--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

İnan ya da inanma...

Halil Kışlacık
Halil Kışlacık
3

Bu soruyu ilk duyduğumda imam hatip öğrencisiydim...

“Ormanda devrilen bir ağaç, eğer etrafta duyacak kimse yoksa, yine de ses çıkarır mı?”

İlk cevabım, “Evet, çıkarır” olmuştu...

Öyle ya, orada ben olsam duyacaktım, benim orada olmamam gerçeği değiştirir miydi?

Ama kimse bana cevabımın doğru ya da yanlış olduğunu söylemedi.

Biraz zaman geçti, lisan üzerine bir şeyler okurken fark ettim; eğer insanoğlunun “ses” tanımı “duyma”ya bağlı ise, bir işitene ulaşmadığı halde bile maddenin titreşimi ses olarak tanımlanabilir mi? Soruyu ilk soranın kastı acaba bu muydu?

Biraz zaman sonra “bilgi” üzerine başka bir meselede aynı soru çıktı ortaya. Ağacın devrildiğini kimse bilmese ve asla bilemeyecek olsa durum ne olurdu?

Sonra maddenin mahiyeti konusunda... O ağaç Schrödinger’in kedisi mi, yoksa biz izlemezken garip işler çeviren elektronlar mı?

•

Bu sorunun sosyoloji konusunda karşıma çıkacağını hiç düşünmemiştim.

Olduğu şekliyle değil ama, tersten sorulunca basbayağı sosyoloji problemi bu...

“İşitme yeteneğine sahip herkes devrilen bir ağacın sesini duyduğuna inanırsa, bir ağacın devrildiği gerçek olur mu?”

•

Mesela ben sizi Türkiye’de ekonominin şahane olduğuna inandırsam, gerçek değişir mi?

Peki siz beni bozulan ekonominin sorumlusunun iktidar olduğuna inandırsanız?

Bir anket şirketi çıksa da önümüzdeki seçimi kimin kazanacağını açıklayıp hepimizi inandırsa, o kişi cumhurbaşkanı olur mu?

Hepimiz, Belçika’da kalsa müebbet yatacak bir katilin Türkiye’ye iade edildiği için 2019’da serbest kaldığına inansak ve hatta alıp tekrar içeri tıksak, o kişinin “Belçika’da kalsa 2015’te tahliye edileceği” gerçeği değişir mi?

MİT mensuplarının kimliğini deşifre edip aileleriyle birlikte hayatlarını tehlikeye attıkları için yargılanan sözde gazeteciler, bütün herkesi “cenazeyi haber yaptıkları bahanesiyle, sırf muhalif oldukları için yargılandıkları”na inandırsalar, masum mu olurlar?

Birbirimizi yalanlara inandırmamız neyi değiştirir?

Nihayetinde gerçek gelip; “Hadi bakalım, yiyeceğinizi yediniz, alacağınızı aldınız... Sizi şöyle kenara alalım, sıra benim” demez mi?

Hani Güneşin Oğlu filminde profesör “Sen ‘Aslanlara inanmıyorum’ deyip aslanın kafesine girersen, aslan senin...” diye bir cümle kurar ya, haksız mı?

 

Halil Kışlacık Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle