--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Belamızı arıyoruz...

Halil Kışlacık
Halil Kışlacık
4

Vahşi hayvanlardan korkup da ormanı yakarsan, o hayvanlar şehre inip kapına dayanır. 

•

Yarasalardan mı yayılmış, yılanlardan mı yoksa develerden mi?

İnsandan insana bulaşmaya başladıktan sonra ne önemi var?..

Bu salgın ilk değil, son da olmayacak...

İnsanlık olarak kaşınıyoruz çünkü...

•

Çiftlik hayvanlarının bağışıklık sistemiyle oynadık, ne deli danası kaldı ne kuş gribi...

Yahu, kene ısırmasından adam öldüğü insanlık tarihinde hiç görülmüş mü?

Önce küçük küçük dengeyi bozuyoruz, sonra bozulan denge yüzünden başımıza gelen felaketi ortadan kaldıracağız diye bütün sisteme darbe vuruyoruz...

Avustralya’da sapasağlam 10 bin deveyi, çok su içtikleri bahanesiyle itlaf etmeye başladılar. 

Yine Avustralya’da 2 milyon kedinin, kemirgen, sürüngen ve böcekleri yiyerek doğal dengeyi bozdukları gerekçesiyle zehirlenerek öldürülmesi planlanıyor. 

Kanguruları da “Çok zıplıyorlar, çimenler eziliyor” diye öldürmeseler bari...

İşin vicdani yanını bir kenara koyduk, bu hayvanların popülasyonunun doğal dengeyi bozacak kadar arttığını da kabul ettik, “Niye kısırlaştırmıyorlar” sorusuna da “Maddi ve beşeri imkan yok” cevabını verdik diyelim...

Hani bazı madde bağımlıları bir anda kullanımı bırakır da, beyni müskirat olmadan nasıl çalışacağını birden kestiremeyip ölüme varan tehlikeli tablolara sebebiyet verir ya... (Kullananlar bu bilgiyi bahane etmesin, gitsin insan gibi tedavi olsun...) Mezkur ekosistemin de bu hayvanların bir anda azalmasına vereceği tepkiler iyice hesaplandı mı?

Mesela vurdukları yerde bıraktıkları develer yüzünden, leşçil hayvanların nüfusunun nasıl bir seyir izleyeceğiyle ilgili bir çalışma var mı? 

Ya da kedilerin yokluğunda haşerat cirit atmaya başlayacak mı? Bunların taşıdığı hastalıkların yayılması ihtimaline karşı bir önlem alındı mı?

Hem deve ve kedi popülasyonunu bu kadar artıranlar da insanlar değil miydi? Derdiniz neydi de en başta bu kadar oynadınız doğanın dengesiyle?

•

Hadi kediydi, deveydi, bunları gözümüzle görüyoruz da meseleye uyanma şansımız oluyor...

Bir de işin göremediğimiz kısmı var.

O leblebi gibi yuttuğumuz ilaçların başımıza nasıl bir bela açacağı belli değil...

“Hastane enfeksiyonu” denilen meret nereden çıktı? Antibiyotiğe dayanıyor namussuz; çamaşır suyuna, tuz ruhuna da dayanacak yakında... 

Resmen patojenlere, “Bakın bununla böyle başa çıkacaksınız, şununla şöyle” diye antrenman yaptırıyoruz...

Öbür taraftan da elli tane yöntemle, kendi bağışıklık sistemimizi salağa çeviriyoruz...

Sezaryen ile doğur, emzirme, ozonlanmış su içir, elli tane kimyasalla dezenfekte edilmiş yiyecekle büyüt, aldığı nefesi bile klimanın filtresinden geçir, en küçük hastalığında antibiyotik daya... 

Sonra da sor: “Bu çocuk niye sürekli hasta oluyor?”

Bağışıklık sistemini yatırdın yatağa, bağladın solunum makinasına, serumla besledin, şimdi çıkıp ringde ağır sıklet şampiyonuyla dövüşsün istiyorsun, ondan olabilir mi?

•

Kabul; insanları korkutan bir salgın var...

Ama daha önce aynı tepkiyi verdiğimiz SARS’ın da, MERS’in de, kuş gribinin de, domuz gribinin de yayılması durduruldu... 

Bu da durdurulur...

Benim şaşırdığım, daha yaygın ve sayısal olarak daha çok ölüme sebebiyet veren meselelerin, insanların bu kadar ilgisini çekmemesi...

Mesela “İlaç alırsan bir haftada, almazsan 7 günde geçer” dediğimiz, bildiğimiz mevsimsel grip, her yıl 300 milyon ila 1 milyar kişiye bulaşıyor ve 250 bin ila 600 bin kişiyi öldürüyor...

Ne önlem aldınız?

Ya da en büyük sebebi sigara olan kronik obstrüktif akciğer hastalığı (KOAH) yüzünden her yıl en az 3 milyon insan ölüyor... 

Parayla ciğer çürütmeye devam mı?

•

Musibetten nasihat çıkarmayı unuttuk iyice... 

İnşallah bu salgın vesile olur da, gözümüzün önünde olup göremediklerimize de çare ararız...

 

Halil Kışlacık Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle