Haksızlıklar karşısında susan dilsiz şeytandır
Milletler, şüphesiz ki kendilerini var eden, kendilerine yaşama gücü ve bir vizyon sağlayan değerleri muhafaza etmek ve etkisini yitirmiş, değer kaybetmiş olanları ise yenileriyle değiştirmek ile mükelleftir.
Milli ve toplumsal değerler, insanları birbirine bağlayan onlara “millet” sıfatı kazandıran unsurlardır. Toplumsal bağın güçlülük derecesi, o milletin hayatını idame ettirme süresi ve elde edeceği başarıların sayısı ile doğru orantılıdır.
Milli ve manevi değerlerine karşı duyarsızlaşmış insanlar ve toplumlar işitir ama duymazlar, bakar ama görmezler, düşünür ama anlamazlar, kalpleri çarpar ama vicdanları sızlamaz.
Duyarsız insan iç âleminde inşa ettiği küçücük dünyasında ağaç kabuğuna tutunmuş mantar gibi yaşayan, basit dünyevi zevklerin dışında âleme kapılarını kapatmış, bireysel düşünen ve yaşayan ilkesiz, gayesiz kişilerdir. Bencillik, toplumdan kopukluk ve menfaatperestlik ayırt edici özellikleridir.
Duyarlı insan ise etrafında olan bitene kayıtsız kalmayan, olaylar karşısında tavır koyabilen, gaye ve ilke sahibi kimsedir. Duyarlı davranış hali insan olmanın, hele de Müslüman olmanın en temel gereklerinden biridir.
Duyarlılığını yitirmiş insanlar/toplumlar yalnızca felaketlere, acılara veya hayati önem taşıyan olaylara karşı değil, sevinçlere, mutluluklara ve yaşanan tüm güzelliklere karşı da tepkisiz davranırlar. Güzellikleri görmemek, takdir etmemek, beğendiğini belli etmemek, yaşayamamak, sevgi göstermemek de duyarsızlığın başka bir yönüdür. Oysa bu, İslami anlayışa muhalif hal, insani olmayan bir durum, akıl ve vicdanla bağdaşmayan bir davranıştır.
Toplum, milli ve toplumsal değerlerine karşı yürütülen operasyonlara karşı kolektif bir bilinç inşa etmedikçe ve yekvücut tavır göstermedikçe varlığını sürdüremez, inkişafını tamamlayamaz. Toplumsal duyarsızlık, durgunluğu ifade eden “protestosuzluk hâli”, toplumun maruz kaldığı tehlikelere ve yok olan değerlerine karşı bir kayıtsızlık hâlidir.
Günümüzde Müslümanlar İslam ortak paydasına sahip olmalarına rağmen paramparça bir görüntü vermekte, kendilerine, dinlerine, medeniyetlerine, kültürlerine karşı yapılan haksızlıklar, ayıplar, günahlar, çirkinlikler karşısında duyarsız kalmakta, vurdumduymaz davranmaktadırlar.
İslam ruhunu içselleştirememiş, özümseyememiş, anlayamamış Müslüman şevksiz, çevresindeki olaylara ilgisiz, insanların sıkıntıları ve sorunları ile ilgilenmeyen, etrafındaki aksaklıklara çözüm arayışı içinde olmayan, içine kapanık bir tiptir.
İslam toprakları salyangozcu istilasına uğradığında, yeryüzünü kan, gözyaşı, katliam ve yıkıma uğratanlar, emperyalistler, sömürgeciler, tiranlar ve despotlar karşısında uzun vadeli ve geniş açıdan olayları değerlendiremeyen Müslümanlar ayrışma ve beraberinde getirdiği duyarsızlıkla uğradıkları zulmü şikâyet etme başlıyorlar.
İslam ümmetini kişiliksizleştirmek, köleleştirmek, kutsallarına karşı duyarsızlaştırıp yeraltı zenginliklerine el koymak batının planlı bir projesidir.
İnsan hakları, demokrasi, özgürlük gibi habis kavramları ilahlaştıran, bu kavramları insanların idealleri haline getirip, bunları birer hamle aracı gibi kullanarak hayvani güdüler ile İslam ümmetine saldıran ve onlara her türlü zulmü reva gören İslam düşmanları ve onlara uşaklık edenleri kınayan bir eylemde dahi Müslümanlar bir araya gelemiyorlar.
“İnsan insanın kurdudur” felsefesinden beslenen bugünkü hâkim kültür, diğerleri gibi bizi de ben merkezli bir anlayışın içine hızla çekmekte. Hissiyatımızı kısırlaştırmak suretiyle bizi bizden koparmaktadır.
Bu seküler ve hazcı kültüre kendimizi bıraktıkça duyarsızlaşıyor, duyarsızlaştıkça dinî ve insanî değerlerimize uzaklaşıp yabancılaşıyoruz.
Bu ülke ne zaman ayakları üzerinde durma iradesi gösterse, harici ve dâhili çelme takanların çok olduğu /olacağı herkesin malumudur.
Türkiye dışarıdan korkunç bir kuşatılmışlık altında, içerden de büyük bir “fitne” hareketi dış mihrakların maşası durumunda. Yüzyıllık umudumuz kifayetsiz muhterislerin yanlı, çocuksu söylemlerine kurban edilmeye çalışılıyor.
Fransa’nın başkenti Paris’te haftalık mizah dergisi Charlie Hebdo’nun ofisine düzenlenen ve 12 kişinin ölümüyle sonuçlanan şiddet olayının ertesinde yeryüzünün azgın istilacı milletleri hemen tepkilerini gösterdi, başkanları Paris’te kol kola girebildiler.
Bu birlikteliklerini her şartta, her ortamda ve herkese karşı gösterebiliyorlar ve kararlı tavırları ile de kazanan oluyorlar.
Müslümanlar ise tepkisiz, ilgisizlik, uyuşukluk ve duyarsız bir tavırla seyirci kalmayı yeğliyor. Yeryüzünde iki milyara yakın Müslüman Peygamberimize karşı takınılan çirkin tavra karşı hiç bir tepki gösteremedi.
Rus cenderesi altındaki Kafkas kartalı Çeçenler hariç hangi millet sokağa döküldü? Bizler dâhil kim bütün dünyaya Muhammed Mustafa’nın fedaileri olduğumuzu, onun için gerekirse canımızı bile verebileceğimizi yüksek sesle haykırabildi.
Atatürk’e hakaret içerikli mesajların yayımlandığını iddia ederek gazetemize düzenlenen taşlı sopalı saldırıda bulunanlar Charlie Hebdo ahlaksızlığını yayınlayan Cumhuriyet gazetesine karşı niçin çıt çıkaramadı hiç düşündünüz mü?
Atatürk için gösterilen hassasiyetin Peygamberimize gösterilmemesi tuhaf değil mi?
Eşcinseller, vatan hainleri, mason locaları, azgın azınlıklar ve hatta yasa dışı örgütler tepkilerini ortaya koyup yürüyüş, gösteri yaparken haklı olduğu halde tepkisiz, duyarsız kalan Müslümanlara nasıl tepki gösterilmeli?
Şimdi çölleşen vicdanlara su serpmenin, hadiselere karşı duyarlı olmanın, iyiliği emredip kötülükten sakındırmanın ve medeniyetimizle yeniden barışmanın tam vaktidir.
Şimdi bizi biz yapan milli ve manevi değerlerimize sahip çıkıp dik durma zamanıdır. Haksızlıklar karşısında susmayıp, şeytana defol deme vaktidir.


