--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Sultan Abdulhamid Han

Av. Yaşar Baş
Av. Yaşar Baş

İktidara geldiğinde ülke borç batağındaydı. İktidar vesayet odaklarının kontrolüne geçmiş, şamar oğlanı gibi tefecilerin oyuncağı haline gelinmişti.

Devletin başında ağır sağlık sorunları yaşayan ve zihinsel hâkimiyetini kaybetmiş biri bulunuyordu. Bu koşullarda iktidara geldi.

Siyasi liderlerin vesayet odakları tarafından kontrol altında tutuldukları, istedikleri zaman iktidardan indirilebildikleri, istedikleri zaman da hayatlarına son verildiği bir siyaset iklimini yaşayarak büyümüştü.

Devlet kurumlarının kendi görev alanlarına odaklanmasını sağlayacak anayasal nizam kurulması, içerde bütünlüğün sağlanması ve dışarda başımızı dik tutacak bir siyaset hayali vardı.

Borçlar kısa zamanda kontrol altına alındı. Geniş çaplı bir imar, ihya ve eğitim seferberliği başladı. Demir yolları her tarafı sarmaya başladı. Yeni yollar köprüler, fabrikalar kuruldu.

Eğitimde daha önce benzeri bulunmayan büyük bir sıçrama gerçekleştirildi. Ekonomi normalleşmeye, endüstri tesisleri ülkeyi sarmaya başladı.

İktidar yolculuğuna eşlik edenlerin ihanetini kısa bir süre sonra sezdi. Satılmış hainlerin devletin kılcal damarlarına kadar sızmış olduğunu gözleri ile gördü. Dışardan saldırılarla boğuşurken içerden hainlerle de mücadele etmek zorunda kaldı.

Varlık mücadelesi sürerken bir yandan milletinin kalkınması, bir yandan da ümmetin izzetini ayakta tutacak siyasetinden bir adım geriye atmadı.

Filistin’i bir namus meselesi olarak gördü. Trablus, Bağdat, Şam, Kahire, Bakü, Bosna, Mekke, Medine, Anadolu, Uzak Asya, Avrupa, Kuzey Afrika, Arap ve İran bölgesi için umut oldu, Müslümanların dualarında hep birinci sıradaydı.

En yakınındakilerden bile kimin hain kimin vatansever olduğunun birbirine karıştırıldığı bir fitne dönemiydi.

Küresel siyasetin dengelerini değiştirdi. Hem kendisini hem de milletini ayakta tutacak dirayeti gösterdi.

Adaletten hiç sapmadı. Ancak hiç kimse hakkında onun kadar kara propaganda yapılmadı. Diktatör dediler. Yani diktatör diyebilecek kadar özgürlerdi. 

Devletine sadakat yemini etmiş hainler yeminlerine ihanet ederek başkenti işgal ettiler. En yakınında bulunan gafiller bu ihanete ortak oldu. Düzmece bir karar ile görevine son verildi. Darbecilerin el koyduğu ülke kısa zaman sonra savaşa girdi. 

Kendisine ihanet edenler kısa bir zaman sonra “Bizdik utanmadan iftira atan” ve “Hasret olduk eski istibdada biz” diyerek ağıtlar yaktılar ama iş işten çoktan geçmişti. 

İslam dünyası kan gölüne döndü. Yüzbinler şehit oldu. Milyonlar bir daha adalet yüzü görmedi. Milletin izzeti ve namusu yerle bir oldu. Aradan yüz yıldan fazla zaman geçtiği halde o ihanetin bedellerini hâlâ ödeyenler var.

Bugün kan ve gözyaşından başka akacak bir şey kalmayan İslam beldelerindeki mazlumların ahı, yüz yıl önceki hainlerin ve akılsız iş birlikçilerinin boynundadır.

Yemen’den Belgrad’a Trablus’tan Kırım’a, Kahire’den, Gazze’den Ramallah’tan, Şam’dan, Halep’ten, Arakan’dan, Kandahar’dan, Kabil’den, mazlumların ahının yükseldiği ve kanının aktığı her yerden beddualar yüz yıldır kesilmiyor ve kesilmeyecek.

Sadece hainlere değil, küçük hesapların peşine takılıp giden ümmetin geleceğini günlük pespaye hesaplarının gerisine atan iş birlikçileri de en büyük mahkeme önündeki hesaptan kurtulamayacak.

Hikâye çok tanıdık değil mi? 

Aynı ihanet üzerinden yüz yıldan fazla zaman geçtikten sonra sanki kopyalandı. Dejavu gibi. Hainler nerdeyse aynı hainler. İş birlikçileri de nerdeyse aynı iş birlikçiler. Dış destekçiler ve üst akıl da aynı. 

Bir farkla. Aynı oyunun bir kez daha oynanmasına izin vermeyen bir millet var artık.

Önümüzdeki Şubat ayının 18. günü büyük Sultan 2. Abdulhamid Han’ın vefatının 100. yıldönümü olacak.

Yüzüncü yılda yüzü ve alnı ak olanlar da var yüzü kızaranlar da.

Dün olduğu gibi bugün de.

 

Av. Yaşar Baş Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle