• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
Halil Kışlacık
Halil Kışlacık
TÜM YAZILARI
20 Ekim 2019

“Bize yalan söylediler” derken yalan söylemek...

Hep sosyal medyaya laf söylüyoruz ama, Türkiye’de basının da aslında haber kaynağı olma gibi bir derdi yoktur. 

Sadece bir gün, Türkiye’de yayınlanan 29 ulusal gazeteden en çok satan 10 tanesini alıp karşılaştırın. O kadar birbirleriyle çelişirler ki, çoğunun aslında bir propaganda aracı olmaktan öteye geçmediğini bir günde anlarsınız.

Eh, gazetenin patronu aynı zamanda holdingin patronu olunca, holdingin menfaatleri toplum menfaatlerinin önüne geçiyor.

Sosyal medya aslında bu döngüyü kırmak için güzel bir imkandı ama maalesef o mecra amacından çok güzel saptırıldı. 

Şimdi bu sosyal medyada, sureti haktan görünüp manipülasyonu bir adım öteye taşıma üzerine kurulu bir akım başladı.

Adamlar oturuyorlar, “Size verilen şu haber yalandı, buyrun ispatı” diyorlar.

Ne güzel değil mi?

Hakkıyla yapılırsa elbette güzel.

Ama sen tutup sadece senin görüşüne muhalif medyanın yalanlarını gündeme taşırsan, sen de büyük bir yalana imza atmış olmaz mısın?

Hele bu işi şu an ihale ettikleri kişi, DHKP-C’nin Savcı Mehmet Selim Kiraz’ı şehit ettiğinde teröristlere tek laf etmeyip de “Devlet şöyle yaparsa, böyle cevabını alır” minvalli konuşabilen mücessel muhalif bir isim olunca, iş daha bir ilgi çekici geliyor.

Ben bu arkadaştan, ileriki yayınlarda mesela şu “Türkiye’de tutuklu gazeteciler” meselesine de el atmasını bekliyorum ben...

Hani yıllardır konuşuluyor ya, “Türkiye’de şu kadar gazeteci tutuklu” diye...

Üşenmedim, Uluslararası Basın Enstitüsü’nün “Tutuklu gazeteci” dediği 130 kişiyi tek tek araştırdım...

Bir çoğu tutuklu değil bunların, suçları sabit, hükümlü olmuşlar...

Listedekilerden üçü zaten serbest...

İkisi DHKP-C, ikisi de MLKP üyeliğinden içeride...

Biri organize suç örgütü kurmuş, mafyalığa soyunmuş...

Kalanların 30’u PKK üyeliği veya örgüt adına faaliyet yürütmekten tutuklu ya da hükümlü...

Tam 92 kişi ise, FETÖ’den girmiş içeri...

Şimdi sorarsanız, ben de size “Türkiye’de 127 gazeteci cezaevinde” derim...

Devamını getirmez de burada bırakırsak, “Bu ne biçim ülke, hani nerede basın özgürlüğü” demek sadece mümkün değil, kaçınılmaz da...

Peki, “Gazetecilik faaliyeti yüzünden cezaevinde yatan kaç kişi var” diye sorarsanız?

Bir suçu basın yoluyla işlemeyi gazetecilik faaliyeti saymazsak, sıfır...

Silahlı soygun yapmış, cinayet işlemiş, bomba atmış, ölümle tehdit etmiş, silahlı terör örgütüne üye olmuş ya da örgüt adına faaliyet göstermiş, anayasal düzeni yıkmaya çalışmış kişilerin cezaevine girmesini “Türkiye’de basın özgürlüğü yok” diye lanse etmekten büyük bir yalan olabilir mi?

Hadi buyur, madem yalanların peşindesin, bana da inanma, kendin araştır...

Gerçekten gerçeğin peşindeysen tabii...

 

Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.

Yorumlar

Belalarını bulurlar

Feto' nun adamları, yani eşkiyaları: ister gazeteci olsun, ister dergici olsun, ister doktor, ister mühendis herbiri gönüllü birer feto teroristidir, bunların asıl meslekleri ihanet etmektir; yeter ki yanına yanaşacakları bir hainbaşını bulsunlar, gerisi çorap söküğü onlar için! Bunları "gazeteci, salıverin dışarı!" diye, ancak kılıçdaroğlan savunur.
  • Yanıtla

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23