Türkiye Avrupa vizyonunu yenilemeli

12 Ocak 2018 Cuma

Türkiye rasyonaliteden uzak tek taraflı platonik Avrupa aşkının peşinde on yıllarını kaybetti. AK Parti iktidarları dönemi Avrupa’nın da Türkiye’nin de gerçeklerle yüzleşme dönemi oldu.

Bir defa şunu gördük ki, Avrupa dediğimiz bölgede artık ne medeniyetin, ne de refahın merkezi durumunda. Ortada birlik falan da yok. 

Avrupa Birliğinin bazı ülkelerinde asgari ücret aşağı yukarı Türkiye seviyesinde. Satın alma gücü bakımından bir karşılaştırma yaptığınızda acınacak durumdalar. Servet, kurumlaşma adı altında, yatırım fonları köprü olarak kullanılmak suretiyle profesyonellerin yönetimine geçmiş. Dolayısıyla ekonomik kararların arkasında patron girişimciliği değil, profesyonel şekilciliği hakim olmaya başlamış.

Ekonomide ne yaşanıyor ise, devlet kurumlarında ve siyasette hakim olan anlayış da aynen bu. Kurumsallaşma, güçlü regülasyonlar devlet kurumlarını ve siyaseti zayıflatmış. Temel siyasi kararları siyaset dışı mekanizmalar almaya başlamış.

Siyasetçinin girişimciliğinin önünü tıkayan ve her türlü kararı hukuk devleti retoriği üzerinden siyaset dışı kurumlara plase etmenin sonucunda vizyoner ve girişimci yönetimler yerine şablonik ve şekilci yönetim anlayışı hakim olmuş.

Sistem tümüyle girişimci rekabetin önünü kapatma ve ancak şablonik ve akredite davranışlara izin verme esasına göre planlanmış.

Sömürge düzeninin oluşturduğu refah duygusu henüz çökmediği için hiç kimse içinde bulunduğu durumu tartışmaya açma eğiliminde değil. Şunu bilelim ki bu refah çökmenin eşiğinde.

Ekonomik büyümenin hızı çok yavaşlamış durumda. Kamu maliyelerinin birkaç istisna dışında tamamı borç yüklerini çevirmekte zorlanıyor. Devlet fonlarının yönetiminde olan şirketler ciddi zorluklar yaşıyor. Ekonominin genel durumunu ve özellikle çalışma hayatını temelden etkileyecek kadar büyük şirketler batmanın kenarındalar. Yönetimlerine hakim olan şekilcilik, radikal kararlar almalarının önündeki en büyük engel.

Girişimcinin sıra dışı kararlar almasının önü kapatıldığı için sıradan kararlar almak dışında seçenekleri yok. Problem çözemiyorlar, erteliyorlar. Ertelenen problemler birikiyor. Sıradanlaşmaya mecbur edilen yönetimlerin içinden asla çıkamayacağı kaoslara dönüşmeye başlıyor.

Avrupa siyasetinin vizyonu müşterek bir Avrupa oluşturmaya müsait değil. Hiç kimse kendini aldatmasın, ortak Avrupa değeri diyebileceğiniz hiçbir şey yok.

Avrupa Birliği fikrinin ekonomik entegrasyon fikrinden doğması ve ekonominin kurallarının biraz ulus üstü bir karakter taşıması nedeniyle en kolay entegrasyonun ekonomik konularda olması gerekiyor değil mi? Ortak ekonominin simgesi olarak da ortak para birimi olan Euro’ya geçtiler. Avrupa Birliği ülkelerin tamamında Euro ile alışveriş yapabiliyor musunuz? Euro Avrupa dışında, Avrupa içinden daha itibarlı bir para birimi.  Örneğin Türkiye’nin tamamında Euro ile alışveriş yapabilirsiniz. Keza Arabistan’da da, Hindistan’da Euro ile alışveriş yapabilirsiniz. Hatta Sudan’da veya Çad’da bile Euro ile alışveriş yapmak mümkün. Gidin Bulgaristan’a veya Hırvatistan’a bakalım Euro ile alışveriş mümkün mü?

Filibe’de bir pazar günü bir Euro’luk dondurma aldım. Euro’yu uzattım. Adam caddenin karşı tarafında yani dondurmacı dükkanına on metre mesafedeki change ofisini gösterdi ve Leva dışında bir parayı kabul etmeyeceğini söyledi. Hırvatistan’da yanınızda Hırvatistan’ın milli parası Kuna yoksa alışveriş yapmanız ciddi şekilde zordur. Avrupa Birliği üyesi ülkeler ortak para biriminde bile birleşmiş değiller. Bazı ülkeler milli paralarını kullanmaya devam ediyor.

Avrupa’nın gelişme heyecanını kaybetmesi, ırkçı maceracılıkların önünü açıyor. Avrupa’nın önünde iki seçenek var. Ya Türk girişimcisinin öncülüğünde yeni bir büyüme heyecanını hayata geçirecekler. Ya da yeni aşırı sağ politikalara teslim olup parçalanacaklar, kısa bir zaman sonra da kaos ve kanlı bir iç savaşın pençesine düşecekler.

Türkiye bir yandan Avrupa Birliği kurumları ile entegrasyon çalışmalarını sürdürürken bir yandan da çökmenin eşiğinde olan Avrupa ekonomilerine girişimci ihracının önünü açacak bir iş planına sahip olmalı.

Avrupa’daki durağanlığın ilacı biziz. Çökmenin eşiğindeki kurumları ayağa kaldıracak bir iş planı ile Avrupa ekonomilerinin içine girilmesi, Avrupa hükümetleri ve toplumları nezdindeki bakış açılarını değiştirecektir.

Örneğin İtalya’nın Milli havayolu şirketleri Alitalia batmak üzere. Operasyonel ihtiyacından fazla on dört bin kişi çalışıyor. On dört bin işçiyi çıkarmanın hem sosyal maliyetini hem de sosyal haklarından kaynaklanan ekonomik maliyetini hiç kimse göze alamıyor.

Türkiye, Türk girişimcilerinin önünü açacak ve arkasında duracak mekanizmaları inşa ederse, Türk girişimcisinin elinde ikinci bir THY başarı hikayesi ortaya çıkar.

Bugün işini kaybetmenin eşiğinde olan yirmi bin işçi ve onların aileleri ile böyle bir kaosu yönetmenin maliyeti ile yüz yüze olan İtalyan hükümeti ile ilişki kurmak için bundan daha sağlıklı bir yöntem olamaz.

Böyle yüzlerce fırsat var. Türkiye’nin potansiyeli bu fırsatları yönetmeye uygun. Hem biz kazanmış oluruz. Hem de onlar. Her iki tarafın kazandığı bir ortamda da asla savaş olmaz.

 

YORUM YAZ