--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Bunların kanına da “umre” dokunuyor...

Halil Kışlacık
Halil Kışlacık
3

Geçtiğimiz hafta hem Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Suudi Arabistan ziyareti sırasında “oradaki bütün masrafını cebinden ödeyen” gazetecilerin umre yapmasını eleştiren, hem de Ekrem İmamoğlu’nun Karadeniz gezisine katılıp “bütün masrafları İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin kasasından ödeten” tayfa hakkında Ali İhsan Bey “Devlet parası ile umre, belediye parası ile Karadeniz turu!” başlıklı bir yazı yazmıştı.

O yazının tashihini yaparken, yazıdaki “Biliyoruz ki, AK Parti öncesindeki yılların cumhurbaşkanları ile.. 

Başbakanları ile.. 

Yurtdışı seyahate gidenler.. 

Bırakın masraflarını kendileri ödemeyi.. 

Gittikleri ülkelerde uğradıkları pavyonların, barların, genelevlerin parasını bile devlete ödetiyorlardı..” ifadesini görünce, “Yazınız boşa gidecek Ali Bey, mesele sizin zannettiğiniz kadar ufak değil” dedim ve kendisine bir anekdot aktardım. 

“Bunu sen muhakkak ayrıca yaz” dedi.

•

Ben, Rahmetli Hasan Karakaya Abi’nin (Ruhu için, Allah rızası için El Fatiha) öğrencisi olma şerefine eriştim.

Rahmetli geç saatlere kadar gazetede kalırdı, ben de genelde gececi olduğum için çoğunlukla mesaimiz denk gelirdi.

Gece müdürlüğüne başladığımda, vakayı adiye veya şehir baskısına kalan maç neyse de, yazı işlerinde Hasan Abi varken büyük haberleri insanın kendi kafasına göre sayfaya koyması akıl mantık işi mi? Muhakkak önce ona danışırdım. 

Beraber çalıştığımız 9 yılın yaklaşık beş yılı böyle geçti. 

Ben sordum, o anlattı... 

Ben yetmedim, o imdada koştu...

Vefatına kadar böyle gitti...

“Senden iyi gazeteci olacak ama ben o günlere yetişecek miyim bilmiyorum” derdi bana...

Ben de o günlere yetişecek miyim bilmiyorum ya, neyse...

Hasan Abi eğer bir yurtdışı gezisine katılacaksa, kendisine gidecekleri yerle ilgili bazı bilgileri içeren kısa notlar hazırlardım. 

“Muhakkak görülmesi gereken yer neresi?”

“Ne yenir, ne yenmez?”

“Nesiyle meşhur?”

“Yanına hangi kıyafeti almalı?”

“Türklere ve Müslümanlara bakış nasıl?”

“Tehlikeli mahalleleri var mı?”

“Taksiye mi binilir, toplu ulaşıma mı?”

O da sağolsun, döndüğü zaman bazen gittiği yere özgü sembolik bir hediye ama en kıymetlisi, her seferinde hatıralarını getirirdi.

Eh, artık anlamışsınızdır anlatacağım hatıranın da ona ait olduğunu...

•

Ne gittikleri tarihi de ne de gittikleri yerin neresi olduğunu hatırlıyorum. Tek hatırladığım “AK Parti iktidarında ilk defa gidilen” ve “turistik” bir yer olduğu...

Bu gezilerde çoğunlukla misafirlerin bütün ihtiyaçlarıyla ilgilenmek üzere Türk temsilciliği ya da davet eden kişi veya kurum tarafından görevlendirilmiş mihmandarlar olur...

Bu gittikleri yerde de günün sonunda mihmandar, Hasan Ağabey’e oteldeki odasını göstermiş ve yanından ayrılırken “Başka bir isteğiniz var mı” diye sormuş.

Rahmetli “Bu odada kıble ne taraf, onu göstersen yeter” demiş. Mihmandar da bilmiyormuş, resepsiyondan öğrenmiş, Hasan Abi’ye tarif etmiş.

Ertesi gün kafile uçağına geçmeden önce vedalaşırken mihmandar, “Bunca yıldır çok Türk kafilesi ağırladım, içinden odasına kadın isteyen birilerinin çıkmadığı ilk kafile bu oldu” demiş.

•

Hasan Abi’yi bilenler bilir, bu hatıralarını hep büyük bir neşe içinde ve karşısındakini de neşelendirerek anlatırdı. 

Bu hatırayı ise yüzünde acı bir ifade ile anlatmıştı; o mihmandarın aklında kalan “Türkiye” imajı ve o gece “Başka bir isteğiniz var mı” diye sorduğunda ima ettiği şey kanına dokunmuştu...

Şimdi, o günlerden geldik, Cumhurbaşkanıyla birlikte umre yapan gazetecilerin olduğu günlere...

Şimdi anladınız mı, Ali Bey’e neden “Yazınız boşa gidecek, mesele sizin zannettiğiniz kadar ufak değil” dediğimi?

 

Halil Kışlacık Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle