlıkların bu kadar sık görülmesinden daha doğal ne olabilir?

Mutluluk, istediğine sahip olmakta değil, neyi isteyeceğine manipüle edilmemiş bir zihinle karar verebilmekte saklı.

Ne zaman ki bunu başarır ve insan fıtratına uygun yaşamaya ve yaşatmaya başlarız, insanlara ve nefsimize zulmetmeyiz, işte o zaman bu belalardan da kurtulma şansımız olur...

 

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23