--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

GİRİŞİM DESTEKLENİRSE, GELİŞİM BAŞLAR

Halil El
Halil El
0

Bir vatandaş geliyor.

Ne büyük sermayesi var ne fabrikası…

Ama bir cümlesi var:

“Benim bir fikrim var.”

İşte mesele tam burada başlıyor.

Biz bu insana ne yapıyoruz?

Kapı kapı mı dolaştırıyoruz?

Evrak mı toplatıyoruz?

Aylarca izin mi bekletiyoruz?

Yoksa önüne bir sandalye çekip:

“Anlat… Bu fikri nasıl büyütebiliriz?”

mi diyoruz?

Bir ülkenin girişimcilik anlayışını işte bu sorunun cevabı belirler.

ARTIK İYİLER DEĞİL, EN İYİLER YARIŞIYOR

Dünya hızlandı.

Sermaye hızlandı.

Teknoloji hızlandı.

Pazarlar değişti.

Rekabet sertleşti.

Artık iyiler yarışmıyor; en iyiler yarışıyor.

Böyle bir çağda girişimcinin en değerli sermayelerinden biri zamandır.

O zamanı bürokratik işlemlerle tüketmemeliyiz.

Üretmesi gereken insan evrak peşinde koşmamalı.

İhracat yapması gereken sanayici kurum kurum dolaşmamalı.


Yeni ürün geliştirmesi gereken genç, hangi desteğin hangi kurumda olduğunu araştırmakla aylarını harcamamalı.

Girişimci işini yapmalı, devlet de onun önündeki yolu açmalı.

TÜRKİYE KENDİ MODELİNİ KURMALI

Türkiye olarak girişimcilikte kendimize has bir model geliştirmeliyiz.

Adına ister “Tek Adım Girişim ve Yatırım Ofisi” diyelim, ister başka bir isim…

Önemli olan sistem.

Her ilçede kaymakamlıkların, her ilde valiliklerin riyasetinde tek merkez kurulmalı.

Girişimcinin yapacağı iş çok basit olmalı:

Müracaat etmek.

“Benim bir fikrim var.”

“Benim bir projem var.”

“Ben üretmek istiyorum.”

“Ben ihracat yapmak istiyorum.”

demek.

Dosyasını teslim etmek…

Ve işinin başına dönmek.

Ondan sonrası sistemin işi olmalı.

BİR KAPI… BÜTÜN DEVLET

Girişimci on ayrı devlet kurumunun kapısını dolaşmamalı.

Devletin bütün ilgili kurumları girişimci için tek kapıda buluşmalı.

KOSGEB…

İŞKUR…

Kalkınma ajansları…

Bakanlıklar…

Yatırım teşvikleri…

İhracat destekleri…

Finansman imkânları…


Ruhsatlar…

İzinler…

Vergi ve SGK süreçleri…

Yerel yönetimler…

Üniversiteler…

Gerekli olan hangisiyse o merkezi devreye sokmalı.

Girişimcinin dosyasına bir sorumlu atanmalı.

Süreç başından sonuna kadar takip edilmeli.

Eksik belge varsa ilgili kurumdan istenmeli.

İzin gerekiyorsa yazışması yapılmalı.

Destek varsa girişimciye anlatılmalı.

Teşvik varsa başvurusu hazırlanmalı.

Teknik desteğe ihtiyacı varsa uzmanla buluşturulmalı.

İhracat potansiyeli varsa dış pazara hazırlanmalı.

Ve bütün süreç mümkün olan en kısa sürede tamamlanarak dosya girişimciye teslim edilmeli.

Vatandaş devleti dolaşmamalı; devletin kurumları vatandaşın işi için kendi arasında çalışmalı.

Bence yeni kamu hizmeti anlayışının özü bu olmalıdır.

GİRİŞİMCİYİ BEKLEMEK DE YETMEZ

Bir adım daha ileri gitmeliyiz.

Özellikle kalkınmada öncelikli bölgelerde sadece başvuru beklememeliyiz.

İyi fikirleri aramalıyız.

“Benim bir projem var” diyeni bulmalıyız.

Atölyesine gitmeliyiz.

İş yerini ziyaret etmeliyiz.

Dinlemeliyiz.

Cesaretlendirmeliyiz.

Çünkü bazen geleceğin fabrikası bugün küçük bir dükkândadır.

Geleceğin ihracatçısı bugün on kişilik bir atölyededir.


Geleceğin markası bugün kimsenin adını bilmediği küçük bir işletmedir.

Mesele onu zamanında görebilmektir.

BİR KOBİ’Yİ BÜYÜTÜRSENİZ…

Sadece işletme sahibini büyütmezsiniz.

İstihdamı büyütürsünüz.

Nakliyeciyi büyütürsünüz.

Tedarikçiyi büyütürsünüz.

Esnafı büyütürsünüz.

Yan sanayiyi büyütürsünüz.

Şehrin ekonomisini büyütürsünüz.

Bugün küçük bir işletmeye verdiğiniz doğru destek yarın size üretim, istihdam, ihracat, vergi, teknoloji, ticari, teknik bilgi ve katma değer olarak geri döner.

Hem de çoğu zaman verdiğinizden çok daha fazlasıyla.

Çünkü ekonomi böyledir.

Bir kıvılcım yakarsınız…

Etrafında koca bir ekosistem oluşur.

BAŞARANI ALKIŞLAMAYI DA BİLMELİYİZ

Bir başka eksikliğimiz daha var.

Başaran girişimciyi daha fazla görünür kılmalıyız.

İhracata başlayan…

Yeni ürün geliştiren…

İstihdamını artıran…

Patent alan…

Marka oluşturan…

Dünyaya mal satan girişimcilerimizi kaymakamlıklar, valilikler, belediyeler, odalar ve ilgili kurumlar onurlandırmalı.

Neden?

Çünkü bir toplum kimi alkışlarsa, gençleri ona özenir.

Üreteni alkışlarsanız üretim çoğalır.

İcat edeni alkışlarsanız fikir çoğalır.

İhracatçıyı alkışlarsanız dünyaya açılan işletmeler çoğalır.

BİR CÜMLE BAZEN BİR ŞEHRİN KADERİNİ DEĞİŞTİRİR

İstihdam mı istiyoruz?

Girişimciyi büyütelim.

İhracat mı istiyoruz?

KOBİ’yi dünyaya açalım.

Katma değer mi istiyoruz?

Fikri ürüne dönüştürelim.


Bölgesel kalkınma mı istiyoruz?

Üretmek isteyen insanın önündeki engelleri kaldıralım.

Çünkü kalkınma her zaman milyarlarca liralık yatırımla başlamaz.

Bazen küçücük bir atölyede başlar.

Bazen bir üniversite öğrencisinin bilgisayarında…

Bazen bir ustanın tezgâhında…

Bazen bir kadının evinde geliştirdiği üründe…

Ve bazen yalnızca şu cümleyle:

“Benim bir fikrim var.”

Türkiye öyle bir sistem kurmalı ki bu cümleyi söyleyen insanın karşısına bürokrasi değil, çözüm çıksın.

Kapalı kapılar değil, açık yollar çıksın.

Ve devlet ona şunu söyleyebilsin:

“Hoş geldiniz… Fikrinizi anlatın. Siz üretmeye odaklanın; biz önünüzdeki yolu açalım.”

Çünkü girişim büyürse işletme büyür.

İşletme büyürse istihdam büyür.

İstihdam büyürse şehir büyür.

Şehir büyürse ülke büyür.

Kısacası:

Girişim desteklenirse, gelişim başlar.

 

Halil El Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle